Güneydoğu'da 2 ateş arasında gazetecilik - N. Durukan'la söyleşi

04 Mayıs 2013 Cumartesi  |  MG ÖZEL

"İmralı Zabıtları"nı ortaya çıkaran gazeteci Namık Durukan'la Medya Günlüğü'nün Mayıs ayında yaptığı Güneydoğu konulu özel söyleşiyi tekrar yayınlıyoruz....

 

 

Namık Durukan, Medya Günlüğü'deki "pazartesi söyleşileri"nin bu haftaki konuğu. Durukan adı kamuoyuna, özellikle Milliyet okurlarına hiç yabancı değil. Uzun süre Diyarbakır'dan bölgedeki gelişmeleri izleyen Durukan bir süredir Ankara'dan Güneydoğu'nun yüksek atan nabzını tutuyor. 28 Şubat'ta Durukan imzasıyla Milliyet'in sürmanşetten verdiği "İmralı Zabıtları" haberi sadece gazetecilik açısından değil siyasi anlamda da büyük olay yarattı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın müdahil olmasıyla tartışmanın boyutu büyüdü. Tartışmanın sonunda Hasan Cemal Milliyet'ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Durukan'a kendisine Abdi İpekçi Ödülü getiren, "İmralı Zabıtları"nın kendisine nasıl ulaştığı, sızdırma söz konusu olup olmadığı konusunda daha önce açıklama yaptığı için bu konuları tekrar konuşmak yerine kendisine daha az sorulduğunu düşündüğümüz sorular yönelttik. Durukan Medya Günlüğü'nün sorularını şöyle yanıtladı:



-Son zamanlarda popüler bir kavram var: Barış gazeteciliği. Siz bu kavramdan ne anlıyorsunuz ve  destekliyor musunuz?



-Güzel bir kavram ama gazeteci olgularla hareket etmek zorunda, savaşsa savaş, barışsa barış... Kategorize etmek doğru değil gibi geliyor bana. Şu anda önemli bir süreç yaşanıyor ve medyanın kullandığı dille ilgili eleştirilmesi gereken yönler var. Sürecin sabote edilmemesi için kullanılan dilin yumuşaması bence çok önemli. Ama medyada klişeleşmiş kavramlar var. Ortada bir sorun varsa ve bu sorun can yakıyorsa herkesin olumlu bir dil kullanması gerekiyor diye düşünüyorum. Mesela bakıyorsunuz, "Cudi Dağı'nın eteğinde piknik..."diye başlık atılıyor. Bu ilk defa olmuyor ki! Objektif olmak, abartmamak lazım. Medya konusu çok önemli.


-Bölgede gazetecilik yapmak, oradan haber vermek zor mu?

 

-Doğrusu, bölgenin kendi gündemi farklı, medyanın gündemi farklı. Şimdiye kadar medyanın bölgeyi objektif yansıttığını söyleyeyemeyiz. Bölgede gazetecilik yapmak gerçekten sıkıntılı. Geçmişten bir örnek vermem gerekirse, diyelim PKK yol kesiyor karşısında merkez medyaya çalışan bir gazeteci görünce hemen ona "ajan" ya da "devletin resmi ideolojisini savunan kişi" gözüyle bakıyor, yani örgüt gazetecilere hiçbir zaman güvenmiyor. Ama diğer yandan, o bölgede devleti temsil edenler de gazetecilere güvenmiyor, hatta PKK'lı olmayla suçlayabiliyor. Yani, şimdiye kadar hep iki arada bir derede kaldık diyebilirim. 25 yıl bölgede gazetecilik yaptım, çok sıkıntı çektim.


-Bölge halkının ruh hali nasıl?

-Gelişmeler halka çok olumlu yansımış durumda. Zaten herkes bunu bekliyordu. Diyarbakır bu bölgenin merkezi. Eskiden, diyelim şehre bir PKK'lının cenazesi geliyor, hemen hava değişiyor. PKK'nın çekileceği haberi son derece olumlu karşılandı. Bu ruh halini her bakımdan hissedebiliyorsunuz. Bir yumuşama başladı. Herkes memnun. Bölgede bir helalleşme, gerçeklikle yüz yüze gelme durumu var. Şimdiye kadar PKK sekiz kez tek yanlı ateşkes ilan eti, iki kez geri çekilme kararı aldı. Sanıyorum, bundan sonraki aşamada PKK Kuzey Irak'a çekilecek, ardından dağdan düzlüklere inecekler, sonra da belki siyasi yaşama katılacaklar. Bu sürecin yaklaşık beş yıl kadar süreceğini tahmin ediyorum.


-Peki, bundan sonra sizler için bölgede gazetecilik yapmak daha mı kolay olacak?

-Gerçekten gazeteciler açısından çok zor anlar yaşandı. "işbirlikçi" gözüyle bakıldı gazetecilere. Bölge insanı olduğumuz için bize güvenilmezdi. Bu durumu, örneğin bir operasyona götürüldüğümüzde daha yakından hissediyorduk. İstanbul'dan gelen gazetecilere Diyarbakırlı gazeteciden çok farklı davranılıyordu. Sanıyorum, süreç işlerse bunlar ortadan kalkmaya başlayacak.

 

 

6.5.2013