'Enerji devlerin oyun alanıdır'

27 Şubat 2017 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'ndeki "Pazartesi Söyleşileri"nin konuğu enerji uzmanı Dr. Volkan Özdemir. Enerji Piyasaları ve Politikaları Enstitüsü'nün (EPPEN) direktörlüğünü de üstlenen Özdemir, kelimenin gerçek anlamıyla "doğal gazın kitabını" yazdı. "Türkiye Enerji Güvenliği Üzerine tezler- Doğalgaz Piyasaları" kitabı çok kısa bir süre önce piyasaya çıktı. Medya Günlüğü'nde de makaleleri yayınlanan Özdemir'le kitabını ve kitabından yola çıkarak enerjiyle ilgili güncel konuları konuştuk... 

-Doğal gaz 1986 yılından beri günlük hayatımızda, enerji-siyaset ilişkisi de yıllardır en çok duyduğumuz kavramlardan ama Türkiye'de bu konularda son derece sınırlı yayın bulunmasının nedeni ne?

-1987'den itibaren ticari olarak kullandığımız doğal gazın ülkemizde hepi topu 30 yıllık bir geçmişi var. Dünyanın gelişmiş piyasalarına baktığımızda bu son derece düşük bir süre. Buna karşın yıllık 46 milyar metre küp (bcm) büyüklüğündeki miktarla görece hacimli bir piyasayız ve en büyük ithalatçılardan biriyiz. Ben Türkiye'nin dünyada olumlu veya olumsuz örnekler dahil ilk 10'a girdiği çok az alan biliyorum. Hal böyleyken ülkemizde özelinde gaz genelinde enerji ile ilgili sayılı nitelikli yayının bulunması anlaşılır gibi değil. Enerji dünyanın en büyük iktisadi sektörü ve en önemli siyasi meselesi fakat Türkiye bunun önemini kavrayamamış. Yerleşmiş büyük kurumlar, şirketler, akademi ve insan kaynakları olmadığından bu stratejik bakış açısı gerektiren oyunu da sözgelimi elbise ticaretinden farklı görmüyoruz. İşin daha da garibi güçlü kurumlarınız, şirketleriniz olmayınca genç yetenekleri de bu sektöre çekemiyorsunuz. Doğu ülkelerinde yetenekli insanların ilk kariyer hedefi devlet enerji şirketleridir. Yüksek maaşlarla iş tatmini de yüksektir. Başarılı bir Rus gencin hayali Rosneft'te, Gazprom'da çalışmaktır. Örnekleri İran, Azerbaycan, Kazakistan gibi diğer üreticiler için de sıralayabiliriz. Benzer şekilde Batı'da da Exxon, BP, Shell gibi şirketler yüksek maaşlar ve liyakat bazlı kariyerle bir çok gencin hayallerini süsler. Türkiye'de maalesef bu yok. Bu olmadığı için yayınlara da pek ihtiyaç duyulmuyor sanırım. İşte kitap tersten dolanarak biraz bunu sağlamaya çalışan bir nevi kamu hizmeti oldu.
  
- Doğal gaz, siyaset ve ekonomi dahil pek çok unsuru barındıran ama aynı zamanda teknik bir konu. Kitabınızda bu dengeyi nasıl sağladınız? Okuru teknik yönleri ağır basan bir kitap mı bekliyor?
 
 - Kitap Türkçe, İngilizce, Rusça kaynaklardan yüzlerce referansla hem akademik hem de pratik bir kitap. Yani ders kitabı niyetine de okunabilir, çok konuşulan bir emtia olan doğal gazı; onun ticaret ve siyasetini anlamak için de. Kitabın ilk bölümü teorik: Gaz piyasanının evrimsel gelişimi, farklı modeller ve bunların eleştirileri mevcut. Aynı zamanda doğal gaz fiyatlandırmalarının nasıl olduğu, tek bir petrol piyasasının aksine dünyada neden farklı bölgesel piyasalar bulunduğu ama yavaş yavaş bu piyasaların da entegrasyon sürecindeki dinamiklerini ve değişen kontrat/ticaret yapılanmalarını inceliyor.

İkinci bölümde ise soyuttan somuta geliyor, içinde olduğumuz Avrupa (Avrasya) piyasasını inceliyorum. Bir ihracatçı ülke olarak Rusya, bir ithalatçı ülke olarak ise Türkiye piyasalarını derinlemesine inceleyip aradaki fark ve karşılıklı ticari dinamikleri okuyucuya anlatmaya çalışıyorum. Rusya kısmında doktoramı orada yapmamın getirdiği bir avantajla pek fazla bilinmeyen bir çok detay ve meselenin ekonomi-politik boyutundan da bahsediyorum. Üçüncü bölüm ise kamuoyu için daha bilindik bir alan: Enerji güvenliği ve jeopolitik. Bu kavramları, önemini ve enerjinin ulusların jeopolitik çıkar/hesaplarındaki konumunu tartışıyorum. Nabucco, BTC, Tanap, Türk Akımı, Güney Akımı ve benzeri bir çok başarılı-başarısız boruhattı projesinin iç yüzünü, temel dinamiklerini inceliyorum. Son kısımlarda da Türkiye için çıkarılması gereken dersleri, enerji politikamızın genel görünümünü ve geldiğimiz noktaya dair tezleri işleyerek ne yapılması gerektiğine yönelik önerilerimi tartışmaya açıyorum. 
 

-Rusya "Türk Akımı"nı sizce neden gündeme getirdi? Moda deyimle bu bir "kazan-kazan"projesi mi? Bu tür projelerde bütün taraflar kazançlı çıkabilir mi?
 
 -Türk Akımı Rusya'nın Avrupa'ya sattığı gazı Ukrayna transitinden kurtarmak için ortaya attığı projelerden biri. Nasıl ki biz sürekli olarak kaynak çeşitlliğinden bahsediyorsak Ruslar da enerji güvenliği için güzergah çeşitliliğine vurgu yapıyor ve ona göre farklı projeler geliştiriyorlar. Kuzey Akım 1-2, Mavi Akım, Güney Akım, Türk Akımı Batı Merkezli Doğu-Batı enerji koridoru projelerine karşı Moskova merkezli geliştirilen Kuzey-Güney eksenli enerji projeleri. Rusya 2014 Ukrayna üzerinden Batı ile krize girince köşeye sıkıştı ve Türkiye üzerinden yeni bir açılımla bu projeyi gündeme getirdi. Ben en başından beri Türk Akımı için konuşulan 63 bcm gibi rakamların hayal olduğunu, en fazla 2 hatla bunun yarısı kadar bir miktarın taşınabileceğini söyledim. Geldiğimiz noktada 1 hat garanti 1 hat opsiyonlu olarak yapılacak.Türkiye için de stratejik önemi bulunan ve genel anlamda olumlu bir proje. Yalnız bu tarz projelerin kulağa hoş gelen kazan-kazan söylemiyle değerlendirilemeyeceği kanaatindeyim. 10 yıl önceki rekabet ortamı da artık kalmadı. Bu nedenle Tanap,Türk Akımı gibi projeler birbirinin rakibi değil. Türkiye açısından kazan kazan tartışması yanlış bir söylem. Çünkü bir kere üreticilerle aynı ligde değiliz. Kamuoyu yanıltılıyor, biz son 25 yıldır adı geçen tüm enerji projelerinde etken değil edilgen bir konumdayız. Bu projelerin hiçbirini Türkiye ortaya çıkarmadı, SSCB'nin dağılmasından sonra başkaları tarafından ortaya atılan projelerde Batı ve Rusya arasında dans etti, ediyor. Geldiğimiz nokta pek parlak değil. Zira söylemin aksine uluslarası enerji nakliyat projelerinde merkez değil koridor oluyoruz.  Beğenmediğimiz Ukrayna bile değiliz, Ukrayna yıllardır üzerinden geçen boru hatlarına sahip olduğu için milyar dolarlar kazanıyor. Bizim üzerimizden geçen boruhatlarında ise biz azınlık hissesine sahibiz. Düşünün BTC'deki payımız %6.75 Tanap'ta %30 Türk Akımı'nda (ikinci hat olursa) en fazla %50. Sözün özü konumumuz dışarıdan belirleniyor. Eskiden daha çok tüketiciler için bir enerji koridoruyduk şimdi ise üreticiler için bir enerji koridoruna dönüştük. Gaz özelinde üçlü bir sistem oluşuyor. O da 2 tedarikçi 1 koridor: Azerbaycan, Rusya, Türkiye diye özetlenebilecek bir sistem. İşin ilginç yanı Avrupa'nın geliştirdiği "Güney Gaz Koridoru" kavramı son yıllardaki jeopolitik gelişmelerle "Avrasyalaşıyor". Bu kötü mü? Bence değil ama Türkiye konumunu salt bir koridorun ötesinde çok daha iyi kullanıp emtianın burada fiyatlanabildiği bir merkeze dönüştürebilirdi. Maalesef iktisadi olarak bu katma değeri yaratamıyoruz.
 

 -Tartışılan ve merak edilen bir konu var: Bir ülke sattığı doğal gazın fiyatını nasıl belirler? Ayrıca, ithal ettiğimiz gazı iç piyasaya onlara ödediğimiz fiyatın üzerine kar koyarak mı satıyoruz?
 
 - Doğal gaz fiyatları ülke içinde kuyubaşı çıkarma maliyetleri üstüne makul kar marjıyla belirlenir, ulusal piyasalarda ise piyasa fiyatı değer zincirindeki tüm segmentler (üretim, iletim, dağıtım) ve diğer giderler üzerinden kazanç sağlayacak şekilde arz-talep dengesi esas alınır. Tabii bunlar serbest piyasaya yönelik kavramlar, her yerde böyle işlemiyor. Bir de fiyatların içeride sübvansiyonu yani maliyetin altında satılması gerçeği var. Gaz direkt vatandaşı ilgilendiren bir konu olduğundan aynı zamanda çok siyasi bir mesele. Hükümetler bu nedenle fiyatları içeride kontrol altına alabiliyorlar. İlginç bir örnek 90'ların o dağılan Rusya'sında kapitalizme geçiş aşamasında petrol dahil bir çok varlık özelleştirilirken sektörden gelen dönemin Başbakanı Çernomırdin doğal gazda serbestleşme ve Gazprom'un parçalanmasına karşıydı. Nedeni ise konutlarda fiyatlar birden yukarıya çıkarsa bunun halkta hoşnutsuzluk yaratıp siyasi faturaya dönüşme riskiydi. Türkiye'de de tamamını ithal ettiğimiz doğal gazı içeride sübvansiyonlu fiyattan satıyoruz. Bu da öte yandan piyasanın tam oturmasını engelliyor. Uluslararası ticarette ise temel olarak 3 farklı metod var. Bizim dahil olduğumuz sistemde gaz fiyatları petrol ürünlerine bağlı olarak 6-9 ay gecikmeli şekilde belirleniyor. Anglo-Sakson ve şimdi de Kıta Avrupa'sında yaygınlaşan yöntemde ise gaz fiyatı diğer ürünlerde olduğu gibi kendi başına ve spot piyasada arz-talep dengesine göre belirleniyor. Doğu Asya LNG pazarında ise gaz fiyatları doğrudan petrol fiyatlarına bağlı. Şimdi bu üç farklı bölgesel sistem birbirine entegre oluyor ve her yerde spot piyasa fiyatları üstünlük kazanmaya başlıyor. Yani gaz, petrole bağımlılıktan kurtulup özgürlüğünü alıyor. Artık kendi kendime fiyatlanabilirim diyor. 2020'lerde bu süreç tamamlandığında bugün petrolde olduğu gibi tek bir dünya gaz piyasası oluşacak ve farklı noktalardaki fiyatlar büyük ölçüde yakınsanacak.
  

-Türkiye 2000'lerin başında enerji piyasalarını liberalleştirme kararı aldı. Aradan geçen 16 yılda ne kadar yol alındı, neler yapılamadı?
 
-Türkiye'de 2001 yılında çıkan 4646 sayılı yasa ile doğal gaz piyasasında agresif bir liberalleşme öngörülmüş ve tabii ki başarılı olamamış. Kitabın teorik kısmında ayrıntısıyla serbestleşme sürecinin dünyanın her yerinde ne kadar meşakatli odluğunu ve uzun bir sürecin ardından her zaman başarılı sonuçlar üretmediği tartışılıyor. Türkiye'de ise serbestleşme süreci tam bir fiyasko ve bu da kestirilebilir çünkü nedeni çok basit: Daha Türkiye'de doğru düzgün bir piyasa oluşmamışken 10 günde 15 yasa denilen Derviş düzenlemeleriyle daha bu pazar hazır mı, Türkiye'ye has özellikler nedir, serbestleşmeden amaç ne olmalıdır gibi kritik konular tartışılmadan bir anda İngiltere şartları için hazırlanmış kanun çıkarıyorsunuz. Ve kanunun önemli maddeleri (Botaş'ın 3'e bölünüp iletim hariç 2 şirketin özelleştirilmesi, pazar payının %20'ye çekilmesi) kadük kalıyor. Yani kanun mürekkepte var ama uygulama yok. Olamaz çünkü piyasa buna hazır değildi ve hala değil.  İçerideki ticarette aktif oyuncuları artıracak miktar devri yerine başka yerde görülmemiş kontrat devri yöntemiyle zaten zor bir sürece dış tedarikçileri de katıyorsunuz, yani adım adım gidilebilecekken ironik bir şekilde yukarıdan inme liberal devrim yapmaya çalışıyorsunuz. Günün sonunda ise 16 yıl geçmiş ne liberal ne de düzgün işleyen bir piyasamız var. Başkaları bu 16 yılda mevzuatlarını defalarca yeniledi, biz ise aynı yerde kaldık ve dünyadaki büyük değişimleri ıskaladık. Batı'dan tercüme mevzuatlar değil ülkenin özgün şartları dikkate alınmalı. Bir de şu var: Dünyada artık bir paradigma değişimi başladı ve neo-liberal politikalar artık yüksek sesle sorgulanıyor. Kamuyu eleştirmek kolay, önüne gelen herkes devleti eleştiriyor da acaba ülkemizde özel sektör çok mu nitelikli ve hazır? Dünyanın değişen şartlarında yeni oyun kurallarına adapte olmak gerekir: O da bence kamu öncülüğünde kısmi serbestleşme, yani karma ekonomik-enerjik düzen. Ve buna göre de Türkiye'nin içeride rekabeti artıracak piyasa uygulamaları yaparken uluslararası arenada boy ölçüşebilecek 'ulusal şampiyon' denilen dev bir petrol-gaz şirketini ortaya çıkarması gerekir. Bu şirketin çoğunluk hissesi veya altın hissesi kamuda olmalı, gerisi halka açılmalı, yatırımcıyı cezbedebilmeli ve görece özerk olmalıdır. Anlattıklarım Türkiye için bir hayal gibi gelebilir ancak bunları yapmazsanız canınız daha çok yanar. Çünkü enerji nihayetinde devlerin oyun alanıdır, içeride ne olursanız olun dışarıda cüce olursanız ezerler. Kitap işte bu konularda yeni bir tartışma başlatıyor. Umarım karar alıcılar dikkate alır ve bu çalışmanın düşünsel bir katkısı olur.