Vaypici, sieyçpi, eyviem!

02 Mart 2017 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

VAYPİCİ 

Yani YPG. 

PKK, PİKEYKEY. 

AKP, EYKEYPİ. 

CEHAPE ise SİEYÇPİ.

Acayip kültürlü halkız biz! Tee en tepeden aşağıya doğru derin kültürümüz süzülüyor paçalarımızdan adeta! 

Geçenlerde İstanbul'da İstinye Park isimli, dünyadaki en ünlü markaların mağazalarının olduğu, acayip lüks arabalarla gelen kalantor insanların alışverişe mi yoksa birbirlerine "marka"larını göstermek için mi geldikleri belli olmayan AVM'ye (EYVİEM) yürüyerek gittim.  

Bebek'te, kıç kadar yere 15 masa koyup, gayet sıradan ve vıcık bir servisle alalade ürünlerle donatılmış kahvaltı tabağımızdaki ithal tomatları, eski püskü takalara bakarak kemirdikten sonra, kıçlarına marka eşofmanlarını geçirmiş, üzerlerinde kaz tüyü yelekleri olan ve köpekleriyle iftihar eden güruhun yanından süzülerek İstinye sapağına kadar geldim. 2.5 metrelik caddeyi geçmek için takriben 18 kere, kırmızı ışığa rağmen durmayan primatlara galiz küfür ederek, yayalara yeşil ışık yanmasına rağmen büyük bir risk alarak, geçmeyi başardım.

Sonra vurdum kendimi yokuşa. Yürü babam yürü. Birden manzara değişti. Sağ tarafımda, tel örgülerle tecrit edilmiş, içinde şu olmayan bir kanalın sınır teşkil etiği film stüdyosu gibi alan çıktı karşıma. Kaldırım denilen alanın genişliği 45 cm'den fazla değil zira iki kişi yanyana yürüyemiyor!

Cebimdeki akılllı telefonumundan konumuma baktım, meğerse sağ taraftaki alanın ismi BALTALİMANI imiş! İsmi bile ürkünç, ne demek baltalimanı! Evler üstüste, belli ki imar izinleri yok, sağda solda çöpler, köpekler havlıyor. Eğer gece olsa korkudan kurdeşen dökerdim herhalde. Hızlı hızlı yürümeye devam ettim ama sağ tarafa bakmamaya çalışıyorum. Belli mi olur, biri çıkar "ne bakıyon olm" der, dalar malar. 

Sonra yol iyice daraldı ve dikleşti. Muhteşem alışveriş merkezinin silüetini uzaktan seçiyorum ama ulaşamıyorum. Yol, kıvrılıyor, yukarıdan aşağıya doğru pahalı araçların içinde bakımlı oldukları çok belli olan hanımlar denize doğru akıyor. Fırsat kollayarak , nefes nefese yukarı çıkmaya devam ediyorum, o da ne! Gecekonduların arasında, deli para harcanarak dizayn edilmiş bir çiçekçi. İsmi İngilizce. İçerisi boş. Ne alaka diyorum kendi kendime. 5 dakika önce önünden geçtiğim BALTALİMANI sakinleri buradan karılarına çiçek mi alacak!? Hemen yanındaki komşusu yine gecekondu. Sonra bir kafe! 

Tamam, İstanbul çelişkiler şehri ama bu kadarı gerçekten absürd. Vızır vızır aşağı inen araçlara bakarak birden bire İstanbul Borsası'nın binasının önüne çıkıyorum zart diye. La havle. Bir kaç adım sonra bütün ihtişamıyla İstinye Park görünüyor. Durup , geldiğim yola bakıyorum, sonra  tekrar EYVİME'e. Gözümün önünde duruyor memleketin özeti! 

Bir önceki gün, Sultanahmet dolaylarındaki görüntü geliyor aklıma. Her tarafta Araplar, Suriyeliler, konuşulan dil Arapça, görüntü çok kötü.

İnsanların birbirlerine olan muhabbetleri rahatsızlık verici düzeyde. Arada tek tük Avrupa'lı turistler ya da bir kaç Rus. Sanki Rakka'dayız! Hani deniyor ya Rakka'ya girecez diye, zahmet etmeyin, Rakka gelmiş zaten ayağımıza. 

İstanbul bitmiş! Deniz bile sanki Arapça şakırdıyor. Denizin üzerindeki lüks restotanlarda adam başı 150 tl verebilecek durumdaysanız, leş gibi sigara kokan taksilere binip yalan dolan muhabbetlere katlanacak sabrınız var ise, sokaklarda 10 metreden fazla düz yürümeyecek olmanız sizi delirtmeyecekse İstanbul'a gidilebilir ama en fazla 3 gün!

VAYPİCİ ile bunun ne alakası var demeyin. Çok alakası var. 

Çünkü İngilizcesi 'hav ar yu'dan öteye geçmeyen insanlarımızın VAYPİCİ diyerek konuştuğu ülkenin gurur duyduğu şehrindeki durumun bu olması gayet normal. 

İşler iyiye gitmiyor. Yakında, bu ülkeyi omuzlarında taşıyan kesim pılısını pırtısını toplayıp su kenarlarına göçecek, geride kalan tortular ise fosile dönecek. Ama arkalarında dehşet bir enkaz bırakarak. 

Türkiye Araplaştırılıyor, şehirler işgal ediliyor, her şey yozlaşıyor çünkü biz YPG'ye VAYPİCİ diyecek kadar engin bir kültüre sahibiz! 

Acı gerçek bu! 

Analizör