Ülkemde Suriyeli 'vatandaş' istemiyorum

03 Mart 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Dün Ombudsmanlık sempozyumunda Cumhurbaşkanı konuşmasının büyük bir bölümünü Suriyeli ve Iraklı göçmenlere ayırdı. 

Söylediğine göre bugüne kadar bu "misafirler" için bizlerin ödediği vergilerden harcanan para tam 26 milyar dolar, bu süreçte gelişmiş ülkelerden gelen yardım da 1.2 milyar dolar olmuş.

Geçen haftada Hükümet 16 Nisan'a kadar Suriyelilere vatandaşlık verilmeyeceğini açıkladı.Bu açıklamadan anladığım 16 Nisan sonrası davetsiz misafirlerimizin Türk vatandaşlığına kabul edileceği yönünde oldu. 

Suriyelilerin konuşulduğu bir televizyon programında AKP yandaşı bir hukukçu, gözümüzün içine baka baka konuyu saptırarak, Türk Milletinin ve öncesinde de Osmanlı'nın misafirperverliğinden dem vurarak, Suriyeli sığınmacıların Türk vatandaşı yapılmasının misafirperverliğimizin gereği olduğunu savunmaya başladı.

Oysa biz hiçbir zaman Türk Milleti misafir sevmez demedik ki. 

Türk Milleti öyle bir millettir ki, elindeki lokmasının yarısını misafiri ile paylaşmaktan geri kalmaz. Suriye'deki iç savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriyeliler de bizlerin misafirleridir, o nedenle yıllardır yediriyor, içiriyor, sağlıklarıyla ve eğitimleriyle elimizden geldiği kadar ilgileniyoruz.

Ancak, misafir etmek ile vatandaşlığa kabul etmeyi birbirine karıştırmamak lazım, her ikisi farklı kavramlar olup, sonuçları da tamamen farklıdır. 
Misafirlik, geçici bir statü olup, vatandaşlık ise kalıcı ve ülkenin her alanda geleceğini etkileyen çok önemli bir statüdür.

Aynı AKP yandaşı hukukçu konuşmasının devamında, Hitler Almanya'sının zulmüne uğrayan Yahudi asıllı Alman bilim adamlarının ülkemize kabul edilerek vatandaş yapılmasını örnek göstererek, Suriyeli sığınmacıların da vatandaşlığa kabul edilebileceklerini savunarak, halkımızı kandırmaya ve yanıltmaya çalışmıştır.

Hitler Almanya'sından kurtulmak için ülkemize gelen bilim adamları, kaçarak, can havliyle ülkemizin sınırlarına dayanmamışlardır. 

Almanya ile Türkiye sınır komşusu değildir.

Bu bilim adamlarının sayıları da, üç milyon olmadığı gibi, her biri kendi dallarında seçkin bilim adamı ve profesör unvanlı kişiler olup, o tarihlerde ülkemizde yetişmiş nitelikli bilim adamı sayısının azlığı bir gerçek olup, ülkemizin o sığınmacı bilim adamlarına ihtiyacı vardır. 

Sayıca az olan bu bilim adamları, bizzat devletimiz tarafından ülkemize çağırılmış ve davet edilmişledir. Ülkemizde kurulan birçok üniversite ve fakültede büyük emekleri vardır.

Fırsattan yararlanarak, Hitler rejiminden kurtulmak isteyen ve sayıları yüz bile olmayan yetişmiş bilim adamlarını, kendi bilim adamı açığımızı kapatmak amacıyla, sınırdaş dahi olmadığımız Almanya'dan ülkemize davet ederek vatandaşlığa kabul etmemiz ile Suriyedeki iç savaştan dolayı kaçmak zorunda kalan ve can havliyle sınırımıza dayanarak canlarını zor kurtaran sınırdaş komşumuz üç milyon Suriyelinin ülkemize sığınmalarını aynı kefeye koyamayız. 

Alman bilim adamlarıyla kıyaslayarak üç milyon vasıfsız Suriyeliyi vatandaş yapamayız. Kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın.

Suriyelileri iç savaş bitene ve kendi ülkelerine dönene kadar misafir statüsünde ağırlamaya eyvallah.  

Suriyeli sığınmacıları vatandaş yaptığın takdirde neler olacağını, ülkemizin ne gibi risklerle karşılacağını düşünmek dahi istemiyorum.

Suriyeli sığınmacıları siyasi çıkar uğruna vatandaşlığa kabul etmek, bu vatana ihanetlerin en büyüğü olur.

Şu da unutulmamalıdır ki, üç milyon Suriyeliyi bir gecede çıkaracağınız bir torba yasa ile vatandaş yaptığınız takdirde, Suriyeli sığınmacıların ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlar ve Avrupa Birliği tarafından yapılan ve yapılması vaat edilen maddi yardımı da kaybetmek ile yüz yüze gelebiliriz.

Halk arasında bir deyiş vardır "misafirin az oturanı makbuldür."

Sevgili Suriyeli misafirler, sizlerin ziyareti de yeteri kadar uzun olmuştur.

Biz ödediğimiz vergilerle, bize sunulmayan haklarla sizleri en iyi şekilde ağırlamışızdır. 

Siz de bundan istifade ülkeniz için savaşmak yerine bol bol sevişip çocuk yapmışsınızdır.

Artık misafirlik bitmiştir. Köylünün köyüne, evlinin evine gitme vakti çoktan geçmiştir