Yularsızlığın bedeli

03 Mart 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Tüm canlılar kalıtım ve çevrenin ortak eseridir.  

Artık kalıtımın kaynağının genler olduğunu ve canlıların yaşamına -büyük ölçüde- genlerdeki talimatların yön verdiğini biliyoruz. 

Belli bir türde genlerin benzer olduğunu ve farklı türleri genlerine bakarak ayırmakta zorlanmayacağımızı da öğrendik. 

***

Ama her şey genetik talimatlardan ibaret değil! 

Bu talimatların kaybolmadan nesiller boyu çoğalarak sürmesini arzulayan genler, -ipi elden bırakmama koşuluyla- bedenine girdiği canlılara, çevrelerine uyum sağlayabilme yeteneği bahşetmiş. 

İlkel canlılarda çevreye uyum talimatları basit: "Yemekle karşılaşırsan ye", "ışığa yönel" gibi...

Canlılar geliştikçe, daha yetkin sinir sistemleri ve daha büyük beyinlerle, uyum yeteneklerini hayli artırmışlar. 

İnsan, gövdesine oranla çok büyük beyniyle, bu yeteneğin doruğa çıktığı canlıdır. 

***

Gerçekten de, insan başka hiçbir canlıyla kıyaslanmayacak ölçüde beyin gücüne; yani öğrenebilme, düşünebilme ve yenilikler yaratabilme yetisine sahiptir. Bu yüzden gezegenin efendisi haline gelmiş ve bu yüzden kendisini "eşrefi mahlukat" ilan etmiştir. 

Ne var ki, herkesin beynin muazzam kapasitesini aynı ölçüde kullandığı söylenemez. Zaten bireyler arası farkın nedenlerinin başında, beyin kapasitesini kullanma derecesi gelir. Değilse, herkesteki genetik kodlar birbirine benzerdir ve bir organ olarak beyinler arasında ciddi farklar yoktur. 

***

Kimileri beynin cömertliğini geri çevirmeyip, zihinlerini -doymak bilmez bir iştihayla-, merak ederek, araştırarak, deneyerek, öğrenerek, düşünerek alabildiğine büyütür. 

Bu süreç; heyecan, haz ve huzur kadar acı da verir. 

Zihne yapılan her yatırım, genlerin yularını biraz daha gevşetir. Her gevşeme, genlerin sunduğu haz ödüllerinden biraz daha uzaklaşmak demektir. 

Zihin dolup taştıkça, zihinsel faaliyetin ağırlık merkezi beynin dışından içine taşınır. Çevreyle iletişim giderek yerini iç konuşmalara bırakır. Artık çaba almaya değil, önceki alınanlardan yeni çıkarımlar yapmaya ve üretmeyedir. 

Yularından kurtuldukça fikirler kalabalık vasatlarınkinden uzaklaşır, normların dışına çıkıp uçlara savrulur. 

Sürecin sonu, türün sosyalliğine inat, derin yalnızlıktır. Bu hem norm dışına çıkışı cezalandıran toplumun, hem de iç konuşmalara yönelenin ortak tercihidir. 

***

İroni, topluma ters düşen bu insanların, vasat zihinli kalabalıkların direncine hatta kimi zaman aforozlarına rağmen, -kendi mutsuzlukları pahasına- içinde yaşadıkları toplumun refahını yukarı çekmesidir.