Kremlin'de 520. yıl zirvesi

10 Mart 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki bugünkü zirve sadece iki ülkeyi ilgilendirmiyor, başta ABD, İsrail ve İran olmak üzere pek çok ülke tarafından da yakından takip ediliyor.

24 Kasım 2015'de yaşanan ve sekiz ay süren "uçak krizi"nin 9 Ağustos 2016'da geride kalmasından sonra bu, iki liderin dördüncü buluşması olacak. Moskova ziyaretinin resmi gerekçesi, sonuncusu 2014 yılında yapılan Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) toplantısı, ancak masada pek çok başlık yer alıyor.

Erdoğan'ın önceki gün söylediği gibi, zirveye Suriye konusunun damgasını vurması bekleniyor. Rusya ile krizin çözülmesinden bir kaç hafta sonra "Fırat Kalkanı" operasyonuna başlayan Türkiye arzu ettiği "güvenli bölge"nin kurulması yolunda somut adımlar attı, ancak Menbiç yolunda bazı sıkıntılarla karşılaştı. Aslında, Türkiye'nin PKK'nın uzantısı kabul ettiği PYD'nin burasını boşaltmasıyla Ankara bir anlamda istediğini elde etti, ancak çekilen yerlere Suriye ordu birliklerinin yerleşmesiyle kenti ÖSO aracılığıyla kontrol etme planı gerçekleşmedi.

Rakka cephesinde de durum karmaşık görünüyor: Buraya yapılacak operasyona mutlaka katılmak isteyen Türkiye, operasyonda PYD/YPG'yi kullanmakta ısrarcı davranan ABD'yi bir türlü ikna edemiyor. Rusya ise, bölgenin IŞİD'den temizlenmesinin ardından burasının Suriye ordu birliklerine devredilmesini istiyor. Yani Türkiye "saha"da hem ABD engeliyle hem de Türk ordusunun hamlelerinin Esad rejimine zarar vermesini önlemeye çalışan Rusya'nın markajıyla karşı karşıya bulunuyor. Tüm bunlar zirvede uzun süre konulması beklenen konular.

Rusya'nın Suriye'de hem işbirliği yapıp hem de sınırlamaya çalıştığı ülkelerden biri de İran. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun dünkü Moskova ziyareti sırasında Putin'den benzer şekilde İran'ın Suriye'de güç kazanmasını engellemesi çağrısında bulunması bekleniyordu.

Enerjide işbirliği

Rusya'nın gündeme getirdiği "Türk Akımı", "uçak krizi"nin son bulmasından sonra hızlandı ve taraflar yasal yükümlülüklerini yerine getirdi. Yaklaşık 11 milyar dolarlık proje, Karadeniz'in dibine yerleştirilecek boru hattıyla Türkiye'ye doğal gaz getirilmesini öngörüyor. Önceleri dört ayrı hat planlanıyordu, ancak şu anda sadece ikinci hat konuşuluyor. İkinci hattan Yunanistan ve İtalya gibi Avrupa ülkelerine gaz taşınması düşünülüyor. Yasal yükümlülükler yerine getirildiği için şimdi gözler yaz aylarında başlaması beklenen inşaat çalışmasında.

Rusya'nın yapacağı Türkiye'nin ilk nükleer santrali Akkuyu ise, finansman zorlukları nedeniyle uzadı ve son haberlere faaliyete geçmesi 2023'e uzadı. Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak dün AA'ya yaptığı açıklamada, ziyaret sırasında Rusya Yatırım Fonu ile Türkiye Varlık ve Yatırım Fonu arasında ortak yatırım fonu kurulmasına ilişkin protokol imzalanacağını söyledi. Bu yolla, Türkiye'nin Akkuyu için Rusya'ya finansman desteğinde bulunması söz konusu olabilir.

S-400 füzeleri

Rusya ile ilişkilerin yumuşama sürecine girmesinden sonra Ankara, gelişmiş S-400 hava savunma sistemleri satin almak için Moskova ile pazarlık masasına oturulduğunu resmen açıkladı. Ancak, tüm silah alımlarında olduğu gibi konu askeri gibi görünse de aslında siyasi. Batılı ülkeler, hem NATO sistemine entegrasyonunda sorun yaşanacağı gerekçesini öne sürüyor hem de bir ittifak ülkesinin "karşı cephe"den silah almasını istemediklerini açıkça dile getiriyor. Benzer bir durumda Türkiye Çin'in kazandığı uzun menzilli füze ihalesini son anda iptal etmişti. Türkiye'nin "Rus füzesi"ni Batı'ya karşı bir koz olarak mı kullandığı, yoksa alımda kararlı mı olduğu şu an için yanıtını az sayıda kişinin bildiği bir soru. Ancak, Ruslarla pazarlık sırasında Türkiye'nin teknoloji transferi için de ısrar ettiği biliniyor.

Ekonomik yaptırımlar

Uçağının düşürülmesinden hemen sonra Rusya'nın Türk mallarına koyduğu kısıtlamalar büyük ölçüde sürüyor. Ruslar, Türkiye'deki sebze-meyve üreticilerini zor duruma düşüren yasağı kaldırmaya yanaşmıyor, üstelik kendi üreticilerini desteklemek istediklerini söyleyerek gelecek için pek umut vermiyor. Yine zirve sırasında Rus tarafı bazı sürpizler yapabilir ki, dün Moskova'dan bu yönde bazı sinyaller geldi. Kriz nedeniyle yıllık ikili ticaret hacmi 16 milyar dolara kadar gerilemiş durumda.

Rusya'nın kriz günlerinde uygulamaya koyduğu bir diğer yaptırım da ülkesinde faaliyet gösteren Türk işadamlarına yönelik. Türk vatandaşları ve Türk sermayeli Rus şirketleri için konulmuş çalışma yasaklarının kalkmaması, 25 yıldır kaderlerini Rusya'ya bağlamış insanları zor duruma düşürüyor. Kriz dönemindeki kadar ağır olmasa da vize alımında ve Rusya'ya girişte yaşanan sıkıntılar sürüyor. Vize yasakları ve oturma izinlerinin iptal edilmesi Rus-Türk karma evliliklerinde ailelerinin parçalanması sorunu yaratmış durumda.

Zoraki nikah

1492 tarihine referans verenler olsa da 1497, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının başlangıç yılı kabul edilir, yani bundan tam 520 yıl önce. Bu süre zaman zaman savaşla, kimi zaman gerginlikle, kimi zaman da işbirliği ve dostlukla geçmiş. Gerginliğin obektif nedeni, iki ülkenin de bölgesel liderliği ele geçirmek istemesi ve bu yüzden de birbirlerini rakip olarak görmesi. Aslında şu anda da durum hiç farklı değil ama iki ülkenin çıkarları işbirliği yapılmasını da zorunlu kılıyor. Dolayısıyla, "zoraki nikah"a benzeyen bu ilişkiyi "stratejik ortaklık" olarak tanımlamak abartılı olur. Yine de, sunduğu ekonomik fırsatları ve uluslararası alandaki ağırlığı düşünüldüğünde Rusya ile yakın işbirliği yapmak Türkiye'nin çıkarına görünüyor.