Mevzubahis olan vatansa, gerisi teferruattır

10 Mart 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye son yıllarda hem içeride hem de dışarıda çok karmaşık bir dönemden geçiyor. 

7 Haziran seçimleri ile başlayan, 1 Kasım seçimleri ile devam eden siyasi istikrarsızlık, Güneydoğu'da yaşanan çatışmalar, Suriye ve Rusya krizi, metropollerde patlayan bombalar, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi, yeni anayasa tartışmaları sonrası referandum,ve başkanlık sistemine geçiş olmak üzere gündemde pek çok sorun var. 

Bu konulara kafa yoran ve çözüm yolları arayan "mevzubahis olan vatansa gerisi teferruat" diyerek sadece ellerini değil, gövdelerini taşın altına koyan siyasetçi, gazeteci ve akademisyenlerle söyleşiler gerçekleştirdim. Bunlar farklı zamanlarda Medya Günlüğü'nde yayınlandı.

Bugün o söyleşilerden gündeme ait güncelliğini koruyan birkaç soru ve cevabı sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum.

28 Şubat 2016 tarihinde 21. Dönem MHP Kırşehir Milletvekili, 57.Hükümet Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu ile yeni anayasa çalışmaları üzerine yaptığım söyleşide, sayın Mirzaoğlu "TBMM görev ve yetkileri Anayasamızın 87.maddesinde ve sonraki maddelerinde tek tek sıralanmıştır. Bu maddelerde ve idare ile ilgili 123. ve sonraki maddelerde böyle bir yetki söz konusu değildir. Ayrıca, TBMM üyeleri bu anayasaya sadık kalacağına dair yemin ederek göreve başlarlar. Yeni bir anayasa topyekûn ilga edilmeden yapılamayacağına göre; anayasaya bağlı kalacağına yemin etmiş milletvekilleri nasıl anayasayı tümden ortadan kaldıracaklardır", diyerek yeni bir anayasanın yapılamayacağını belirtmiştir. (Söyleşinin tamamını okumak isterseniz: http://www.medyagunlugu.com/Haber-1939-anayasaya-farkli-bakis.html )

18 Ekim 2016 tarihinde 24.dönem CHP milletvekili Prof. Dr. Birgül Ayman Güler'le gerçekleştirdiğim söyleşide, Sayın Güler 15 Temmuz darbe girişimini "Türkiye'ye ve Türk Milletinin egemenlik yetkisine dönük bir işgal saldırısı olarak görüyorum. Girişim bastırıldıktan sonra kimi yabancı devletlerin hal ve tavırlarından gördük ki, o iş başarıya erse sevineceklermiş. Buna bakarak, girişimin dış güdümlü büyük bir kötülük olduğunu söyleyebiliriz." diyerek değerlendirmişti. (Söyleşinin tamamını okumak isterseniz: http://www.medyagunlugu.com/Haber-2583-chpnin-sorunu-yonetimi.html )

9 Aralık 2016 tarihinde Rusya'nın Sırları kitabının da yazarı gazeteci Cenk Başlamış'la gerçekleştirdiğim söyleşide, Sayın Başlamış Rus uçağının düşürülmesi ile başlayan ve dilenen özür sonrası barışla sonlanan krizde bu barışmanın ne kadar gerçekçi olduğunu "Çok basmakalıp olacak ama uluslararası ilişkilerde duygulara yer yoktur, eğer duygusal davranıyorsanız zaten kaybetmeye baştan mahkûmsunuzdur. Demin dediğim gibi Ruslar aslında uçak olayını unutmadı ama gelişmeler çıkarları gereği Rusya'yı Türkiye ile barış yapmaya itti. Türkiye'nin uçak olayından pişman olduğunu zaten biliyoruz çünkü farklı rakamlar olsa da genelde söylenen 8 ay süren krizin faturası 10 milyarı buldu, üstelik Rusya gibi bir ülkeyi karşısına aldı. Dolayısıyla Türkiye zaten barışmaya hazırdı, sadece ekonomik gerekçelerden değil, Batı'ya karşı istediği zaman "Rus kozu"nu da oynayabilmek için. Bana kalırsa uçak olayının asıl büyük zararı karşılıklı güven duygusuna hasar vermesi oldu. Güven dediğimiz öyle bir kaç günde oluşmuyor, yıllar gerekebiliyor. Şimdi görünüşte barıştık ama iki tarafın birbirine güven duyduğunu söylemek mümkün değil. Biz de, onlar da gardını almış vaziyette. Sanırım bu durum bir süre daha devam edecek. Aslında bu gard alma bence bizim açımızdan iyi. İyi çünkü Rusya gibi ülkelerle ilişki kurarken son derece dikkatli olmanız gerekir. Ben şahsen iki ülkenin bölgede işbirliği yapması gerektiğini düşünüyorum, sadece dikkatli olmak gerekir diyorum." diyerek değerlendirdi. 
(Söyleşinin tamamını okumak isterseniz:http://www.medyagunlugu.com/Haber-2798-turk-rus-iliskilerinin-sifreleri.html )

10 Şubat 2017 tarihinde 23.dönem CHP Manisa milletvekili Şahin Mengü ile gerçekleştirdiğim söyleşide, Sayın Mengü 16 Nisan referandumundan Hayır çıkacağını belirterek yaşanan bu süreci "Ülke büyük bir ekonomik krizden geçerken bir anayasa değişikliği yapılarak, 150 yıldır uygulanan parlamenter sistemden vazgeçilerek, kontrol mekanizmasının hiç olmadığı, diktatoryal bir sisteme geçilmeye çalışılması demokratik bir ülkede düşünülemez. Demokrasiyi içine sindiremeyen siyasetçiler yönetirken bataklığa saplandıkça anti demokratik yollara başvururlar. Getirilmek istenen sistem de böyle bir anti demokratik bir sistemdir. Hükümet üstünde hiçbir demokratik denetim mekanizması olmayacaktır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bu yöntemler diktatörlüğe yol açar." diyerek değerlendirmişti. (Söyleşinin tamamını okumak isterseniz: http://www.medyagunlugu.com/Haber-3019-menguden-cok-carpici-aciklamalar.html )

Ve son olarak 24 Şubat 2017 tarihinde 2002 yılında kanlı bir suikasta kurban giden Necip Hablemitoğlu'nun eşi Prof.Dr.Şengül Hablemitoğlu ile yeni çıkan kitabı "Gri Kitap Yolculuk", kanlı suikast ve ülke gündemini konuştuk.Yıllar önce  kitaplarında, konferanslarında bizlere bugünkü adıyla FETÖ denilen terör örgütünün devlete nasıl sızdığını ve neler yapabileceğini anlatan Necip Hablemitoğlu'nun  Katledilme nedeni bu mu diye sorduğumuzda,Sayın Hablemitoğlu "Şu aşamada öncelikle söylemem gereken, bu yapılanmanın Türkiye'de organize bir suç örgütü söyleyen ilk kişinin Necip Hablemitoğlu olduğudur. Ama şunları da eklemeliyim, bütün bunları anlatırken çok zarar görrmüştür. Sosyal yaşamı, akademik yaşamı engellenmiş tehditlerle ve bazı tazminat davaları ile uğraşmıştır. Mevcut iktidar ve fetö yandaşları tarafından. Dışlanmış hakarete uğramıştır. Sonuçta da öldürülmüştür. Ancak bu katledilmesinin nedeni midir bunu adalet söyleyecektir, ben değil..." diyerek cevapladı.(Söyleşinin tamamını okumak isterseniz:http://www.medyagunlugu.com/Haber-3070-aslinda-olumdur-kara-olan.html )

Bir sonraki söyleşim çok yakında YARSAV kurucu başkanı, hukukçu ve siyasetçi Ömer Faruk Eminağaoğlu ile olacak.

Bugüne ait son sözüm yaklaşan referandumun ülkeme hayırlı olması yönünde olsun...