Helikopter kazası ve 'kocaman yürekli' bir dost

11 Mart 2017 Cumartesi  |  GÜNLÜK

Siz hiç, neredeyse daha dün baş başa oturup, saatler boyu hayatın türlü hallerini keyifle harmanladığınız bir dostunuzu kaybettiniz mi? Hem de ansızın? Hem de ömrünün baharında? Ve siz meçhul birilerinin ölüm haberini alıp, "Bilse o bilir" diye aradığınız dostunuzu yitirmenin ne demek olduğunu bilir misiniz?

* * *

Erdoğan'ın Moskova gezisinin haberlerini yazmaya oturmuşken, "Türk TV'leri nasıl veriyor?" diye CNN Türk'ü açıyorum internetten...

Yine bir "son dakika" haberi...Muhabir olay yerinden feryat figan anlatıyor:

"İstanbul'da Eczacıbaşı Holding'e ait bir helikopter düştü. Kazada ölenlerden dördü Rus işadamı!"

"Rus" kelimesini duymasam, TürkRus'a haber yapmak aklıma bile gelmeyecek. 

Ama spiker "Rus" der demez muhabir refleksiyle irkiliyorum. Eczacıbaşı Holding'i de ekleyince yıldırım hızıyla Salim'i düşünüyorum.

Ama başka türlüsünü ona yakıştırmam imkansız olduğu için sadece, "haber kaynağı" olarak Vitra Rusya Genel Müdürü, dostum, kardeşim Salim Özen geliyor aklıma. 

"Bilse o bilir" diyorum. Başka bir düşünce o an aklımdan bile geçmiyor. Dedim ya; yakıştıramıyorum.

Hep öyle haberleştiğimiz için önce Whatsapp'tan yazıyorum. Cevap yok. Arıyorum. Cevap yok. "Yine bir toplantıdadır" diye email atıyorum: 

"Üstad kaza icin aradım

Başınız sağolsun

Vefat edenler sizin Rus konuklar mı?

Bir malumat var mı?"

Yollar yollamaz bir ince sızı ve  "Acaba?" diye soru işaretinin çengeli saplanıyor yüreğime. 

Sonra birkaç telefon...Sonra ajans haberleri...Sonra inanmak istemediğim gerçek...Sonrası isyan, tarifsiz bir acı, gözyaşı...

* * *

Salim'i en son 6 şubat pazartesi akşamı gördüm.

Günler öncesinden anlaşmıştık. "Sen genel müdür adamsın, seni kesmez ama benim gibi fukara gazetecinin hesap ödeyebileceği bir yere, Haçapuri kafeye götüreyim seni" diye takılmıştım.

Garson "Kapatıyoruz" diye kibarca uyarana kadar, saat saymadan muhabbet ettik baş başa...

Hayata dair ne varsa o akşam masamızdaydı. 

Artık ergenliğe adım atan çocuklarımızı konuştuk. Onun kızıyla benim oğlum yaşıttı. En kötü şeylerin bile "güzel yanlarını" bulup eğlendik. Onun hayata bakışında bu naiflik, iyimserlik, güzellik vardı zaten. 

İkimiz nerdeyse yaşıttık. Emeklilik planları diye mevzu açacak oldum, "Patron dur bakalım. Senin çocuk tek, işin kolay; bizde iki ufak canavar var. Ne emekliliği?" diye takıldı. İstanbul planlarını anlattı biraz. Dönüş için gün sayıyordu. "Hanımdan, çocuklardan uzak kalmak zor geliyor" diye yakındı. ''Dünyanın neresinde yaşamak istersiniz?'' sorusuna, ''Eşimin ve çocuklarımın olacakları her yerde" diye yanıt vermişti bir röportajında...

Bizim Moskova'da küçük bir yemek grubumuz vardı. Denk gelirse ayda bir buluşurduk. Salim grubun değişmez azasıydı. "Sakin gücü"ydü. İnce esprilerin zarif beyefendisiydi. O çocuksu yüzünün arkasında olgun bir dosttu.

Geçen yıl Rusya'da 10'uncu yılı doldurup artık İstanbul'a dönmeye karar vermişti. Genel müdürlüğü teslim edeceği Rus elemanı kendi seçip hazırlamıştı. Hatta aralık ayında veda yemeği için gün tespit etmiştik. 

Grubun diğer demirbaşı dostumuz Beko Rusya Genel Müdürü Zafer Üstüner'i de yeni görevine, Tayland'a uğurlayacaktık. Yani bir yemekle  "çifte veda" planlamıştık. 

Ama gel gör ki, Salim'e halef olacak eleman bir nedenle son anda işten ayrılmış, o ara ailesini önden İstanbul'a yollayan Salim'in Moskova'da "askerliği" birkaç ay daha uzamıştı. Gerçi bu yaz İstanbul'a döndükten sonra da Rusya koordinasyonuna devam edecek, ayda bir yemeklere yetişecekti. Veda yemeğinde, "Zaferle ikinizi birarada çıkaracaktık, kaldın şimdi bize ikinci yemek masrafı çıkardın!" diye takılmıştık Salim'e.

* * *

En son beş gün önce haberleştik. 

Ben TürkRus.Com'da, Türklerin çalışma yasağının kaldırılması için "Putin'e açık mektup" diye bir makale hazırlıyordum.  Salim dahil, "aklımın yarısı" diye takıldığım birkaç arkadaşıma taslağı yollayıp fikirlerini sormuştum. 

Salim her zamanki "analitik" bakışı ile isabetli tespitler yapmış, yazıya epey katkı sağlamıştı. İş dünyasının sorunlarını en iyi bildiği gibi, "en iyi formüle eden" kafalardan biriydi.

Yazı çıktı, Salim "Galiba biz boşa kürek çekiyoruz patron, ama yine de iyi oldu" diye takıldı. Son muhabbetimiz bu oldu...

* * *

Salim'i kaybettik.

Ansızın...

Ona asla yakıştırmayacağımız şey oldu...

Bir parçamız koptu.

Bir yangın düştü içimize.

Ben geçen yaz iki hafta arayla babamı ve annemi kaybettim. Ağır yaralıydım. Ama kendi kendimi teselli etmeye çalışırken, "Ölüm kaçınılmaz.

Hiç değilse uzun ve mutlu bir hayat yaşadılar. Öldükleri için bu kadar üzülmekten çok, onlara sahip olduğum için sevinmeliyim" diyordum.

Zamanla ince bir kabuk oldu, işe yaradı.

Ama şimdi Salim'i daha 50'sini bile görmeden böyle apansız yitirince söyleyecek söz mü var isyandan başka?..

Daha görecek ne baharlarımız vardı be Salim...

Sen tam da çiçekler bahara duracakken bizi bıraktın gittin be kardeşim:..

Neden bu kadar çok iyi insan bu kadar zamansız gidiyor?

Daha Aren'in acısı tazeyken şimdi sen...

Dostluğunla, efendiliğinle, tevazuunla, pırlanta gibi kafan ve yüreğinle, insanın yanında olunca kendini iyi, mutlu, huzurlu hissettiği adam gibi bir adamdın.

Her ölüm erken ölüm elbette...Ama sen bu kadar erken mi gidecektin Salim?

* * *

Işıklar içinde uyu dostum, kardeşim benim...

 

Suat Taşpınar - TürkRus.Com