Nafile bilgi

17 Mart 2017 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Hekimlik, hazzın da, elemin de yoğun yaşandığı bir meslektir. En tatsız şeylerden biri, hastanıza çaresi olmayan elim bir tanı koymaktır. 

Böylesi bir teşhisten sonra hastanın başına gelebilecekler, bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçer. Film çok rahatsız edicidir. Daha önce benzer pek çok vakayla karşılaşmanız ve bir ölçüde kanıksamanız bile ıstırabınızı hafifletmez. 

Sonuçta, bilmek ve geleceği öngörmek, olası kötülükleri önlemeye gücünüz yetmediğinde ancak acı verir. 

***

Görece daha talihli bir durum, hastanızın alacağı bazı tedbirlerle hastalığının önünü alabileceğinizi bilmektir. 

Dilinizin döndüğünce ve anlayabileceği bir dille ona kendisini bekleyen riskleri ve bunları nasıl önleyebileceğini anlatırsınız. 

Ama bazen tüm çabanız boşunadır. 

Hasta mevcut görece idare eder durumunun süreceği vehmiyle, çizdiğiniz karanlık tabloyu kabullenmeye yanaşmaz. Hatta ikna çabalarınızın çıkar sağlamaya yönelik olduğunu düşünebilir. 

Herhangi bir bağımlıda olduğu gibi, kimisi kendini hasta eden şeye öylesine tutkuyla bağlıdır ki, terk etmeye bir türlü gönlü elvermez. Kendisinin bile inanmadığı sudan bahaneler ve akla uydurmalarla "celladına aşkla sarılmayı" sürdürür. 

Önleyebileceği halde, hastanızın talihsiz kaderine inatla yürümesi, sizi umarsız bir hastalıktakinden de beter üzer; ister istemez kızdırır. 

Yine de "kendi düşen ağlamaz!" deyip sıyrılamazsınız. Çünkü muhatabınız, her şeye rağmen, sağlıklı olmayan, yardımınıza muhtaç biridir.

Dahası, ikna etmeyi beceremediğiniz için kendinizi suçlarsınız. 

***

Bir hekim olarak, benzer sıkıntıları ülke düzleminde de yaşamak daha büyük bir talihsizliktir. 

Ülke sorunlarına duyarlı biriyseniz, ıstırap bir türlü yakanızı bırakmaz.  

Ülkenin her geçen gün karanlığa sürüklendiğini düşünür, önlemeye çalışır, beceremez, acıyla kıvranırsınız. 

Ümitsizce yanılmış olmayı dilemekten başka yapacağınız bir şey kalmaz!