Dağ fare doğurdu

18 Mart 2017 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Onca  "Eyy Hollanda" bağrışlarından sonra geçtiğimiz günlerde Hükümet, Hollanda'ya uygulanacak dehşetengiz yaptırımları açıkladı.

Açıklanan "yaptırımlar" boşluğa yumruk sallamak gibi bir şey. Nitekim, durumu Hollanda başbakanı çok güzel özetlemiş. "Yaptırımlar çok da fena değil" demiş. Yani "Dağ Fare doğurduğu" daha diplomatik bir dille söylemiş.

"Yaptırım"lar arasında diplomatik ilişkileri ilgilendiren ikisi var ki, biri komik; diğeri hem komik, hem vahim...

Komik olun şu:

Diplomatik uçuşlara izin verilmeyecekmiş. Bu önlem sadece diplomatları ilgilendiriyormuş. Ne amaçlandığı belli değil. Diplomatlar bir yerden bir yere altlarında özel uçaklarla gitmezler ki. Tarifeli uçuşları kullanırlar. Bu uçuşlar mı engellenecek?

Amaçlanan, üst düzey siyasi kişiliklerin (Hollanda başbakanı, bakanları gibi), özel uçakla doğumuzdaki ülkelere giderken ülkemizin hava sahasını kullanmalarına izin verilmemesi ise, bu, uygulanabilir bir önlemdir. Ancak, hiçbir etkisi olmaz. Biraz fazla uçarak başka ülkelerin üzerinden giderler, olur biter.

Ayrıca demokrasiyi özümsemiş ülkelerin, başbakanları, bakanları görgüsüzlük yapıp öyle özel uçaklarla dolaşmazlar, dolaşamazlar. Dolaşmaya kalkarlarsa o ülkelerin halkları kıyamet koparır.

Velhasıl, Hollanda'ya  nasıl bir "yaptırım" uygulandığı bile doğru dürüst açıklanamamış.

Komik ve vahim olan ise şu:

Türkiye dışında olan Hollanda'nın Ankara Büyükelçisi'nin dönmesine izin verilmeyecekmiş.

Böyle bir uygulama diplomasi tarihinde ilk defa duyuluyor olmalı. 

Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesine göre, bir devlet nezdinde usulünce atanmış ve göreve başlamış olan bir diplomatın görev yaptığı yere dönmesinin engellenmesi Sözleşme'nin açık ihlali anlamına gelir.

Hükümet o büyükelçi ile artık muhatap olmak istemiyorsa, onu "istenmeyen kişi (persona non grata)" ilan eder. Böyle bir önlem Viyana Sözleşmesine uygun olur.

Hükümet'in, açıkladığı "yaptırım" ile ne yaptığı belli değil. Ya büyükelçiyi "istenmeyen kişi" ilan ettiler, açıklamaya çekiniyorlar; ya da, "istenmeyen kişi" ilan etmekten çekindikleri için, "görevine dönmesin" diyorlar ve böylece uluslararası hukuka aykırı davranıyorlar.

Neresinden bakarsan bak, hem komik, hem vahim bir durum.

Hükümet böyle de, ana muhalefet daha mı iyi? Al birini vur ötekine...

CHP Genel Başkanı Hollanda olayından sonra: "Diplomaside bir kural vardır. Diplomatların dokunulmazlıkları vardır. Bakanların da dokunulmazlıkları vardır" dedi.

Genel Başkan'a birileri yanlış bilgi, veriyor. Uluslararası hukuka göre, dokunulmazlık ancak kabul eden devletin uygun görmesi ile o devlet nezdinde görev yapan diplomatlar bakımından geçerlidir. Resmi ziyaret yapan bir heyetin mensubu değilse, diplomatik pasaport hamili olmak kimseye dokunulmazlık kazandırmaz. Bakanlar da bu kapsamdadır.

Bakanlara yapılanlar nitelense nitelense kabalık olarak nitelenebilir.

Hollanda olayında resmi bir ziyaret söz konusu olmadığından, ne bakan, ne de yanındaki diplomatik pasaport hamili şahıslar dokunulmazlık kapsamına girer. 

Diplomatik pasaport hamillerine yabancı ülkelerin "nazik" davranması beklenir, o kadar. Ne var ki, Hollandalılar da ayrıca nezaketleriyle bilinen bir millet de değildir.

İktidarı ile muhalefeti ile dökülüyoruz. Devlet adamı eksiğimizden  Bin yıllık devlet geleneğimiz harcanıyor.

Yani sözün özü, asarız keseriz dedikten sonra yaptıklarımız  DAĞ FARE DOĞURDU, diye nitelenebilir. Keşke baştan hiç konuşmasaydılar.

İnanılırlılığımızı yitiriyoruz.

Şahin Mengü