Demokrasi elden giderken

21 Mart 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Halk TV'nin bir reklamı var. O reklamda okumanın fazileti anlatılıyor. Anlatılıyor da Baykal, Feyzioğlu ve birkaç kişi dışında ekranlara, meydanlara çıkanlar 16 Nisan da oylayacağımız Anayasa hakkında halkı tam ve sağlıklı bilgilendirmiyorlar.

Bir çoğu hamaset yapıyor. 16 Nisan'dan sonra kaçınılmaz olarak gözüken bir genel başkanlık değişiminde ön almaya çalışıyorlar.

Aslında halkı doğru aydınlatmak için okuyacakları en fazla iki üç kitapçık var. Okuyun, okuyun da halka anayasa değişikliğini  anlatırken  doğru şeyler söyleyin.

Söylediklerinizin bir ağırlığı, demokrasiye bir faydası olsun.

Kimin tarafından kaleme alındığı bilinmeyen fakat fikir babalarının okyanusun öbür tarafında olduğunu artık sağır sultanın bile duyduğu bu anayasa taslağı, referandumdan geçerse artık temel hak ve özgürlüklerin varlığından, kişi güvenliğinden  söz edebilmek mümkün olmayacaktır.

Getirilmek istenen sistemde kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılacak yürütme, yasama ve yargı tek adamın emrine girecektir.

Başkanlık sistemleri kuvvetler ayrılığının en katı şekilde yaşandığı rejimlerdir. Bu nedenle getirilmek istenen sistemin bir başkanlık sistemi olduğunu söylemek kocaman bir yalandır.

Anayasa öğretisinde de "Cumhurbaşkanlığı tipi" diye bir kavram da yoktur.

Bir ülkede yürütme ve yasamadan sonra yargı da bir adamın  ya da  dar bir grubun eline geçerse artık o ülkede kişi özgürlüğünden, kişi güvenliğinden söz etmek mümkün değildir.

"Yetmez ama evetçiler"in kulakları çınlasın, 2010 Anayasa değişikliği ile yargı Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi iktidara teslim edilmişti, şimdi getirilmek istenen değişiklikten anlaşılıyor ki; bu bile Tayyip Erdoğan'a kafi gelmemiş, yürütme ve yasamadan sonra yargı da onun emrine verilmek isteniyor.

12 Eylül Anayasasına göstermelik olarak  sözde saldıranlar, 12 Eylül'ün bu ülke demokrasisine  yaptığı en büyük kötülük olan, siyasal uzlaşmaya duyulan ihtiyacı ortadan kaldıran yüzde on barajını hiç ağızlarına almıyorlar. Onu kaldırmak için vasıflı bir çoğunluğa bile ihtiyaç yoktur. TBMM Genel Kurulunda bulunan 180 kişi bile bu ucubeyi kaldırabilir, değiştirebilir. 12 Eylül Anayasası 18 defada 118 maddesi değiştirilerek artık askerlerin yaptığı anayasa ile hiçbir ilgisi kalmayan anayasaya her türlü saldırıda bulunanlar, bu anti demokratik yüzde on barajını kaldırmayı ağızlarına bile almıyorlar.

Niçin? Çünkü bu baraj tek adam rejiminin kurulmasına yardımcı oluyor.

Yürütme, yasama ve yargıyı tek adamın eline vermek isteyen bu sistem, ülkeye demokrasiyi getirmez, getirse getirse despotizmi getirir.

Zira tarih boyunca müstebit olmak isteyenler, bütün otoritenin kendi ellerinde toplanmasını isterler.

İşte bundan 268 sene evvel, 1748 de  Montesquieu'nun söylediği, bugün AKP'nin gerçekleştirmek istediği gibi  yasama, yürütme ve yargı tek elde toplanırsa bu sistemde hiçbir şekilde hürriyet olmaz.

Daha bu anayasa değişikliği gerçekleştirilmeden sadece 2010 Anayasa değişikliği sonrası, ülkenin aydınları, askerleri zindanlara tıkıldı. Yıllarca haksız ve hukuksuz olarak zindanlarda tutuldular. Onlar zindanlara tıkılırken, bugün tüm kuvvetlerin kendisine verilmesini isteyen Tayyip Erdoğan o davaları savunuyor, ben bu davaların savcısıyım diyordu.

Şimdi getirilmek istenen sistemde denge fren mekanizması tümüyle ortadan kalkmış olacak, yani ülke, frensiz bir aracın yokuş aşağı sürüklenmesi gibi bir felakete sürüklenmeye başlayacaktır.

İşte Türk halkının eriştiği siyasal olgunluk noktası, artık bir kurtarıcı beklemekten vazgeçip, kendini demokratik yollardan kurtarma noktasıdır. Bu nedenle 16 Nisan günü Türk halkının büyük çoğunluğu anayasa değişikliğine "HAYIR" diyerek kendini kurtaracaktır. Yani demokrasinin elden gitmesine izin vermeyecektir.

Şahin Mengü