'Rumların oyununa gelmeyelim!'

24 Mart 2017 Cuma  |  MG ÖZEL

Türkiye ve Türk kamuoyu için en öncelikli, en hassas dış politika konularının başında kuşkusuz Kıbrıs geliyor. Uluslararası alanda "dondurulmuş sorunlar" arasında yer alan Kıbrıs'ta Türklerin uzlaşma yönünde attığı adımlar bir türlü Rumlardan karşılık bulamıyor. Bu gerçeğe rağmen Türk tarafı hep uzlaşmaz olarak gösteriliyor, suçlamalara hedef oluyor. Türkiye ile "etle tırnak" gibi olan "Yavru Vatan"da Türk ve Rum toplumlarının liderleri arasında yapılan son görüşmelerde de sonuç alınamadı... Yeniden gündeme oturan Kıbrıs sorununu konuşulabilecek kişilerin başında, 1985'ten 2015'in ortalarına kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık görevleri üstlenen deneyimli siyasetçi Derviş Eroğlu geliyor. Biz de güncel konulardaki değerlendirmesini öğrenmek için Kıbrıs Türk tarihine damgasını vurmuş isimlerden biri olarak gösterilen KKTC'nin 3. Cumhurbaşkanı Eroğlu'na başvurduk.Türklerle Rumlar arasındaki barış görüşmelerinden KKTC-Türkiye ilişkilerine ve Kuzey Kıbrıs'ın iç sorunlarına kadar pek çok konuda merak edilenleri sorduk, Eroğlu yanıtladı:

- Dünya kamuoyunda uzlaşmaz taraf olarak neden Kıbrıs Türk tarafı suçlanıyor? Lobi gücümüz mü zayıf, yoksa bizim dışımızda siyasi nedenler mi var?

- "Bizim dışımızda birçok siyasi neden var" demek daha doğru olur. Kıbrıs konusu sadece bir Kıbrıs Türkü ile Kıbrıs Rumu arasındaki sorun değildir. Kıbrıs konusunun nedenini, Kıbrıs Türkü'nün bugün yaşamakta olduğu zorlukları anlamak için tarihe bakmak, bugün Ortadoğu'da yaşanmakta olanların sebeplerini bilmek gerekir. 

Kıbrıs'ın dün olduğu gibi bugün de siyasal ve ekonomik açılardan stratejik bir ada olduğu kesindir. Ve burada Türk varlığının olması dünya siyasetine, ekonomisine yön vermeyi tekelinde tutmaya çalışanları rahatsız etmektedir. Bu nedenle bizi haklı görmek, bize destek vermek işlerine gelmiyor. Oysa haklı olduğumuzu, haklı bir davayı savunduğumuzu iyi biliyorlar.

- Cumhurbaşkanlığına aday olduğunuz dönemde anlaşarak ayrılma konusunu gündeme getireceğinizi söylemiştiniz. Anlaşarak ayrılma konusunda hala ısrarcı mısınız?

- Cumhurbaşkanlığım ve sonrasındaki Cumhurbaşkanlığı adaylığım sürecinde hep şunları savundum: 

• Kıbrıs meselesinde konuşulmayan, tartışılmayan hiçbir konu kalmamıştır. Her konuda taraflar bir birlerinin ne düşündüğünü, neyi yapıp, neyi yapamayacağını iyi biliyor. Sorunun çözümü için Kıbrıs Türk Halkı yapabileceğini yapmış Rum tarafı hiç yapmamıştır. Eğer Rum tarafı hakikaten kalıcı, Kıbrıs'ta var olan gerçeklere uygun bir çözüm istiyorsa bir an once adım atmalıdır.

• Kıbrıs konusunun artık uzayıp gitmemesi lazımdır. Ucu açık görüşmeler Kıbrıs Türkü'nü masada oyalamakta , hak ettiğimiz bir şey olan uluslararası camiadaki yerimizi almamızı engellemektedir. BM çabalarına gereken desteği vermeyen Rumlara Kıbrıs Türkü'nü cezalandırması için fırsat veren bu süreç artık sona götürülmelidir.

• Kıbrıs Türkü "çözüm olsun da nasıl olursa olsun" anlayışında olamaz. Rum tarafı da bizim kadar çözümü istemiyor, bizi çözüme mahkum bir halk olarak görüp, istedikleri noktaya gelmemizi beklemeyi tercih ediyorsa buna Anavatan Türkiye ile de istişare ederek dur demek zorundayız.

• Bizim en büyük gücümüz Devletimizin varlığıdır. Eğer çözüm olmazsa, B. C, D, planımız Devletimizin varlığının devamı, Devletimizin dünyada hak ettiği yeri almasıdır.

• Eğer bir anlaşma olamıyorsa "kadife ayrılık" da tabii ki gündeme gelebilir. Ancak unutmayalım ki kadife ayrılık için de Rum tarafının onayı gereklidir ve bunu umut etmek pek mümkün görünmüyor.

• Bu noktada en büyük görev Birleşmiş Milletler'e (BM) düşmektedir. BM ve özellikle Güvenlik Konseyi Kıbrıs Türkü'nün cezalandırıldığı bu süreci artık sonuca, finale taşımalıdır. Taşımamaları örgütün işlevselliği ve hakkaniyet ölçüleri ile ilgili ciddi sıkıntılar olduğunu bir kez daha gözler önüne serecektir.

- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaşanan ekonomik sıkıntıların sebebi olarak ambargolar gösteriliyor. Bu konuda Cumhurbaşkanı olduğunuz dönemde ne tür çalışmaları yaptınız ve ne tür çalışmalar yapılıyor?

- Ben bu anlayışı tam olarak doğru bulmuyorum. Tabii ki Rum tarafının izolasyon ve ambargoları olumsuz yönde ekonomimizi etkilemektedir ama tüm sorunlarımızı ve gereken atılımları yapamamamızı Rum ambargolarına bağlamak kolaya kaçmaktır.

Ben gerek 19 yıla aşkın süren Başbakanlık gerekse de 5 yıllık Cumhurbaşkanlığım dönemimde ekonomik gelişmenin öneminin bilinci içinde davrandım. 

KKTC'nin piyasa ekonomisine geçişi, bugün 100 bini aşkın öğrencisi olan üniversitelerin açılması ve çoğalması, turizmin öncelikli sektör olarak belirlenmesi, iletişim, ulaşım, enerjide alt yapı yatırımlarının yapılması benim dönemlerinde başladı Türkiyemizden deniz altından borularla su ve elektrik enerjisi getirilmesi benim dönemlerimde projelendirildi, yaşama geçti veya geçmesi için adımlar atıldı.

Bence yapılacak çok şey var. Yapabildiklerimiz ve yapamadıklarımız var. Dünü dünde bırakıp yarın için ivedi olarak harekete geçilmelidir. Özel sektörün önü açılmalıdır. Kamuda etkinliği, verimi artırmek için kararlılıkla gerekenler yapılmalıdır. Siyasi istikrar sağlanır, hükümetle ciddi  çalışı, iletişim, ulaşım, turizm, konut sektöründe gereken adımlar atılırsa hızlı bir kalkınma içine girileceğine inanılmalıdır.

- Kıbrıs Türk tarihine damga  vuran liderlerden biri olarak gösteriliyorsunuz. Son cumhurbaşkanlığı seçiminde sürpriz bir sonuçla Mustafa Akıncıya karşı kaybettiniz. Kıbrıs Türk halkının size vefasızlık yaptığını düşünüyor musunuz ve kaybetmenizin nedenleri nelerdir?

- Ben halkıma müteşekkirim. Beni tüm makamlara halkım taşımıştır. Bazı ayak oyunları oldu ama ben onları tarihin yargısına bırakıyorum.
Halkımdan vefasızlık gördüm demem mümkün değildir ama bazı çok yakınlarımdan, elinden tuttuklarımdan  görmediğimi söyleyemem. Yine de kimseye kırgın, dargın değilim. Kısmette ne varsa o olur. Ben halimden  gördüğüm ilgiden, sevgiden, benim için hala söylenmekte olanlardan gurur duyuyorum ve memnunum.

- Kıbrıs adası çevresinde bulunan doğal kaynaklarda Kıbrıs Türklerinin payı ne olacaktır? 

- Bu kaynaklarda bizim de hakkımız vardır ve bu hakkımızdan vazgeçmemiz söz konusu olamaz. Bu konudaki düşüncelerimizi ve projelerimizi BM de diğer ilgili ülkeler de biliyor. Türkiye ile KKTC arasında yapılan anlaşmalarla da atılacak adımlarla ilgili gereken mesajlar herkese verilmiştir.

- TC'nin bu doğal kaynaklarda hak ve çıkarları hakkında neler söylersiniz?

- Bazı bölgelerde Kıbrıs'ın ilan ettiği münhasır ekonomik alan ile Türkiyemizin münhasır ekonomik alanları çakışmaktadır. Rumlar maalesef Türkiyemizim haklarına da el uzatmaya çalışmaktadır ama buna izin verilemeyeceği de ortadadır. Türkiye'nin Kıbrıs'ın haklarında gözü yoktur ama bizim, yani Kıbrıs Türkü'nün haklarının korunmasında bize yaptığımız anlaşmalar çerçevesinde tam destek vermektedir.

- KKTC ve TC ilişkilerinin önümüzdeki yıllarda nasıl bir rota izleyeceğini öngörüyorsunuz?

- Gelişmelidir. Gelişecektir. Bu herkesin yararınadır. Biz et ve tırnak gibiyiz. Kardeşiz. İlişkilerimiz salt ekonomik menfaat, startejik işbirliği değildir. Ben bir zamanlar Türk Devlet ve Toplulukları toplantısında Azerbaycan'ın eski Devlet Başkanı Haydar Aliyev, Türkiye ve Azerbaycan için ' tek millet, iki devlet' dediği zaman, 'tek millet üç devlet' demiştim...Bence vizyon, anlayış buna göre belirlenmelidir..

- Müzakerelerin kopması ve bir kez daha Rumların uzlaşmazlığının kanıtlanmasının göstergesi olan Anasatasiedes'in kapıyı vurup çıkmasının nedenleri nelerdir ve bu görüşmeleri nasıl etkiler?

- Rum lider Anastasiadis'in anlaşma için istedikleri ortadadır. Çok kısaca özetlemek gerekirse Kıbrıs Türkü'nü azınlık olarak görüyor ve ona göre ortaklık öneriyor, Türkiye'nin tamemen Kıbrıs'tan atılmasını, Kıbrıs Türkü'nün kendi insaflarına kalmasını hayal ediyor.

Sayın Akıncı vermemesi gereken pek çok taviz vermesine rağmen Anastasiadis henüz istediği kadar taviz alamadığına inanıyor ve ayak oyunları yapıyor. Sayın Akıncı'ya bir anlamda ' madem ki çözümden yanasın, madem ki bu kadar çözüm istiyor, buna muhtaç olduğunuzu söylüyorsun, eninde sonunda benim istediklerimi kabul edeceksin' mesajı veriyor.

Son yaptıkları da budur.

Rum Meclisi Anastassiadis'in partisinin de katkısı ile 1950 yılı Ocak ayında Yunanistan'a bağlanmak için yapılan plebisitin Rum okullarında anılması için bir karar almıştır.

Sayın Akıncı bu adım üzerine konuyu gündeme getirince Rum lider Anastasiadis kendisinden 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile 15 Kasım 1983 KKTC'nin ilanının kutlanmamasını istemiş, sonra da öfkelenerek kapıyı vurup dışarı çıkarak görüşme masasını terk etmiştir.

Ardından yaptığı bir açıklamada ise azınlık olan Kıbrıs Türkleri'nin Rumlar'la aynı haklara sahip olamayacağını vurgulamıştır. 

Dolayısı ile niyet ve tutumları ortadır. Bunları bilmez, bunları önemsemezsek tarihi bizi affetmeyecektir.

- TC vatandaşları olası Kıbrıs çözümünden sonra  AB vatandaşı gibi değerlendirilmeli mi ve aynı haklara sahip olmalı mı?

- Eğer Yunan vatandaşları, AB çatısı altındadırlar diye 4 özgürlükten yararlanacaksa Türk vatandaşları da yararlanmalıdır. Neden? Çünkü Kıbrıs'ın özel bir durumu söz konusudur. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sağlayan, onaylaylayan üç devletten biri Türkiyedir. Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir yere Kıbrıs'ın üye olamaması gerekirdi ama bir şekilde Türkiye ikna edilerek bu aşıldı, Kıbrıs çözüm olmadan, Türkiye girmeden AB'ye üye yapıldı. E, şimdi hiç olmazsa Kıbrıs'ta Türk vatandaşlarına  Yunanistan vatandaşlarına tanınan haklar tanınmalıdır ki, Türkiye mağdur olmasın, Türk-Yunan dengesi bozulmasın.

- Mustafa Akıncı'nın Kıbrıs sorunu hakkındaki çalışmalarını başarılı ve yerinde görüyor musunuz?

- Sayın Akıncı çok iyi niyetli davranarak Rum tarafına gereğinden fazla güvenerek, yönetim ve güç paylaşımı, Avrupa Birliği, ekonomi, mülkiyet konularında , toprak konusunu masaya koymak ve Ruma harita sunmakla hata yapmıştır. 

Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini gereksiz bir şekilde tartışmaya açarak Rum tarafının oyununa gelmiştir.

Bunu sadece ben değil çok kesim söylemektedir. Başarılı olup olmadığını söylemek yerine yaptıkları ile ilgili görüşlerimi açıklamayı, yapıcı eleştirilerle kendisine yardımcı olmayı tercih ediyorum.

- Cumhurbaşkanlığınız döneminde Rumların AB dönem başkanı olmasıyla birlikte Türk tarafının kontrolünde kapalı Maraş bölgesini "yerleşime açmak" için çalışma başlatmıştınız. Ankara da buna sıcak bakmıştı o dönem. Ama sonuca ulaşmadı. Maraş hala neden kapalı ve hangi şartlarda açılacak?

- Hayır benim dönemimde Maraş'ın Türk kontrolünde yerleşime açılması ile ilgili çalışma başlatmadım. Sadece ve sadece o dönemdeki görüşmecimden bu konuda bir rapor hazırlamasını ve bana sunmasını istedim. O da hazırladı ve sundu. 

Mümkün mü? Mümkündür ama görüşme süreci devam ederken bunu yapmak bana göre söz konusu olamaz. Dünya başınıza üşüşür. Ortada çeşitli BM ve AİHM kararları var. Tüm bunlar iyi değerlendirilmeli, konjoktüre dikkat edilmelidir. Maraş'ın çok önemli bir bölümünün vakıf malı olduğu da yadsınamaz bir gerçektir.

Portre / Derviş Eroğlu

1938'de Gazimağusa'ya bağlı Ergazi Köyü'nde doğan Derviş Eroğlu, ilkokul tahsilini köy ilkokulunda, orta ve lise tahsilini Mağusa Namık Kemal Lisesi'nde tamamladı.

Dr. Eroğlu, 1963 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra 5 yıl Mağusa Sancağı'na bağlı olarak hekimlik görevinde bulundu. Ankara Numune Hastanesi'nde yaptığı üroloji ihtisasının ardından yeniden adaya dönerek 1972-76 yılları arasında Gazimağusa Devlet Hastanesi'nde üroloji uzmanı olarak çalıştı.1976 genel seçimlerinde Ulusal Birlik Partisi'nden Gazimağusa milletvekili seçilerek 1976-77'de Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptı. 1977-1983 arası Ulusal Birlik Partisi Gazimağusa İlçe Başkanı oldu.1972-82 yılları arasında Gazimağusa Türk Kooperatif Bankası ve 16 yıl boyunca Mağusa Türk Gücü Yönetim Kurulu başkanlıklarında bulundu.1983 yılında oluşturulan Kurucu Meclis'te, Kurucu Meclis üyeliği ile aynı yılın Aralık ayında Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanlığına getirildi.1981, 1985, 1990, 1993, 1998 yıllarında yapılan genel seçimlerde Ulusal Birlik Partisi'nden Gazimağusa milletvekilliğine seçildi.1985 genel seçimlerinden sonra başbakanlık görevini üstlenen Eroğlu, 1993 erken genel seçimlerine kadar görevine devam etti ve 1993 genel seçimlerinden sonra 1 Ocak 1994- 16 Ağustos 1996 yılları arasında Ana Muhalefet Partisi'nin Genel Başkanı olarak çalışmalarını sürdürdü.

16 Ağustos 1996 tarihinden itibaren UBP-DP'nin, Koalisyon Hükümeti'ni kurmasıyla birlikte yeniden başbakan olarak görev alan Eroğlu, 6 Aralık 1998 genel seçimlerinden sonra, 31 Aralık 1998 tarihinde UBP-TKP'nin kurduğu yeni Koalisyon Hükümeti'yle birlikte tekrar başbakan oldu.

Değişen UBP-DP Koalisyon Hükümeti'nde de başbakan olarak görevine devam eden Eroğlu. 11 Dönem UBP Genel Başkanlığı yaptıktan sonra 29 Kasım 2008 tarihinde bir kez daha UBP Genel Başkanlığına seçildi.

KKTC'de 19 Nisan 2009 tarihinde yapılan erken genel seçimlerinde 26 milletvekili ile salt çoğunluğun sağlanmasıyla 8'inci kez hükümeti kuran Derviş Eroğlu; 18 Nisan 2010 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ilk turda kazandı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 3. Cumhurbaşkanı oldu.

Meral Hanım'la evli olan Eroğlu dört çocuk, beş torun sahibidir.