İzmir marşları için çok geç

25 Mart 2017 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Yeni Türkiye Oligarşik Cumhuriyetinin Timeline'ı hepimizin gözlerinde asılı durmakta: (1) 2002-06 döneminde pan-Atlantikçi ve liberal söylemlerle "ılımlı İslam" modeline geçiş ve güven kazanma aşaması, (2) 2007-11 döneminde Fetö ile beraber Londra-DC odaklı BOP aplikasyonuna giriş: İran'a, Rusya'ya ve Avrasya'cı(!) Kemalist TSK'ya karşı "ulusalcılığı-milliyetçiliği ayaklar altına alan" savaş, (3) 2012-13 Liberallerle yolların ayrılması, Fetö'nün ülkeyi tam teslim alması, İran ile "altın-petrol" için yakınlaşan AKaPe ile Fetö çatışması, (4) post-Gezi süreci (2013 Haziran-günümüz): Ülkenin fiili olarak yönetilememesi, savrulması, kutuplaşması, gündelik popülist dış politikaya geçiş, Gelişmekte Olan Ülkeler ile ayrışma, panik, inkar ve iktidarı konsolidasyon süreci.

Post-Gezi sürecinde son dört yılda yaşanan yalpalama bocalama ve "panik-atak faşizmi" o derece yüksektir ki, iktidarı sağlayacak her tür sürecin arkasına yönelime başlanmıştır. Bir yandan Atlantik-destekli Oslo-İmralı- Kandil Çözüm süreci yürütülürken öte yandan rant odaklı İran-Sarraf ilişkileri en üst düzeyde yürütülmüştür. Rusya'ya kafa tutup neo-Ottoman derinliğinde boğulacağını öngöremeyen dev-aynacı Davutoğlu'nun pro-aktif hükümetinin aynı zamanda Işid petrolünün "pazarlara" erişimine, Levant'ı kana bulayan Kaideci insan kasapların A'dan-Z'ye lojistiğine, Nijerya'ya silah transferine destek verdiği iddia edilmektedir.

Dışarıda AB, ABD, Rusya, Londra, Körfez, Çin/Şangay arasında dolaşmanın, rakipleri şantaj ve blöflerle birbirine vurdurmanın sağlam getirisini keşfeden AKaPe içeride de ulusalcıları, milliyetçileri, ırkçıları radikal İslamcıları, muhafazakâr sağı, liberalleri, Kürtlerin içinde türlü türlü yapılanmaları, sosyal demokratları, Atlantikçileri, Avrasyacıları, vs. her tür fraksiyonu birbirine vurdurmayı, rekabeti körüklemeyi, rant havucunu göstermeyi ve dönemsel çıkar ittifakları kurmayı da keşfetti. Bu arada Rant o kadar da büyümüştü ki Fetö, Milli Görüş, ırkçılar, Davutoğlucular, Gülcüler, Hakyolcular, Menzilciler, Nurcular, Selefiler, Tekfiriler, Müslüman Kardeşler, Alperenler, Ülkücüler, mütedeyyin Kürtler, neo-liberaller, araplar, vs. birbirine girip iktidar ile hizalanmak için her yolu kullanan kirli bir iç savaşı da başlatmıştı.

Sonunda temmuz ve aralık aylarının çeşitli günlerinde karşı saldırılar ile karşı karşıya kalınca da Reis (hatta Trump'ın teorisyenlerinin esin kaynağı olduğu da söylenebilir) tüm masaları çaaatt diye deviriverdi. Başkan olduğunda ilk ziyaretini Türkiye'ye yapan, TBMM'de Gazi Meclisimize seslenen, dostum dediği, yandaş medyanın Hüseyin dediği kanka Barack (Obama) bir anda şeytanların hası olabilirken, bir zamanlar ırkçı dediği, hakaret ettiği, ayaklar altına aldığı milliyetçilik bugün onu Devlet'in (Bahçeli) başına getirmeye and içmiş gözüküyor. Apo (bebek katili) bir zamanlar güzide medyamızda "Nur" gibi adam oluverdi. 
 
Ezcümle, dönüşümünü fiilen tamamlamış ancak bir tek son rötuşları ile idari sistematiği ve isimlendirmesi (Baas-Azeri-Malezya- Katar kırması Rus Oligarşik yapılanma-özentili yeni sistem) kalmış bu topraklarda gündem referandum ve 50%-50% bölünmüş güzel ülkemin güzide insanları için bu referandum hayati önemde! Oysa aynı doktrinin Yenikapı'da itiraf ettiği AKaPe-CeHaPe- MeHaPe üçgenine sıkışmış iç politikada bu referandum da sonuç her ne olursa olsun asıl hayati önemde olan henüz önümüze gelmeyendir: Hayatta kalabilmek!

Evet, ekonomi ağır ağır, çatırdaya çatırdaya çöküyor. Kocaman asırlık gövde uğuldayarak altında kalacak seksen milyon (artı üç milyon küsur Suriyeli transferimizin) yerli ve milli bedenin üzerine düşüyor. Bunu anlamak için artık çarşıda, AKaPe AVeMelerinde ağlaşan (ancak OHAL baskısı ile susmak zorunda kalan) esnafa, iflas etmesi yasaklanan tüccara, kamyon damperlerine onun posterlerini asan motorin fakiri uzun yol kaptanlarına, 25 TL/kg fiyata biber satmak için garip emeklimin gözüne bakan pazarcılara içimizden bir göz ile bakmaya gerek bile yok. Bu çöküşü salt üç kredi derecelendirme kuruluşunun "çöplük" notu vermesi ile de değil; direkt mega-finansal kuruluşlardan JP Morgan'ın 19 Mart 2017 tarihli "portföylerinizde Türkiye hisselerinde ağırlığı azaltın" tavsiye raporlarında da, 2017 için yaptıkları 1.8% büyüme öngörülerinden de, yani taaa dışarıdan da "kral çıplakça" görebiliyoruz. Çöküyoruz ve bunun geri dönüşü ya da kurtulması net hata noksan para girişleri (=15 yılda elde edilen ve yurtdışında yandaş ülkelerde/finans merkezlerinde kira-siyasal fayda-peşkeş karşılığı stoklanan devasa miktarda en az birkaç on milyarlarca dolar- rant-rüşvet- teşvik gelirinin ülkeye cari açık savar olarak geri pompalanması) ile veya petrolden yere serilmiş Körfez fonları ile ya da bitpazarında varlıklarını satan fonlarla olabilecek bir şey de değil.

Evet, bildik, tanıdık, biricik Türkiye Cumhuriyetimiz inleye inleye, ağlaya ağlaya yıkılıyor. Yüz kırk yıllık geleneğe ve doksan üç buçuk yıllık laik, seküler, çağdaş, evrensel değerlere bağlı, "Avrupalı, soft-Sünni, özTürk ırkı" sentezine ve Yurtta & Dünyada Barış desturuna dayalı sevgili yekpare ulus devletimizin; Avrupa'nın Arab'a softun dark'a özün yerli-milliye ırkın ise ümmet-millet seviyelerine tersine evrimi ile Orta Çağ zamanına intikal ederek çöktüğü artık tartışmasız bir gerçek. Hayat bu işte...Türbana teee 40 yıl önce ilk "hayır"ı diyemeyen, diyemediği için 7 Haziran 2015 akşamında birleşik muhalefet de olamayan, bu vatanı vatan yapan Kürt ve gayriSünni yurttaşları yok etmeye odaklanan ve rant-rüşvet çarkı ile paramparça edilen öteki 50% artık Rabianın dört parmağı altında ezilmiş çaresiz son öldürücü darbeyi almayı bekliyor ve hala sandıktan Hayır çıkacak umudu ile İzmir marşları söylüyor. Çok geç!

Dünyanın gözünde Dark Side of the Moon ile Emperor Palpatine arasında salınan bir AKaPe (=Reis) hükümetine, kimilerine göre Kim Jong Un ve Bağdadi ile beraber en çok bombalanmak istenen bir cihanşümul lidere ve bölgesi BOP coğrafyasında yıllardır akan her bir litre kanda o veya bu şekilde dahli olan radikal bir ülkeye sahibiz artık elhamdülillah. Ve bunu değiştirebilecek herhangi bir kısa-orta vade yapılanma, girişim, dönüşüm, akıl ve strateji maalesef bu topraklarda üretilememektedir. Dikkat (tekraren): Bu topraklarda üretilememektedir.

Ve derin nefese alın, daha da kötüsünü söyleyin:

G-i- t-m- e-y- e-c- e-k- l-e- r & b-ı- r-a- k-m- a-y- a-c- a-k- l-a- r.

Cumhuriyet tarihinin; 

en "değişik" Genelkurmay başkanı olma mertebesine çok hızlı oturan Hulusi Akar'ın (NATO'nun en etkin olmasa da en kalabalık) ordusu; 
yine en "kapsamlı" istihbarat şefi Hakan Fidan'ın muazzam paralarla örgütlenen gizli servis ağı; 

en "kökten temizlikçi" bakanına sahip muazzam bir Emniyet-Jandarma gücü; 

en "darbe-savar" ve ülkenin güneydoğusunu yerle bir edebilecek, Suriye yobazları ile sarmaş dolaş saha fotoğrafları verebilecek kadar gözü pek bir özel kuvvetleri; 

en karanlık operasyonları ile Suriye'yi kana bulayan El-Kaide çeteleri, El-Kaide artığı tugaylar ve diğer çapulcu yağmacı yobaz ağların Türkiye'de yapılandırıldığı iddia edilen devasa hücreleri; 

en donanımsız, vasıfsız ve yobaz ancak rüşvet-rant çarkında gözü dönmüş milyonlarca bürokrattan oluşan devasa oligarşisi; 

en hain, acımasız, komplocu, iftiracı, paracı (sayıları yüz binlere varan) haberci-programcı- akademik- gazetecilerinden oluşan yandaş medyası; 
en kirli anlaşmaları ile yurtiçi İslami kontrgerilla yapılanması kurdurtulan askeriye-atılma yobaz şirket yapılanması; 

en büyük inşaat-beton- hafriyat rant üçgeninden beslenen ve askeri üsleri tıkamakla ünlenen devasa kamyon filoları; 

en partizan uygulamalar ile Alperen kılınıp askeri eğitimlerden geçirilen, devşirilen ve sivil haytalarında "alarmda" bekletilen muazzam bir kültür-etkinlik- savar esnaf ordusu; 

en bol sıfırlı vakıf-tarikat- dernek dolar fonları ile odalarında beyinleri yıkanan, yazılımları formatlanan, Işid-El Kaide uzantılı selefi tekfiri söylemlerle yetiştirilip Yurt-Tekke- Tarikat-Cemaat evlerinde cihad ilan eden şükür namazı eda eden yüzbinlerce beyaz kefenlileri; 
en kanlı alışverişi ile vatandaş yapılmak üzere olunan 3-3.5 milyon radikal Suriyeli; 

en radikal kararları ile Katar, Somali, Başika'da tekfiri yobazları eğitip harbe (ve tabii laik veya barışçıl ayaklanmalara karşı gerekirse Türkiye'ye sevke de) hazır edilen bindirilmiş kıtaları

Yani onlarca iç içe geçmiş emre amade savunma katmanları Saray'ın korumasına hazırlar. Ne ekonomik sıkıntılar, ne işsizlik, ne çoluk ne çocuk ne geçim derdi bu davaperverlere engel değil. Sünni-Türk söylemler ile dış dünyaya çakılan her "Eyy" balyozu, Avrupalıya Batı'ya duyulan tarihsel kompleksin her dışa vurumu yobazlaşmış ümmeti zafer sarhoşluğunda yüzdürmekte, kadim anti-semitik sözlerle efelenilen İsrail ile özürsüz barış bile hata olarak görülmemekte, Putin'e dökülen "pişmanlık" gözyaşları ise dava yolunda ufak metal yorgunluğu olarak görülmektedir. "Biz, milli, yerli, vatan haini, İslam, düşman, terörist, şehit, vs." söylemleri, dava retorikleri diğer tüm dezavantajların konuşulmasına iç piyasada mahal vermemektedir.

Tüm bu nedenlerle; yukarıda belirtilen Reis'e eklemlenmiş halkalarının aşılması, çökertilmesi ve sıfırlanması hâlihazır yapılanma ile hem teorik hem pratik açıdan mümkün değildir. Üstelik bu ordular, bu cihanşümul hareketin, betonlaşmış Yeni Türkiye modelinin neferleri alttan çok daha büyük dalgalar halinde gelen yepyeni ve ultra-radikal (imam hatip formatlı) yerli-milli gençlik ile beslenecek, daha da büyüyecektir. Hamaset ile korku ile yobazlık ile milli değerler adı altında Karanlık çağların zorbalığı ile veya sultan sofralarının rantı ile büyüyen, koşulsuz biat eden, sorgulamayan, evrimi bilimi çağdaşlığı nargile kafesinin önüne Audi Q7 park etmek sanan bir nesil! Kurtuluş Mücadelesinin ve İstiklal Harbinin unutturulduğu, Çanakkale'nin Ümmet mücadelesine indirgenip isimsiz "millet" kavramı ile yüceltildiği ve 15 Temmuz'da Resident Evil-vari ateş kusan demirlere paletlere sorgusuzca karşı koyup ölen esnafın, asgari maaşlı işçinin, işsiz gencin üzerinden yükselen bir nevi "kutlu Yeni Türkiye kuruluş" şöleni. Ya 3. Havalimanı nedir-ne değildir sorusunu, bırakın teknik, finansal, tarihsel, bilimsel veya siyasal olarak cevaplamayı, hayatı hayat yapan 5N1K ile görmeyi bile beceremeyen, emeğin geleceğimizin sömürülüşünü algılayamamak? Bu ülkede artık çok büyük kitleler için her şey ak her şey parti, yer turuncu ise gök mavi, yarı-tanrı da Reis!

Yani 16 Nisan Evet-Hayır referandumundan çıkacak hiçbir sonuç (Evet, Hayır, Referandum İptali ya da Evet sonrası Sıkıyönetim Kararı vs.) bu hareketi ve yapacaklarını durduramayacaktır. Beklenen şey "Bakın 56% ile Hayır dedik, işte Saray çöküyor, AKaPe çözülüyor" gibi bir şey midir? Yani Sarayın "Ya, evet olmadı, milli irade izin vermedi. Biz de artık yaklaşık 15 yılda 2 trilyon doların üzerinde bütçeyi ve yatırımını yönettiğimiz, her zerresine hâkim olduğumuz bu ülkeyi bırakalım da emekli olalım, gerekirse de yargılanırız ne var ki" demesi midir? 

Yoksa tam aksine "Bakın Hayır diyen milli iradeyi hiçe saydı ve Sandığı devirdi, Sıkıyönetim ilan etti" ağlamamız mıdır? Reis için ok yaydan kurşun namludan 2013 Haziranında çıkmıştır ve menziline doğru yol almaktadır.

Sonuç ne çıkarsa çıksın, konunun AKaPe ya da Reis ya da Saray ile ilgili olmadığı açıktır. Sorun; birbirlerinden çok farklı hatta hasım-rakip gözüken ve son yüz kırk yıldır bu topraklarda (imparatorluk, cumhuriyet) hüküm süren istisnasız tüm siyasi aktör ve liderlerin (sultan, cumhurbaşkanı, başbakan, darbeci, diktatör, vs.) en başta belirtilen "Sünni-Türk" kavramında hapis kalmaları ve kirli sağ politik icraatlarının üst üste birikip 21.yy'da habis bir oligarşik parti yapılanmasında vücut bulmasıdır. Zaman-mekan kavramına göre Avrupalı, Arap, soft, öz, ırk, dark, yerli, milli, ümmet, millet tanımlamaları ile pekişen-veya- değişen "Sünni-Türk" tanımının yıkılması hele hele "dark-Sünni-özTürk ümmeti" boyutunda Bozkurt ile Rabia evliliğine pupa yelken giden günümüzün mega-popülist ve ultra-Oligarşik bu yeni Cumhuriyetinin yok olma şansı iç politik malzeme ile s-ı- f-ı- r-d- ı-r.

Sonuçlardan bağımsız olarak, 16 Nisan sonrası bildiğimiz Eski Türkiye Cumhuriyeti ağır ağır batışına ve çöküşüne devam edecektir. Elbette belki hepimizi şaşırtıp 17 Nisan sabahı yerle yeksan olabilirler ya da tam tersi bırakın 2023'ü taaaa 2071'e uzanmanın söylemlerine şimdiden başlayabilirler. Ama özünde değişen hiçbir şey olmayacaktır. Bir gün elbet Karadelik gibi batacak ya da supernova gibi patlayacak mega balonun yerine hangi system, hangi bilinç, hangi akılcı düşünce, yeniden yapılanma süreci hâkim olacaktır ve bunun topluma bölgeye demokrasiye ve çağdaşlığa maliyeti ne olacaktır? Soru bu olmalıdır.

Bu sorunun cevabı 16 Nisan referandumu öncesinde çok açık ve net: Sünni-Türk yekpare ulus-devlet yapılanmasının içindeki diğer fraksiyon ve koalisyonlar güç kazanacaktır. Belki daha az Arabik ya da daha mafyatik, bir ölçek daha laik, belki biraz daha AB'ci belki bir parmak daha Kürtlere sempati duyabilen ya da fetö artıkları ile iyi olabilen, belki daha Avrasyacı, ya da Esad'a Esad diyebilen, ne bileyim belki muhalif ülkücüler gibi Kafkaslara Orta Asya'ya bakan daha Turancı, kızıl olmasa da kırmızı elmacı, belki daha demokrat, belki Reis'i de aratacak bir totaliter post- cemaatçi belki de bir Müslüman Kardeş belki Kaideci bir tekfirci. Sonuç ne olursa olsun marjlar ne kadar oynarsa oynasın Ana omurga, ulaşılmak istenen hedef değişmeyecek: Sağ söylemlere dayanan Sünni-Türk devleti; AKaPe-CeHaPe-MeHaPe üçgeni!

Peki (Elbette Hayır diyeceğimiz) 16 Nisan referandumu için Evet-Hayır oyu özünde fark etmez diyorsak, bu doktrin, yani yüz kırk yıllık soslu Sünni-Türk yekpare gövde nasıl değişecek? Hiç mi umut yok?

VAR elbet. Ama bedeli ağır, retorik, paradoksal ve kökü dışarılarda olan, dışarıdan içeriye uzanacak bir UMUT!

Doğru; 15 yılda 2 trilyon doların üzerinde ciro yapmış ve bu hükümete belki yüz ila iki yüz milyar dolar üzerinde kar (haraç-komisyon) ettirmiş, muazzam bir kapital ile muktedir bir polis devleti, sultaniye kılınmış bir müessese olmuş bu vatan. Yobazlaştırılmış, cahilleştirilmiş, bağnazlaştırılmış, rant ile din arasına sıkıştırılmış, korkutulmuş, hırçınlaştırılmış, Eski Türkiye'den uzaklaştırılmış bir vatan. Ama henüz topraklarında Suriye'yi, iç savaşı, yağmayı, mahalle mahalle çetelerin savaşını, yıkılan gökdelenleri, kesilen kafaları, günlük paylaşım haritalarını yaşamamış bir vatan aynı zamanda. Ki maalesef küresel güçlerin, paktların ve odakların dünyada ve bölgemizde neler yapmak istediğini, neye gayret gösterdiğini anlayamamış da bir vatan bu.

Doğru; Bunca güç, para, savunma katmanları, Esedullah Timlerinden Sadat'ına Somali'sinden Kaide'sine boşuna inşa edilmedi, yığınak yapılmadı. Bu müthiş yapılanma ve propaganda makinesi, bu "kusursuz yobaz fırtına" karşısında bir güç belirene ve duvara toslayana kadar durmayacaktır. Gerekirse 7 Haziran sonuçları gibi 16 Nisan'ı da "yok hükmünde" kılacak ve Eski Türkiye'nin kalan değerlerini, akademisyenlerini, gazetecilerini, bürokratlarını, aydınlarını, çoluğunu, çocuğunu daha da sert öğütmeye, bizzat yok etmeye devam edecektir. Bu vergilerimizden nemalanan, net hata noksan-sponsorlu ve hesap vermez makine "dava" olarak gördüğü "Nihai İktidar" tecelli edene kadar durmayacaktır. Tecelli ettiğinde ise popülist ve dön-baba- dön merkezli çarkçı söylemleri o an ne ise, paktları ve trendleri her ne ise bu tasarımı o an dondurup Türkiye'ye  hükmetmeye başlayacaktır. Bu "dava" eskimiş olan içi boşaltılmış ve Yeni Türkiye olarak yeniden kurgulanmış, ismi-cismi belirsiz bir post-ümmet millet mutantına dönüşmüş Türk-tipi yerli-milli bir ülke ile (adı her ne ise) son bulacaktır.

Yani tarihin tekrarı ile gayrimüslim veya dindar olmayan Müslüman halkların yüzyıllardır "dönüştürüldüğü" ve yeniden isimlendirildiği gibi Yeni Türkiye'ye ve kurallarına biat ederek eklemleneceğiz (tabii ikinci sınıf insan olarak ve sınırları şimdiden belirlenmiş Çankaya, Kadıköy, Karşıyaka vs. içlerinde oluşturulan gettolarda yüksek vergilerimizi vererek, susarak yaşamayı kabul ederek). Veya tehcir edileceğiz, mübadele edileceğiz.

Ya da legal olarak örgütleneceğiz, organize olacağız, akıl ile direneceğiz ve ruhumuzla savaşacağız. İçimizi dışarıdan gelen yapıcı dalga ile bir tutacağız.

Umut var mı? Var. Zekiyiz, analitiğiz ve dünya ile entegre, barışık ve çağdaşız. Ne dogmamız ne biadımız ne tebaamız ne bizleri istismar eden ağzımıza tüküren şeyhlerimiz var. Aklımız ve öngörümüz var.

Zor mu? Çok zor, çok acılı, hiç kolay değil.

Kaç kişiyiz? Önemli değil. Irk-soy gözetmeksizin; Laikler, özellikle Laik Teyzeler, milyonlarca Soft-Sünniler (yani Yeni Türkiye'ye göre kafir olan Eski Türkiye'nin modern zaman Müslümanları), ateistler, çapulcular, Geziciler, anarşistler, yeşiller, aleviler, şamanlar, paganlar, İslamlaştırılmış gayrimüslim halklar, kripto gayrimüslimler, gayrimüslim Yahudi ve Hristiyanlar, Batıcılar, Atatürk ve ilklerini yeniden keşfedebilecek neo-Kemalistler, Muhasır Medeniyetleri kendine hedef belirleyenler, Sanatçılar, Kültür elçileri, Sosyalistler, Sosyal Demokratlar, LGBTİ'ler, bağnaz olmayan liberaller, din kitaplarını mitoloji ile yorumlayabilecek aydın kişiler, bilim adamları, birey olarak ayakta duran öğrenci, işçi, vs. Çokuz çookkkk. Ve Biz kazanacağız!

Peki; Seçimimiz Hayatta Kalmak ve Savaşmak ise, Savaşırken Yeni Türkiye Oligarşik Sultanlığının zayıf yanlarını anlamak, Küresel-Bölgesel eksende bugünkü Dış politika garabetini (ve enkazını) görebilmek son derece önemli olacak.

Kuşatılmış çemberin dışına çıkıp dışarıdan çembere bakmak ve işe başlamak gerekir.
Başlayalım o zaman: Hâlihazır iç-dış Jeopolitik durumumuzu ve etkin elementleri tablolar halinde inceleyerek öncelikle Fırat'ın batısının Rusya Federasyonu, doğusunun ABD egemenliğinde kalacağı; bütününün ise Kuzey Suriye Özerk Bölgesinin (Rojova) de dâhil olacağı geniş tabanlı Suriye Federe Cumhuriyetine giden mevcut yolu irdeleyeceğiz. Irak'ta ise Sincar-Mahmur- Erbil-Kandil- Süleymaniye beşgeninde beş kutuplu bir iç savaşa sürüklenen KRI durumuna göz atıp uzun zaman önce dikkat çekerek bıraktığımız Musul'un münhasır düğümü ile devam edeceğiz.