Galatasaray'ın asıl hatası...

27 Mart 2017 Pazartesi  |  MENTOR

Bir Fenerbahçeli olarak Galatasaray'ın beğendiğim bir özelliği var: Camia olarak mektepli ve alaylı olarak bölünmüş olmalarına rağmen mektepli olanların kendi aralarında ortak bir akıl oluşturarak demokrasiyi işletmeyi başarmaları. Bu durum ülkemiz gibi tartışma ve uzlaşma kültürü olmayan toplumlarda büyük avantaj, özellikle Fenerbahçe gibi duygusal ve tek adam kültürüne teslim olmuş camialara karşı büyük artı sağlıyor.

Ancak Galatasaray'ın bu avantajını yok eden önemli bir kusuru da var: Genelde bir ilke yerine daha çok "faydacı" bir yaklaşım benimsiyor olmaları, kendi yararlarını her şeyin önünde tutuyorlar. Aslında ilk bakışta avantaj gibi görülse de bu bir spor kulübü için büyük bir kusur; spor kulüplerinin politize olmasına karşıyım, ancak bu spor kulüplerinin ilkesiz olması anlamına gelmiyor. Çünkü spor kulübü taraftarlığı "kazanmak" için ortaya konulan bir tercih değil, daha çok kendinden daha değerli, daha ulu bir amaç birliğine ait olma arzusundan kaynaklanıyor.

Eğer tüm amaç başarı ve kazanmak olsa tüm dünya Barcelona, Real Madrid veya Bayern Münih taraftarı olurdu...

Bu açıdan bakınca Galatasaray'ın ilk Hakan Şükür ve Arif Erdem kararını kurum içi otoriteye veya bir otoriteye başkaldıran demokratik bir tepki olmaktan çok, kurumsal politika olarak benimsenen "faydacı" yaklaşımın köşeye sıkıştırması ve çaresizlik olarak görüyorum.

Hakan Şükür, Arif Erdem ve diğerleri Galatasaray'ın son 20 yılına damga vurmuş isimler ve bu isimler de- en azından kamuoyunun bir kesiminin gözünde - FETÖ/PDY suç örgütü ile bütünleşmiş, aldatılmış masum gençler olmanın ötesinde suç örgütü militanı olmakla suçlanan kişiler.

Klasik faydacı yaklaşımı ile Galatasaray'ı yönetenler bu durumu asla sorgulamamış, üstüne üstlük aynı faydacı yaklaşımla Fenerbahçe'yi sonsuza kadar yok ederiz umuduyla 3 Temmuz'da bu suç örgütünün işbirlikçisi gibi davranmış, ülkemiz gibi olayların hızlı geliştiği ve rüzgarın çok çabuk yön değiştirdiği bir ortamda da olaylar değişince FETÖ/PDY ile ismi yan yana ortada öylece kalakalmıştı.

Hakan Şükür ve Arif Erdem konusunda öyle bir açmazda kaldılar ki, ya kendi elleri ile kendi geçmişlerini tartışmalı hale getireceklerdi ya da geçmişlerine sahip çıkacaklardı. Bence alınan karar anlık bir refleks olmaktan çok planlanmış ve durumu kurtarmaya yönelik planlı bir eylemdi.

Ancak Galatasaray'ın sorunları büyük çünkü kendi dinamiklerinin ürettiği sonuçlarla Fenerbahçe ile rekabet edemiyor, özellikle gelir ve taraftar bağlılığı konusunda Fenerbahçe'nin çok gerisinde olması sık sık siyasetten yardım istemesine neden oluyor, bu yüzden de otoriteye karşı çok kırılganlar ve hükümeti kırmaktan oldukça korkuyorlar. Üstelik Riva, Florya, salon, vergi vb. gibi bir durumda yönetim için "ne yapalım" biz atmak istedik ama genel kurulu kontrol edemiyoruz savunması oldukça makul bir açıklama oluyor, yani olanlar tesadüf veya refleks değil oldukça planlı hazırlanmış eylemler.

Galatasaray'ın bu olaylardan sonra ortaya çıkan en büyük problemi hükümetle sorun yaşaması değil klasik faydacı yaklaşımları sonucu toplumda saygınlıklarının ve imajlarının büyük yara alması ve 3 Temmuz'da başlayan geriye gidiş sürecinin büyük bir ivme kazanmasıdır.

Düşünsenize İzmir Marşı ve Atatürk eşliğinde, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı FETÖ/PDY militanlarına sahip çıkan bir çelişkiyle insanlar isimlerinin yan yana gelmesini isterler mi? Taraftar olup böyle bir çelişkinin altında ezilmeyi kim ister elbette kimse istemez, o nedenle Fenerbahçe tüm sportif başarısızlığına rağmen hızla taraftar kazanırken Galatasaray 3 Temmuz'dan beri geriye gitmeye devam ediyor.

Zaten hükümet kanadından yükselen tepki nedeniyle söz konusu kişileri "aidat" ödemedikleri için kulüpten attı. Eğer yapılan "demokratik" bir tepki olsa bugün Galatasaray en azından kongre üyeleri ayağa kalkardı, öyle bir tepki olmadığına göre eylemin planlı ve faydacı olduğunu düşünmek daha makul. Ayrıca karar tam bir komedi: Galatasaray yönetimi Arif Erdem ve Hakan Şükür'ün 250 sivili öldüren FETÖ/PDY suç örgütü üyesi olmasında sakınca görmemiş, aidat daha önemliymiş, geri dönüş yollarını da açık bırakmış, neresinden baksan biraz daha derine batmak dışında sonucu yok.

Galatasaray'ın en başta mektepli - alaylı ayırımı ve başarıya endeksli taraftar kitlesi nedeniyle taraftar bağları oldukça zayıf, böyle bir toplumsal baskı altında çözülmesi kaçınılmaz. Düşünün tüm dünya topuyla tüfeği ile Fenerbahçe'ye saldırırken tek bir Fenerbahçeli geri adım atmadı, aynı şeyi Galatasaray için söyleyebilir misiniz? Eğer söylüyorsanız bu bir tespit olmaktan çok bir fanatiğin kendini avutma çabası olur çünkü eğer bir gerçek varsa onun sonuçları da vardır;

Fenerbahçe'nin bağımsız ve kendi dinamikleri ile sonuç yaratan camia olduğunu gösteren bir çok sonuç var. Kendi stadını yapmış, kendi salonunu yapmış, diğer camialar bunu siyasilerin kapısını aşındırmadan ve yardım almadan yapmayı başaramamışlar, en önemlisi tüm devlet kurumları ile karşısında iken camia bir adım geri atmamış ve dünya siyasi tarihinde az görülen bir sivil itaatsizliğe imza atarak başarılı olmuşlar.

Fenerbahçe cephesinde bunlar yaşanırken, Galatasaray vergisini bile ödemeyi başaramamış ve sürekli siyasilerden af dilemiş. Hazır yeri gelmişken bu af konusundan bahsetmekte yarar var çünkü Galatasaray'a sağlanan vergi affı değil tamamen Maliye Bakanlığının Galatasaray'a sponsor olması, yani halkın parasının, Fenerbahçelilerin bile, Galatasaray'a aktarılmasıdır. Çünkü Galatasaray'ın ödemediği vergiler KDV ve gelir vergisi stopajından oluşuyor. Bunun anlamı şu: Aslında Galatasaray devlet adına tahsilatına aracılık ettiği vergilere el koymuş ve devlet de bunu görmezden gelip affetmiş. O paralar Galatasaray'ın parası değil, başkalarının ödemesi gereken vergiler, devlete ödenmek üzere Galatasaray'a teslim edilmiş, onlar da ödemek yerine zimmete geçirmişler, devlet de affetmiş. Haksızlık bile değil açıkça Galatasaray'a devletin parasını aktarmak. 

Ülkemizde kendi dinamikleri ile kendi sonuçlarını yaratan ve yardım talep etmeden ayakta kalabilen Fenerbahçe dışında spor camiası yok.

Sonuç; Galatasaray'ın Fenerbahçe ile rekabet edecek yeterli iç dinamiği yok, bunu yapmak için ittifaklar oluşturmak zorunda, öyle olunca da Hakan Şükür ve Arif Erdem örneğinde olduğu gibi komik ve güven yaralayıcı örnekler ortaya çıkıyor, ne Atatürkçü olabiliyorsun ne de FETÖ ile ilgim yok dediğinde inanan oluyor ve taşıma suyla değirmen dönmeyeceği için Galatasaray 3 Temmuz'la birlikte düştüğü bataklıkta her gün daha derine saplanıyor.

Galatasaray bu döngüyü kırmak istiyorsa bence öncelikle Fenerbahçe'den özür dileyip 3 Temmuz mücadelesinde Fenerbahçe'nin yanında yer almalı. Eğer bunu yaparlarsa tekrar saygınlık elde etme şansları olur, yoksa çok daha kötü günleri olacak.

Not; Gündem yoğun olduğu için bir iki konuyu kısaca yazmak istiyorum birincisi Trabzonspor'un açtığı ve CAS'a taşınan dava...Artık Fenerbahçe yönetimi ile organik bağı olduğu tartışma götürmeyen taraftar sitesi görünümlü yönetimin resmi basın sitesinin gevelemelerinden anlaşılan burada Fenerbahçe aleyhine gelişmeler söz konusu, hatta benim kişisel görüşüm sonuç belli, şaşırmadım tüm enerjisini Fenerbahçe taraftarını stattan uzak tutmaya adamış bir Fenerbahçe yönetimi ile daha farklı bir sonuç beklenemezdi.

Bir başka konu da; Fenerbahçe camiasında büyük eleştiri alan Galatasaray-hükümet yakınlığı, yukarıda belirttiğim gibi elbette bir spor kulübü ilkesiz olamaz ama bunu taraf olmakla karıştırmamak gerekir. Bir siyasi parti mümkün olduğunca çok oy alarak iktidar olmak ister, bunun için de mümkün olduğu kadar çok toplum kesimi tatmin etmeye çalışır. Bu nedenle, dünyanın her yerinde iktidar adayı partiler popülisttir. Spor kulüpleri de popülizmi en kısa yolda uygulama olanağı verir, garip olan şey spor kulüpleri - iktidar yakınlaşması değil, garip olan şey bir spor kulübünün iktidara alternatif gibi davranmasıdır, Fenerbahçeliler Galatasaray'ı sorgulamak yerine Fenerbahçe'nin siyasi parti gibi davranmasına neden olan çarpıklıkları sorgulamalıdır.