Alaçatı ve '2 ayaklı otlar'

03 Nisan 2017 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Baba Beşir, "...Yakında otlar geliyor. Bildiğin otlar dışında bir de iki ayaklı otlar var! Onlar da gelecek. Ahlak yok, büyüğe saygı yok..." diye öfkeli öfkeli bağırıyor sokağın ortasında.

Tezgahının üstüne, "Bende kaçak sigara bulunmaz - Baba Beşir" yazmış, bağırıyor da bağırıyor, sakinleşince yoldan geçenlere adıyla seslenerek laf atıyor, şakalar yapıyor. Baba Beşir'in tezgahı tam "15 Temmuz Kıraathanesi"nin önünde. "İki ayaklı otlar" derken kimi kastediyor, Allah bilir ama kızdığı galiba zabıtalar...

7 - 9 Nisan tarihleri arasında yapılacak "Ot Festivali"ne hazırlanan Alaçatı'nın yerlileri ve az sayıda turistin ilgi odağı oluyor Baba Beşir. Ona yönelen ilgi Uğur Dündar'ın beklenmedik bir anda ortaya çıkmasıyla hedef değiştiriyor. "Çeşme Arenası" için gelen Dündar ve yanındakiler bir kafede kısa süre dinleniyor, ardından gençlerle fotoğraf çektirdikten sonra kasabadan ayrılıyor. Onun gidişi ve Baba Beşir'in durulmasıyla Alaçatılılar ve turistler sakin hayatın akışına dönüyor. Sessizliği ara sıra 7 Nisan'a hazırlanan dükkanlardan yükselen çekiç ve matkap sesleri bozuyor.

Sakin Alaçatı bir kaç gün sonra, yani festivalin başlamasıyla büyük bir kalabalığın baskınına uğrayacak, aylar öncesinden rezervasyon yaptıranlar otelleri, pansiyonları dolduracak, görenlere bakılırsa, sokaklardan insan fışkıracak.

2000'lerin başlarına kadar kendi halinde bir Ege kasabası olan Alaçatı'yı önce rüzgar sörfçüleri keşfetmiş, 2010 yılında ise yörede yetişen otlarla yapılan yemekleri tanıtmayı amaçlayan festival başlayınca iyice popüler bir yer olmuş. Çeşme ve Ilıca'nın yanı başındaki güzel kasaba aradan geçen sürede yel değirmenleri, beyaz badanalı, mavi pancurlu, cumbalı taş evleri ve daracık sokaklarıyla özellikle yerli turistlerin gözdesi haline gelmiş durumda. Türkiye'de engellenen booking.com'da arayınca küçük Alaçatı'da 300'e yakın otel çıkıyor.

Yalnız, Alaçatı'nın "çıtası" biraz yüksek!

Öyle kısıtlı bütçeyle tatile gidilebilecek bir yere benzemiyor, fiyatlar Bodrum kadar uçuk olmasa da, buraya gelenlere, "Benim kendi standartlarım var, gücünüz yetmiyorsa gelmeyin. Burası Alaçatı!" der gibi bir hali var. Şu anda "ölü mevsim" olmasına rağmen hediyelik eşya satanlar dışında her yerde "işinize gelirse" havasında yaz fiyatları egemen. Bu açıdan bakıldığında Alaçatı'dan "güzelliğinin farkında olan, biraz burnu havada bir yer" diye söz etmek mümkün. Ama bu izlenim yerel halk ve hizmet sektöründe çalışan alçak gönüllü insanları için geçerli değil, onlar misafirlerini en güzel şekilde ağırlamak için ellerinden geleni yapıyor, yakından ilgileniyor.

Özel sohbetlerden anlaşıldığı kadarıyla, minicik bir dükkanın kirası yıllık 80 bin liradan başlıyor, bir kaç yüz bin liraya kadar çıkıyor. Turist mevsimi sınırlı olduğu için kiranın yaz aylarında çıkarılması gerekiyor.

Alaçatı'dan söz edip de Port Alaçatı projesinden söz etmemek olmaz...

75 - 350 metrekare arasındaki evlerin bulunduğu projenin benzerlerinden çok önemli bir farkı var: Teknenizi direkt evinizin önüne çekebilirsiniz!

Alaçatı'nın İzmir'den en fazla bir saatlik uzaklıkta olmasına rağmen yazları İstanbul'dan gelen çok sayıda konuğu da oluyormuş, hatta buraya "küçük İstanbul" diyenler de varmış.

Neredeyse yılın 12 ayı sörf yapılabilen Alaçatı'nın antik dönemdeki adı Agrillia'mış. İsmini 'Alacaat' adı verilen bir Osmanlı aşiretinden alan Alaçatı'da Osmanlı döneminde Rumlar ve Türkler yaşıyormuş. Rumcada 'Alacaat' kelimesini söylemek zor olduğu için 'Alacaat' zamanla değişmiş ve günümüzdeki Alaçatı'ya dönüşmüş.

"İki ayaklı otlar"ın kim olduğunu tam keşfedemeden kısa gezi son buluyor...

Kalabalıkta ezilmemek için belki yazın değil ama bahar aylarında, günü birlik bile olsa, kendine özgü bir yer olan Alaçatı Türkiye'de görülmesi gereken yerlerden biri.

Alaçatı ve Ildır'dan fotoğraflar için TIKLAYIN