Yalan...

04 Nisan 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Bilim adamlarına göre yalan, herhangi bir kişi, topluluk veya kurumu, yanıltmak amacı güdülerek yapılan rol veya doğru olmayan  herhangi bir ifadedir.

Örneğin bilbordlara "Hem Cumhurbaşkanını ve hem de hükümeti seçeceksin" yazısı bunu tipik bir örneğidir.

16 Nisan referandumundan "Evet" çıkarsa artık hükümeti seçmek gibi bir şansımız kalmayacak.

Cumhurbaşkanı olarak kimi seçersek, her şeyin tek hakimi o olacak, Meclis dışından istediği her kişiyi, kimseye hesap vermek zorunluluğu, güven oyu alıp alamamak endişesi olmadan bakan atayabilecek.

Bugün bakanlar kuruluna verilmiş tüm yetkileri Cumhurbaşkanı tek başına, meclis denetimi olmadan  kullanacak. 

Bugün bakan dediğiniz kişilerin görevini seçmediğimiz, Cumhurbaşkanı tarafından atanmış,güven oyu almak endişesi olmayan kişiler yerine getirecek.

Ayrıca görevi devam eden TBMM'nin seçimlerini "yenilemek kararı almak" ile meclisi "feshetmek" arasında sonuçları itibariyla hiçbir fark yoktur. 

Bunu elbette sıradan her vatandaşın anlayabilmesi mümkün değildir. O zaman gerçekleri, doğruları halka anlatmak,düşünce ve ifade özgürlüklerini kullanmalarına engel çıkartılmayan karşıt görüşteki siyasilerin ve basının  görevidir.

Bu gerçek dışı beyanların tek sebebi, cumhurbaşkanı olan/olacak kişinin bütün idari otoriteyi kendi kişiliğinde birleştirmek arzusu taşıyan anayasanın referandumdan geçmesini temin etmektir. 

Dünya anayasa literatüründe olmayan bir sistem bilerek ve isteyerek yanlış olarak var gibi gösterilmektedir. Zira hukuk ya da siyaset bilimi okumamış bir insan bunu bilmeyebilir. Ama hukuk tahsili yapmış milletvekillerinin buna sahip çıkmasını anlamak mümkün değildir.

Aslında onlar açısından anlamak mümkündür. Bir daha milletvekili olabilmek için "Kral daima haklıdır" sözü ile ilgili bir ön kabulleri var demektir.

Siyasetçiler bizim ülkemizde maalesef bazen geçmişte yaptıklarını, söylediklerini ya unuttukları için ya da işlerine öyle geldiği için çok farklı olarak söylerler.

Bunun en çarpıcı örneğini geçtiğimiz cumartesi günü Diyarbakır'da yapılan mitingde yaşadık.

Anayasa değişikliği için EVET propagandası yapan Cumhurbaşkanı anayasaya aykırı olarak "Türk Milleti demediğini, millet dediğini" söyleyerek, Türk Milleti kavramını reddeder görünme çabasına girmiştir.

Bu ifade doğru bir ifade değildir. Zira Türk Ceza Kanunu'nun Türklüğe hakareti suç sayan 301 maddesinde değişiklik yapılırken, şimdiki Cumhurbaşkanı o günde yürütmenin başı Başbakandı ve gene çok etkin bir siyasi kişilikti.  30 Nisan 2008 de TBMM maddede değişikliği, Barolar Birliğinin 2007 yılında yaptığı öneriyi dikkate alarak, Türklük yerine, Türk Milletine hakaret edilmesini yasaklamak olarak değiştirilip, kabul  etmişti.

Bu nedenle geçtiğimiz Cumartesi günü Diyarbakır meydanında söylenen söz, ayrılıkçı, ya da Türk Milleti'nin bir üyesi olmayı reddeden, içine sindiremediği varsayılan  topluluğu  yanıltmak amacı ile söylenmiş doğru olmayan bir ifadedir.

Demokratik bir ülkede basın bunlar karşısında susarsa, egemenliğin tek ve gerçek sahibi Türk Milleti de doğru karar veremez. 

Zira medya çağdaş demokrasinin en önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle de dördüncü kuvvet sayılır. Demokrasilerde medyanın en önemli işlevi halkı tarafsız biçimde bilgilendirmek ve çeşitli alanlarda doğru tercihler yapmasına katkıda bulunmaktır. Yoksa ekonomik ve siyasal güç sahibi olan iktidar yalakalığı yapmak değildir.

Şahin Mengü