İtaat ve isyan

04 Nisan 2017 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Bu bir övme veya yerme yazısı değildir. Amacım -kontrastı biraz artırarak- bir tespitte bulunmakla sınırlıdır. 

***

Doğu toplumları "haddini bilir". Kendini değiştirmenin, tabiatı ve kendisini kuşatan devasa dünyayı değiştirmekten daha kolay olduğuna inanır.

Talihin sundukları için minnet duyup şükreder. Talihsizliklerse, kendisi ve yakınlarının günahlarının bedeli ve ölüm sonrası daha güzel bir hayat için ödenen kefarettir. 

Bu yüzden razıdır; karşı koymaz ve itaat eder. 

Gerçeği ancak âciz kulların erdiremedikleri sırlara vakıf atalar ve rehberler bilir. Yolu yalnız onların kılavuzluğu aydınlatabilir.

***

Batı toplumları "tatminsizidir", hep daha iyinin peşindedir. Rıza göstermezler. Dış dünyanın ve tabiatın bir biçimde değiştirilebileceğine inanır ve bunun için inatla çabalarlar. 

Kadere boyun eğmez, her şeye güçlerinin yeteceğini sanırlar. Karşılaşılan felaketler, hastalıklar, yoksulluk ve acıların sorumlusu, kişinin kendisidir. Karşı koymalı, değilse ceremesini çekmelidir. 

Daha iyiye ulaşmada yalnız güncel bilim ve bununla yoğrulmuş uzmanlar rehberlik edebilir. 

***

Bu iki farklı dünya görüşü, biraz da genel insanlık tarihinin farklı iki dönemini yansıtır gibidir. 

İnsanın doğayla ilişkisi çok eskilerde daha çok Doğulu gibi, yakın zamanlarda Batılı gibiydi. Bu yüzden Doğu'nun geçmişi, Batı'nın şimdiyi temsil ettiği söylenebilir. 

Aslında değişim serüveni, tabiat karşısında kendisini güçsüz hissedip ona saygı duyan insanın zamanla ona başkaldırıp değiştirmeye soyunması ve bunu da tahrip ölçüsünde başarmasının öyküsüdür.  

Bu uzun yolculuğun mimarı, insanın geçirdiği zihinsel evrim ve adeta katlanarak büyüyen bilimdir. 

*** 

Doğu, uzun zamandır Batı karşısındaki geriliğinden rahatsızdır. Küreselliğin, Doğululara, Batı'yı daha iyi gözlemleme ve tanıma fırsatı sunmasının, onlara yetişme hevesini kamçıladığı muhakkaktır. 

Türkiye de Batılılaşmaya çalışan Doğululardan biridir. Garplılaşmanın Osmanlı'dan beri gündemde oluşuna karşılık, maceranın hüsranla sonuçlanması, biraz da Batı'yı doğru okuyamayışımızla ve bizi Doğulu yapan kodlarımızdan kopamayışımızla ilgilidir. 

Sakallı Celal haklı olabilir mi? "Aydın geçinenlerimiz, Doğu'da seyreden bir geminin güvertesinde, Batı yönüne koşturarak Batılılaşabileceğimizi sandılar" gibi bir şey söylemişti.