Dünden bugüne siyaset...(3)

05 Nisan 2017 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Siyasetin yozlaşan, üretemeyen, kendi kendini tekrarlayan dili, tükenmişliğin somut göstergesidir. İnsan hayatında da böyledir, kendini tekrarlamaya başladığında alarm zilleri çalar, monotonluk, mutsuzluk, huzursuzluk, tükenmişlik giderek yok oluş.

Gücü ele geçirenlerde gerekli alt yapı yoksa süreçte güç sarhoşluğu kaçınılmazdır. Dünyada çok örnekleri vardır. İnsanlığa en çok zarar verenler de bu liderlerdir. "Güç yıkılır; mutlak güç, mutlaka yıkılır..."

Tarafsızlık ne demektir, her fikir ve görüşe eşit mesafede olmaktır. Bu özel bir durum, her insanın elbet görüş ve fikirleri olur, kişi olarak normaldir, devlet yönetiyorsanız bazı sorumluluklar ve zorunluluklar vardır. Ülkeyi temsil edebilmek için bütün düşüncelere saygılı ve eşit olmanız gerekir.

Tarafsızlık devlet kurumları için de geçerlidir. Devlet ülkede yaşayan 80 milyonun ortak temsil kurumudur. Devlet Başkanı da bu bağlamda düşünülerek, mevcut anayasaya; cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir maddesi konmuştur. Ama yeni önerilen partili başkanlık, bu giderek partili devlet demektir. Çok yanlış ve asla kabul edilemez bir durum.

Devlet yayın organı TRT'nin değişik adlarda yayın yapan TV kanalları var. Diyanet, haber, belgesel, çocuk v.s. Bugünlerde izleyin, kuruluş amacına, adına bakmadan iktidarın görüşlerine angaje olmuşlar, bütün kanallar evet kampanyasının yılmaz birer neferi haline gelmiş. Yayın tek taraflı ama toplanan gelirler 80 milyonun faturalarından kesilen TRT payları her taraflı.

Devlet ile mafya arasındaki tek fark hukuktur. Devlet milletin egemenliğine dayalı meşru yapılanmadır. Hukuk çerçevesinde oluşan kurum ve kuralları ile güç kullanır. Mafya da güç kullanır ama ne hukuk tanır ne adalet. Acımasızdır, gaddardır. Son günlerde çeşitli anket firmalarının yaptığı paylaşımlarda hukuka güven yüzde 25-30 larda. Adeta devlet nerede dedirten sonuçlarla karşı karşıyayız.

Anayasa değişikliği referanduma sunulduktan sonra yaşananlar oldukça çarpıcı. Sandığa gitmek güzel ama eşit şartlarda gitmek koşulu ile. Ne yazık ki şartlar hiç adil olmayan bir seyir izliyor. Devlet imkanları ile yürütülen kampanyalar yetmemiş gibi yerel bazda da kamu kaynakları ve personeli iktidarın savunduğu görüşün resmi ve fahri neferleri olmuşlar.

Halk, doğru karar verme yeteneğine sahiptir. Ancak gerçekleri bilmeyen halk, doğru karar veremez, Basın özgürlüğünün önemi, halkın doğru bilgiye ulaşmasını sağlamasından. Halk doğru bilgiye ulaşamıyor, sağlıklı karar veremiyor...

Özetlemeye çalıştığım günümüz siyasi atmosferini daha önce de yaşadık. 70 yıl öncesinin satır başları...

8 Şubat 1956: Ekonomik sıkıntılar nedeniyle gazetelerin sayfaları 6'ya indirildi.

2 Mart: Cumhurbaşkanına hakaretten sanık Ulus gazetesi yazarı Şinasi Nahit Berker 1 yıl hapse mahkum oldu.

8 Nisan: Başbakan Adnan Menderes , muhalefeti, "Siyasi sapıklık, sahte ihtilalcilik, inkarcılık, adi ve alçak iftiracılık, sahte hürriyetçilik ve tedhişçilik"le suçladı.

29 Nisan: Ankara'da gazeteciler Oktay Ekşi, Hikmet Tanılkan, Altan Öymen, Aydın Köker ve Seyfettin Turhan götürüldükleri Çankaya Karakolunda hakarete uğradılar.

31 Mayıs: CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, "Adım adım mutlakıyete gidiyoruz" dedi.

7 Haziran: Demokrat Parti hükümetinin hazırladığı yeni Basın Kanunu Mecliste kabul edildi. Hürriyet Partisi adına konuşan Turan Güneş, "Bu kanunla, değil basın özgürlüğü, basın bile kalmayacak" dedi.

9 Haziran: Basına baskılar sürüyor; Halk gazetesi toplatıldı.

14 Haziran: CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, TBMM'nin manevi şahsına hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl hapse ve 4 ay Bursa'da ikamete mahkum oldu.

15 Haziran: En etkili muhalif yayınlardan haftalık Akis dergisi toplatıldı.

27 Haziran: Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu görüşmelerinde, İnönü: "Aramızdaki farkı bilelim. Biz mutlakiyetten bugüne geldik, siz bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz." dedi. Muhalefet topluca salonu terk etti. Tasarı DP'lilerin oylarıyla yasalaştı. (Adeta bu günün aynısı)

22 Temmuz: Akis dergisi yine toplatıldı.

30 Temmuz: Ordu, Giresun ve Trabzon'da Cumhuriyet Halk Partililerin siyasi toplantı yapmalarına izin verilmedi.

4 Ağustos: Ulus gazetesi toplatıldı.

13 Ağustos: Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.

14 Eylül: Akis dergisi toplatıldı.

28 Eylül: Maliye, İstanbul'da hazineye ait 10 bin arsa ve 500 binayı satışa çıkardı. 

11 Şubat 1957: CHP Genel Başkanı İnönü'nün damadı ve Akis Dergisi başyazarı Metin Toker tutuklanarak cezaevine girdi.

11 Nisan: Halk gazetesi sahibi Ratip Tahir Burak, bir karikatürü nedeniyle tutuklandı.

17 Nisan: Atatürk Orman Çiftliğinden arazi satılabilmesine olanak tanıyan kanun kabul edildi. (Atatürk'ün elleriyle oluşturduğu ve Türk halkına armağan olarak bıraktığı bu çiftliğin bugün yağmalanmasına yol açan süreç böylece başlamış oldu).

6 Mayıs: İstanbul, Ankara, Eskişehir, Adana ve Bursa'da isçi sendikaları kapatıldı.

11 Mayıs: Zaman Gazetesi'nden Nusret Safa Coşkun ve Rıfat Ekinci birer yıl hapse mahkum oldular. 

19 Mayıs: Kayseri'de halka yaptığı açıklamada Menderes, DP'nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını belirterek öğündü.

27 Mayıs: Demokrat İzmir gazetesi 1 ay süreyle kapatıldı.

12 Haziran: 30 Haziran 1954 tarihinde ilçe yapılan Kırşehir yeniden il yapıldı. 

2 Temmuz: CMP Genel Başkanı ve Kırşehir milletvekili Osman Bölükbaşı tutuklandı.

6 Temmuz: Hükümet, İstanbul Gazeteciler Sendikası'nı bir süre için kapattı.

20 Ekim: DP'nin din istismarı hızlanıyor. Menderes Adana'da yaptığı seçim konuşmasında "İstanbul'u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camiini de ikinci bir Kâbe yapacağız" dedi.

27 Ekim : Genel Seçimler yapıldı. Oyların % 47,9'unu alan DP 419, % 41,1'ini alan CHP: 173, % 7,1'ini alan CMP 4 (Cumhuriyetçi Millet Partisi), % 3,8'ini alan HP (Hürriyet Partisi) 2 ve bağımsızlar 2 milletvekili çıkardı.

27 Ekim: 1957 seçimleri 1946 seçimleri ile birlikte tarihimizin en şaibeli seçimleridir. İktidarın tertip, baskı ve sandık hileleri tepkilere, kan akmasına neden olmuştur. En vahim olaylar Gaziantep'te yaşanmış, seçimi ilk önce CHP'nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir.

Bu olayın yarattığı tepkiler iki gün sonra CHP'lilerin Cumhuriyet Bayramı kutlama alanına sokulmaması nedeniyle doruğa çıkmış, ayaklanmaya dönüşmüştür. Olayları yatıştırmak amacıyla askeri uçaklara kent üzerinde alçak uçuş yaptırmak dahil her yöntemi kullanmak gerekmiştir.

Aralarında Ali İhsan Göğüş ve Cemil Sait Barlas gibi önde gelenlerin de bulunduğu CHP'liler tutuklandılar ve 5,5 ay hapiste kaldılar.

29 Ekim: Gaziantep olayları ile seçim günü Mersin'de bir CHP'linin öldürülmesi olayına yayın yasağı konuldu.

1 Kasım: Yeni meclisin toplanacağı bugün halkın tepkisinden çekinen iktidar başta meclisin çevresini tanklarla çevirmek dahil kentin tüm önemli noktalarına askeri birlikler yerleştirdi.

1 Kasım: TBMM, 11. Dönem çalışmalarına başladı. İstanbul Milletvekili Celal Bayar 413 oyla, 3. defa Cumhurbaşkanlığına seçildi. Kabineyi kurmakla Adnan Menderes görevlendirildi.

28 Kasım: Hürriyet Partisi fesih kararı aldı. CHP ile güç birliğine karar verildi.

27 Aralık: Basının TBMM çalışmalarına ilişkin haberlerini kısıtlamak üzere Meclis iç tüzüğünde yapılan değişiklikleri eleştiren Anayasa Profesörü Hüseyin Nail Kubalı, hükümet tarafından İstanbul Üniversitesi'ndeki görevinden uzaklaştırıldı. 

"Bizler gücün dağıtılması (yasama, yargı, yürütmenin bağımsızlığı) ile keyfi devletin kontrol altına alınmasını istiyoruz. Güç yozlaşma doğurur.

Mutlak güç, mutlak yozlaşma demektir..."

"Demokrasinin kötü olan bir yönü çoğunluğun tiranlığına dönüşmesidir..."

Üçüncü bölüm 1956-1957'nin satır başları. Sürecek...