'Güç tek kişide toplanıyor'

11 Nisan 2017 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Şu anda Türkiye'nin gündemindeki en önemli konu, 16 Nisan'da yapılacak anayasa değişiklikleri referandumu. Oylamaya artık sadece bir kaç gün kala hemen hemen herkes referandum sonuçlarını, evet ya da hayır çıkarması halinde olası gelişmeleri değerlendiriyor, tartışıyor. Biz de, bu konularla ilgili görüşlerini öğrenmek için eski Devlet Bakanı, 21. dönem MHP Kırşehir Milletvekili Ramazan Mirzaoğlu ile konuştuk. Yapılmak istenen değişiklikleri, cumhurbaşkanlarına verilmesi öngörülen yetkileri, iktidar tarafından "çift başlılık" olarak nitelenen parlamenter sistemi ve gündeme dair pek çok konuyu sorduk, Mirzaoğlu yanıtladı:

- Ülkenin terör, işsizlik, komşuları ve Batılı ülkelerle yaşadığı birçok sorun varken aylardır gündem başkanlık ve referanduma kilitlendi. Siz de çeşitli platformlarda referandum süreci ile görüşlerinizi açıklıyorsunuz. Oyunuzun rengi belli. Neden "hayır" diyorsunuz? 

- Ülkemizin hem içeride hem de dışarıda büyük sorunlar ile karşı karşıya olduğu bir sırada Türkiye gündeminin referanduma kilitlenmesi ulusal çıkarlarımız ile örtüşmemektedir. Referandumu gündeme getiren gerek Cumhurbaşkanı gerekse Hükümet 16 Nisan'da "Evet" çıkması durumunda PKK ve FETÖ gibi hem içteki sorunların hem de dışarıdaki sorunların çözüleceğini belirtmektedir. Bu iddiayı biz samimi ve gerçekçi bulmamaktayız. Bugün için ellerinde her türlü imkan bulunmaktadır. TBMM'de çoğunluğa sahipler. Ayrıca MHP'nin tam desteği var. Bugüne kadar ne istediler de yapamadılar? FETÖ, İŞİD ve PKK'yı bitirmek için neyi bekliyorsunuz? Yoksa bizim bilmediğimiz 16 Nisan'dan sonra elinize sihirli bir formül mü geçecek? 

Ayrıca referandum paketinde, işsizliği azaltacak ve ekonomik sıkıntıları giderecek hiçbir hukuki düzenleme bulunmamakta, bilakis kuvvetler ayrılığını bitiren, hukukun üstünlüğünü ve bağımsızlığını kaldıran değişiklikler bulunmaktadır. Modern dünyada artık kuvvetler ayrılığının ve hukukun yaptırım gücünün olmadığı ülke bulunmamakta ve bu temel düzenlemelerin olmadığı ülkelere kısa ve uzun süreli yabancı yatırımcı gelmemektedir. Bunun sebebi de yabancı yatırımcının yatırım yaptığı ülkede herhangi bir hukuki problem yaşadığında, kendisini bağımsız yargı önünde savunamayacak olmasıdır. 

Ayrıca, hukukun üstünlüğünün kaldırılması nerede ise ülkemizde kalmamış olan basın özgürlüğünü tamamen bitirecektir. Bu da yabancı yatırımcı için kaçış ve ülkeye geri dönmesini engelleyen çok önemli bir faktördür. Yabancı yatırımcının olmadığı bir ülkenin cari açığını kapatması dış borçlanma ile mümkün olacaktır. Bu da ekonomimizi olumsuz etkileyecektir.

- "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" olarak da adlandırılabilecek bu anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanı ne gibi yetkilere sahip olacak?

- Teşekkür ederim güzel bir soru. Cumhurbaşkanı Meclis'e karşı sorumlu olmayacaktır. Meclis'in elindeki gensoru imkânı tamamen iptal edilmektedir. Soruşturmayı başlatabilmek için 301 milletvekilinin imzası gerekirken, Yüce Divan'a sevk için ise 400 milletvekili gerekecektir. Önerilen sistemde milletvekili seçimleri ile cumhurbaşkanı seçimi birlikte yapıldığından ve cumhurbaşkanının partisi çoğunluğu elinde bulunduracağından dolayı muhalefet gensoru önergesi verebilmek için 301, Yüce Divan'a sevk için 400 milletvekilini nereden ve nasıl bulabilecektir? Diyelim ki, 400 milletvekili bulundu ve cumhurbaşkanı Yüce Divan'a yargılanmak için gönderildi. Yüksek yargı üyeleri doğrudan ve dolaylı olarak cumhurbaşkanı tarafından seçildiğinden, orada tarafsız olarak yargılamanın ne ölçüde yapılacağı milletimizin taktirine bırakıyorum.

Yeni Anayasa'da erken genel seçimi cumhurbaşkanı tek başına yapabilecektir. Yani, Meclis'in iradesi olmadan cumhurbaşkanı tek başına Meclis'i fesh ederek erken seçime götürebilecektir.

Getirilecek sistemde cumhurbaşkanı halkın parasını harcama yetkisine sahip olacaktır. Yani bütçe yapma yetkisi TBMM'nin elinden alınarak cumhurbaşkanına verilmektedir. 

Cumhurbaşkanına Kanun Gücünde Kararname (KGK) çıkartma yetkisi verilmektedir. Bu da TBMM'nin yasama yetkisine doğrudan müdahale değil midir? Cumhurbaşkanı KGK ile bir günde hiç tartışılmadan ülkenin kaderini derinden değiştirebilecek kararlar verebilecektir. 

Cumhurbaşkanı hiçbir denetime tabi olmadan üst düzey bütün atamaları yapabilecektir. Bu atamaları sıralayacak olur isek, bakanlar, EPDK, SPK, Rekabet Kurumu, YÖK vb. başkanları ve üyeleri atamalarıdır. 

Buradan anlaşılan tüm gücün bir kişide toplandığı ve bu kişinin herhangi bir denetim ve denge mekanizmalarına (Check and Balance Mechanism) tabi olmadığı görülmektedir. 

Kısaca belirtmek gerekirse yürütme zaten cumhurbaşkanında, KGK ile TBMM'nin yasama yetkisini önemli ölçüde üzerine alabilmekte ve Yüksek Yargı üyelerini belirleme yetkisi büyük ölçüde cumhurbaşkanına verildiğine göre, demokrasinin temeli olan 'Kuvvetler Ayrılığı' tamamen ortadan kalkarak tek adam rejimi kurulmaktadır. 

- Başkanlık sistemi ile "Yönetimde çift başlılık kaldırılıyor" deniliyor. Batılı ülkelere bakıldığında orada bir sıkıntı olmadığı gözüküyor. Bizde iki başlılıktan niçin şikayet ediliyor?

- Çift başlılık gibi gösterilen cumhurbaşkanı-başbakan uygulaması hem Cumhuriyet döneminde hem de bizim önceki tarihimizde başarı ile uygulanmıştır. Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923 yılından itibaren M.K.Atatürk cumhurbaşkanı iken başarılı iş yapan başbakanları da vardı. Bunlara örnek olarak İnönü ve Celal Bayar gösterilebilir. 

Tarihimizin en eski dönemlerinden itibaren kağanların yanında başbakan görevini gören vezirler de bulunmaktadır. Söz gelişi Göktürklerde Bilge Kağan ve Kültikin Kağan'ın yanında vezir olarak Tonyukuk başarılı işler yapmıştır. Selçuklu döneminde Sultan Alparslan'ın ve Melikşah'ın yanında Nizamülmülk bulunmaktadır. Osmanlı döneminde yine vezir ve sadrazamlarımız padişahların yanındadır. Çift başlılık gibi gösterilen sistem esasında çok eskilere dayanmakta; Göktürkler, Selçuklular ve Osmanlılar bu sistemi yüzyıllarca başarı ile uygulamışlardır. 

- Demokrasinin üç ayağı olan yasama, yürütme, yargı referandumda evet çıkması halinde tek kişinin emrine veriliyor. Bunun sonuçları ne olur? 

- Kısaca demokrasi ortadan kalkar; kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliği oluşur. Bu durum ülkemizi çok geriye götürür. Batılı ülkelerin 20. yüzyılda yaşadığı olumsuz politik gelişmelerin ülkemizde de yaşanması kaçınılmaz olacaktır. 

- Referanduma sunulan anayasa değişikliğinin 7. maddesine göre, bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebiliyor, ancak bir de 11. madde var ki, bu maddeye göre cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, cumhurbaşkanı bir kez daha aday olabiliyor. Burada bir aldatmaca yok mu?

- Burada sizin dediğiniz gibi bir aldatmaca bulunmaktadır. Yani cumhurbaşkanı iki dönemden daha fazla görevde kalabilecektir. 

- Anayasamızda "Türklük" kavramı yoruma gerek kalmayacak şekilde net olarak anlatılmasına rağmen Cumhurbaşkanı "Tek Millet,diyorum ama Türk demiyorum" diyerek ne demek istiyor? Bundan amacı ne olabilir?

- Anayasamızın 66. maddesi "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür." Yani bütün vatandaşlarımız eşit ve aynı haklara sahiptir. Yine anayasamızın 6. maddesi "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz." demektedir. Türk Milleti tabiri sırf Cumhuriyet ile beraber getirilen bir tabir değildir.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde de gerek resmiyette, gerekse kültürde Türkçe belirleyici olmuştur. Nitekim 13. Yüzyılda (1260 yıllarda) meşhur İtalyan Seyyahı Marco Polo Anadolu'yu bir uçtan bir uca gezmiş burayı Minör Asya olarak tarif etmiş; Minör Asya'da Kızılırmak'ın doğusuna Türkmeniya, batısını Türkiye denildiğini hatıratında yazmıştır.  Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk de "Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir" tabirini kullanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın Diyarbakır'da "Tek Millet diyorum ama Türk demiyorum" beyanı yanlış ve talihsiz bir beyandır. Anayasamızın 66.maddesini yok saymaktır. Buna kimsenin hakkı olamaz. Hele Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı'nın buna herkesten fazla dikkat etmesi gerekir. Milletimizin adı "Tek Millet" olacaksa devletimizin adı da "Tekiye" olması gerekir. Bu da tüm tarihi gerçekler ile çelişmektedir. Bu talihsiz beyanları Yüce Türk Milleti'nin takdirine sunuyorum.

- Devlet Bahçeli'nin gerek muhaliflere karşı gerekse referandumdaki tutumunu neye bağlıyorsunuz? Bahçeli ne yapmaya çalışıyor? 

- (Gülerek) Bahçeli kendisi ile de MHP'nin ilkeleri ile de, kurucu genel başkanı merhum Alparslan Türkeş ile de çelişmektedir. Bu çelişkiyi izah etmek mümkün değildir. Bahçeli'nin önceki beyanları milletimizin hafızasında canlılığını korumaktadır. 

- Meral Akşener ve diğer muhaliflerin başlattığı hareket halkta karşılığını buldu mu? Bu hareketin sonu nereye gider?

- Bilindiği gibi; 2015 Kasım Genel Seçimlerinde MHP oylarında büyük düşüş oldu. 7 Haziran'da seçilen 80 milletvekili 40'a düştü. MHP içerisinde kurultay dillendirildi. Delegelerin 2/3'nün desteğini aldılar. Ancak Sayın Bahçeli kurultaya gitmeyerek ülkücü iradenin kararından kaçtı ve kurultay isteyenleri muhalefet, hatta FETÖ'cü olarak suçladı. Şu anda Bahçeli ve Genel Merkez ekibi MHP'nin ilkelerine aykırı olarak yıllarca FETÖ'ye kol kanat germiş olan AKP'yi desteklemektedir. MHP genel merkezi referandumda "Evet" diyeceğini açıklamış, buna karşılık MHP tabanının yaklaşık %85-90'ı da haklı olarak "Hayır" demektedir. MHP'de genel merkez ekibi bu durumda uzun süreli yerini koruyamaz. Yani, yönetim değişimi kaçınılmazdır. Aksi halde, MHP tabela partisi olmaktan öteye gidemez. Bu durumda MHP tabanı da yeni siyasi arayışlara girebilir. Sorunuzun ilk kısmına gelince, Meral Akşener ve diğer muhaliflerin başlattığı hareket sadece ülkücüler arasında değil Türk halkının büyük bir kesiminden destek bulmuş ve heyecan yaratmıştır. 

- Kerkük'teki "bayrak" ve "referandum" krizinin perde arkasında neler yaşanıyor?

- Türkiye Irak'ın toprak bütünlüğünü savunduğuna göre Ankara'da Barzani'nin flamasını bayrak gibi asmak yanlış ve dış politikamız ile çelişmektedir. Barzani'nin referandumda "Evet" desteğine karşılık flamasının asıldığı Türk basınında yazılıp çizilmektedir. Maalesef Ankara'dan yüz bulan Barzani Kerkük'e de flamasını asmıştır. Ayrıca, K.Irak'ta bir referandum yapılarak bağımsız Kürdistan'ın kurulması gerektiğini açıklamıştır. Türkiye tarihi bir Türk şehri olan Kerkük'ün Barzani'nin eline geçmesine rıza gösteremez. Barzani Türkiye istemezse ne Kerkük'e girebilir ne de bağımsızlık peşinde koşabilir. 

- Rahmetli Erbakan "mesele Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye'dir" demişti. Suriye'de yaşananları nasıl okumak lazım, hedef gerçekten Türkiye mi? 

- Suriye politikasını değerlendirmek başlı başına bir söyleşi konusudur. Kısaca belirtmek gerekirse Türkiye'nin Suriye politikası başından beri yanlıştır. Halen de yanlışta ısrar edilmektedir. Suriye halkının barış içinde yaşaması ve Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim için esas olmalıdır. Suriye parçalanırsa bunun Türkiye'ye olumsuz yansıyacağı açıktır. ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bizim aleyhimizedir. BOP'un esas amacı sözde "Büyük Kürdistanı" kurmak,gerçekte ise Büyük İsrail'e hizmet etmektir. Suriye'yi parçalayarak Akdeniz'e kadar uzanan bir PKK/PYD koridoru kurmaktır. Biz devlet olarak Suriye'nin bütünlüğünü savunmalıyız. Suriye'de mezhepçi bir siyaset gütmemeliyiz. Bu bakımdan Suriye'nin meşru hükümeti, yani Esad ile işbirliği yapmalıyız.

Portre/ Ramazan Mirzaoğlu 

Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde Master, Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'nde Doktora derecesi aldı. 1980-1981 öğretim yılında Helsinki Teknik Üniversitesinde ( Finlandiya'da) doktora sonrası araştırmalar yapmıştır. Selçuk Üniversitesi'nde Öğretim Üyeliği, Anabilim Dalı Başkanlığı, Kimya Bölümü Başkanlığı ve Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. XXI. Dönem Kırşehir Milletvekilliği ile 57. T.C. Hükümeti'nde denizcilikten sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Bakanlığının icraatları arasında; İstanbul ve Çanakkale boğazlarının gemi geçiş güvenliğini sağlamayı amaçlayan "Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi" bulunmaktadır.