'Evet' ve 'hayır'ın anlamı

14 Nisan 2017 Cuma  |  MG ÖZEL

Anayasa değişiklikleriyle ilgili referanduma artık sadece sayılı saatler kalmış durumda. Pazar günü yapılacak referandumun ardından halkın değişiklikleri kabul edip etmeyeceği ortaya çıkacak. Çok tartışılan anayasa değişiklerini, özellikle hukuki açıdan konuşulabilecek kişilerin başında Ömer Faruk Eminağaoğlu geliyor. Yargıçlar ve Savcılar Birliği'nin (YARSAV) Kurucu Başkanı olan deneyimli hukukçu Eminağaoğlu, sonuçların nasıl değerlendirilmesi gerektiğinden cumhurbaşkanının yetkilerine ve OHAL koşullarında referandum yapılmasına pek çok konuda sorularımızı şöyle yanıtladı:

-Türkiye'yi neden hayır denmesi gerektiğini anlatmak için karış karış dolaşıyorsunuz. Neden hayır diyorsunuz?

-Bu soruyu yanıtlamak için, öncelikle değişiklik metninin nasıl hazırlandığını ortaya koymak gerekiyor. Anayasalar; bir ülkede herkesin bir arada yaşayabilme koşulları gözetilerek hazırlanır. Anayasaların bir adı da bu nedenle toplumsal sözleşmedir. Anayasalar ve anayasa değişiklikleri, uzlaşmaya dayalı metinler olmakla, partiler arasında bir yarış söz konusu edilerek değil, aksine kural olarak uzlaşma yoluyla yapılırlar.

Şu an gündemde olan anayasa değişikliği, değil uzlaşma ile, diğer üç partiden ve hatta herkesten kaçırılarak hazırlanmıştır. Bu anayasa değişiklik teklifinin altına imza atan 316 milletvekili bile neyin altına imza attıklarından, nasıl bir metin oluşturduklarından haberdar değillerdir. Çünkü bu imzalar ortaya çıkana kadar 316 milletvekilinin bir araya gelmesi söz konusu olmamıştır. Yani, neyin nasıl değiştirilmekte olduğu konusu, bu metne imza atanlardan bile saklanmıştır. Bu metni, kim, ne zaman, nerede, nasıl hazırlatmıştır? Sürece bakarsak, sorunun yanıtı Erdoğan gibi görülse de, acaba Erdoğan'ın arkasında başka bir güç yok mu sorusu da haklı olarak ortaya çıkmaktadır.

Bir anayasa değişikliğinin, şimdi yapıldığı gibi böyle kapalı, gizli hazırlanarak bir anda ortaya çıkarılması ise, darbelerde bile söz konusu olmamıştır. Türkiye ilk kez gizli hazırlanan bir anayasa değişiklik metnine tanık olmuştur. Demokrasi demek, açıklık demek ise, hesap verebilirlikten uzak durulmadığı sistemler ise, bir anayasa değişiklik metninin gizli hazırlanmasındaki amaç ne olabilir?

Yapılan, Anayasa değişikliği adı altında, Atatürk Cumhuriyetine yönelik ağır saldırıdır. Bu nedenle iktidar, anayasayı konu etmeden süreci geçiştirmeye çalışmakta, kendini veya yarattığı konuları gündemde tutmaya çalışmaktadır.

Bu tabloda, herkes yerine göre bireysel, yerine göre örgütlerle, platformlarla beraber ülkenin her yerini karış karış dolaşmakta, ne yapılmak istendiği halka anlatılmaya çalışılmaktadır. Bizler de herkes gibi yurdun doğusunu, batısını, kuzeyini, güneyini, her köşesini dolaşarak halkımızla birlikte olma yoluna gittik. 

2- Sizin de dahil olduğunuz "Bir Şey Yapmalı" hareketinin amacı nedir, bu harekete kimler destek veriyor?

- "Bir Şey Yapmalı", siyasetteki tıkanıklığı aşma amacını güden, sistemdeki sorunların hukuk ve demokrasi yolu ile çözülmesini amaç edinen, kuruluşunda ve içinde olmadığım ancak destek verdiğim bir oluşum. Bu yapı, halkoylaması sürecinde ortaya çıkan değil, onun da öncesinde bir süredir bu yolda çalışmalar yapmakta, özelde Cumhuriyet değerlerini ve CHP'deki yapısal sorunları masaya yatırmakta. Bu yolda çalışmalarını sürdürmektedir. Ben de, Türkiyedeki sorunların, Cumhuriyet değerlerine bağlı bir örgütlenme ile çözülebileceği, bunun için bir CHP'li olarak CHP'nin kendi yapısal ve yönetimden kaynaklı sorunlarının çözülmesi gereğine inanan, bu sorunları çözülünce ayağa kalkacak bir CHP ile Türkiyenin ayağa kalkacağına ve dolayısıyla Türkiyenin sorunlarından kurtulacağına inanan ve bu yolda hukuk ve demokrasi mücadelesi veren bir kişi olarak, söz konusu oluşuma ve çalışmalarına bu amaçla katkı sunmakta, destek vermekteyim. Bu oluşum, özde bu anlayışı güdenleri de ayrıca etkinliklerinde halkla buluşturmakta, halkı ve siyasal dünyayı aydınlatıcı çalışmalarını sürdürmektedir.

3- Referandum sonucunda çıkacak olan evet ya da hayır oyları nasıl okunmalı, ne yapılmalı?

- Öncelikle şunu belirtmek zorundayım: Bu anayasa değişikliği ile kurucu değerlerde değişiklik yapılmış, anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerini etkileyen, o maddelerin içini boşaltan değişiklikler gerçekleştirilmiştir.

TBMM, anayasanın diğer hükümlerini değiştirebilir, ancak anayasadaki değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümlerini değiştiremez. Değiştiremeyeceği bu konularda, herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır.

Halkoylaması ile kurulmayan devletin, bu devletin kurucu değerlerinin, TBMM'de görüşme konusu edilmesi, halkoylamasına sunulması asla kabul edilemez. Bu konuda, böyle bir teklifle gelindiğinde yapılması gereken, sine-i millete gitmek, bunun TBMM'den geçmesi durumunda ise, ayrıca Anayasa Mahkemesine de başvuruda bulunmak idi.

Halkoylamasından evet çıkması durumunda, her şey kabul mü edilecektir?.. Çıkacak evet ile Cumhuriyetin kırmızı çizgilerinin, kurucu değerlerinin değiştirilebilmesi olanaklı mıdır... Bu durum kabul edilecek midir, benimsenecek midir... Elbette hayır... Nasıl ki, Anayasa Mahkemesinden çıkacak bir ret kararı, metni hukuksal duruma getirmeyecek, bir iptal kararı ise sadece Cumhuriyete yönelen bir adımı engelleyecek idi, halktan çıkacak bir evet de asla böyle bir metni hukuksal ve meşru hale getiremez. Halktan çıkacak bir hayır, sadece bir saldırının ortadan kaldırılmasını sağlayabilir.

16 Nisan'da ülkede tek adamlığa hayır denildikten sonra, 17 Nisan'da da kesin olarak partilerde de tek adamlığa hayır denilmelidir.

- OHAL ilan edilmiş bir ülkede referanduma gitmek hukuk devletinde sıkıntı yaratır mı?

- Olağanüstü hal, yönetimin belirli hak ve özgürlüklerin kullanılmasını yasakladığı veya kısıtladığı bir sistemdir. Bunun içinde, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi bir çok hak ve özgürlük de bulunmaktadır.

Seçimlerde, halkoylamasında esas olan, kişinin etki altında kalmadan, serbest iradesi ile, demokratik ortam içerisinde gerçekleşen bir süreçte oy kullanabilmesidir. OHAL'in varlığında, bu koşullar altında bir halkoylamasından söz edilemez. Bu sistemde yönetimin iradesi baskın olduğundan, yönetimi eleştiren düşüncelerin serbestçe ifade edilebilmesi bile her zaman olanaklı değildir. Bu nedenle, yönetimin iradesinin baskın olduğu böyle bir ortamda gerçekleşecek oylamada, kişilerin serbest iradeleri ile hareket ettikleri, kişiler üzerinde yönetimin etkisinin olmadığı asla söylenemez. Böyle bir tablo, demokratik hak ve özgürlüklerin etkin kullanılabildiği bir tablo değildir. Demokrasi demek sadece sandığı kurmak, sandığa oy atmak demek değildir. Demokratik ortam etkin olmadan gerçekleşecek bir oylama, şeklen ve her türlü zorluk, baskı ve etki altında gerçekleşmiş bir oylama demektir. Böyle bir tablo ise, demokrasinin ve hukuk devletinin gerekleri ile bağdaşmaz.

- "Yönetimde çift başlılık kaldırılıyor. Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık birleştiriliyor" deniliyor. İngiltere, Japonya, Hollanda gibi hanedanlıkla yönetilen ülkelerde bile iki başlı bir yönetim var. Orada bir sıkıntı olmuyor da bizde iki başlılıktan niçin şikayet ediliyor?

- Demokrasiler, yetkilerin tek elde toplanmadığı, yetkilerin farklı organlar arasında dağıtıldığı, ayrıca çok sesliliğin etkin kılındığı, ancak sistemle ilgili kurallarının açık ve net olarak konulduğu ve bu kuralların kağıt üzerinde bırakılmayıp işler kılındığı sistemlerdir.

Parlamenter sistemler bir yana, başkanlık veya temsili olarak hanedanlık veya krallıkların söz konusu ülkelerde bile, yetkiler sadece başkan, hanedan veya kralların elinde toplanmamıştır. Aksine yetkiler olabildiğince farklı organlar arasında dağıtılmıştır. Bu durum, çok başlılık yaratmamakta, aksine sistemdeki tek kişiye bağlı olarak her şeyin kurgulanmasını, keyfiliği ortadan kaldırmaktadır.

Mevcut sistemde, Cumhurbaşkanı yerine göre yürütmenin başı yerine göre devletin başı olarak hareket etmektedir. Bu nedenle, hükümet ile her zaman aynı çizgide, aynı bakış açısında olmaması, bu kurumun varlığı ve konumu gereğidir. Bu gerekçe, son derece yapay ve hukuksal olmayan bir gerekçedir.

- Milletvekili seçilme yaşı 25'ten 18'e düşürülüyor. Son milletvekili seçiminde 25 yaşında kaç milletvekili vardı hatırlıyor musunuz?

- Seçilme yaşı, Anayasada 30 olarak yer alırken 2006 yılında, yine AKP döneminde yapılan değişiklikle 25'e düşürülmüştür. Bu durumda, o zaman ne demek 18'e düşürülmediğini sormak gerekiyor.

Mevcut Siyasi Partiler Yasasına göre, 18 yaşını doldurana kadar bir siyasi partiye üye olabilmek söz konusu değildir. Yine 18 yaş doldurulana kadar kişinin ekonomik bağımsızlığını kazanabilmesi de söz konusu değildir. Bu yaş itibarıyla eğitim çağında bulunan, lise aşamasını yeni bitiren bir kişinin, seçilebilmesi için gerekli olan şey, aday adayı olacağı parti tabanında tanınması, bu şekilde de ön seçimden geçebilir olmasıdır. Ayrıca, önseçimden geçince de, aday olacağı çevrede bilinebilir, tanınabilir de olmalıdır ki, 18 yaş itibarıyla faaliyetleri düşünüldüğünde, toplumca tanınır olmaktan da söz edebilmek mümkün olmayacaktır.

- Bakanları, Cumhurbaşkanı atayarak görevlerine son verecek. Cumhurbaşkanı, yardımcılarını seçecek. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına izin verecek. Yürütme ile ilgili kararnameler çıkarabilecek. Bütün üst düzey kamu görevlilerini atayıp, görevlerine son verebilecek. Bu kadar yetkinin bir kişiye verilmesini doğru buluyor musunuz?

- Tüm üst düzey görevlileri atayabilecek. TSK'nin kullanılmasına karar verecek. OHAL ilan edebilecek. Yasama yetkisi anlamında kararname çıkarabilecek. Daha birçok şeyi sıralayabiliriz. Yürütme alanında tek kişi. Yasama alanında birçok yetki tanınmakta ve yasama denetimi ortadan kaldırılmakta. Yargı denetimi etkisiz kılınmakta.

Demokrasi dediğimiz sistem, açıklığın ve hesap verebilirliğin, denetimin, hukukun üstünlüğünün esas olduğu sistemdir. Burada ise tam aksi bir yapı getirilmektedir.

Cumhurbaşkanına bu değişiklikle tanınan yetkiler ve sonuçları irdelendiğinde, bunların sakıncaları açıkça ortaya çıkmaktadır. Sormak gerekiyor, şu an geçerli olan sisteme bakıldığında, hukuk ve demokrasi alanında veya ülkede yaşanan sorunlara, bu yetkilerin hangisinin tanınmaması yol açmaktadır?

- Evetçiler her ne kadar Cumhurbaşkanını yargılamanın önünün açıldığını söyleseler de "tek adam" sisteminde, Cumhurbaşkanı'nın kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm, göstermelik bir cezai sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Bu şartlarda yargılamanın yapılabileceğine ihtimal veriyor musunuz?

- Her yönüyle etkisiz bir soruşturma ve yargılama sistemi söz konusu ediliyor. Şu an Başbakan ve Cumhurbaşkanının yargılanma konusunu ve bu konudaki düzenlemeleri düşünürsek, Anayasa değişikliği ile Başbakan ve Cumhurbaşkanının tek kişinin şahsında birleşeceğini ve buna göre yargılanma konularına bakarsak, tamamen göstermelik bir cezai sorumluluk yaratıldığı açıktır.

Yüce Divan'a sevk için, TBMM üye sayısının salt çoğunluk değil, nitelikli çoğunluk aranmaktadır. Bir kişi en az % 50 oy alarak Cumhurbaşkanı seçileceğine göre, aynı gün yapılan seçimde de Cumhurbaşkanının partinin bu oy oranına yakın oy alacağına, bu partinin TBMM'deki sandalye sayısının 60-70'ini elde edeceği gerçeği karşısında, bu milletvekili listesi de, parti başkanı olan Cumhurbaşkanı tarafından yapılacağından, hiç bir zaman böyle bir nitelikli yetersayı ile kendi genel başkanları olan bir kişinin Yüce Divan'a sevki söz konusu olmayacaktır.

- Ortaya çıkan fiili durum karşısında bu Anayasa değişikliğinin yapıldığı ve Cumhurbaşkanına bu yetkilerin tanındığı söylenmektedir. Bu suç değil midir?

- Cumhurbaşkanı, gerek OHAL öncesinde, gerek OHAL sürecinde hükümete ait tüm yetkileri kullanan bir konumdadır. Kendisinden önce Köşkte 15-20 kişi çalışırken, şimdi bu sayı 2000'lere dayanmıştır. Anayasalar, iktidarları sınırlandırmak için yapılırlar. İktidarlar, anayasaya uymak durumundadırlar. Şimdi, anayasanın dışına çıkan bir Cumhurbaşkanının varlığı tartışmasızdır. Cumhurbaşkanı, anayasanın dışına çıkarak, anayasayı ihlal ederek işlem yapmaktadır. Bu şekilde kamu gücü kullanması karşısında, bu kamu gücü cebir ve şiddettir. Dolayısıyla yaptığı TCY'ndaki anayasayı ihlal suçudur. Bu suçtan Yüce Divan'da yargılanması gerekmektedir.

Cumhurbaşkanını Yüce Divan'da yargılamak yerine, Cumhurbaşkanı Anayasaya uymak yerine, Anayasa Cumhurbaşkanına uydurulmaktadır. Cumhurbaşkanının işlediği suç görmezden gelinmektedir. Bu yapılan, bir anayasanın varlık nedenine de aykırıdır. Böyle bir tablodaki hareket tarzı bu olursa, anayasa değişikliği sonrası Cumhurbaşkanından yargı yoluyla hesap sorabilmek mümkün müdür...

- 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda HSYK'nın değişikliği hararetle savunulmuştu. HSYK'nın yapısı 7 yıl sonra sil baştan yenileniyor. Bir Anayasa maddesi 7 yıl içinde eskiyebilir mi ?

- Anayasal organlar, 3 yılda, 5 yılda değişecek, bir partinin kendi kafasına göre biçimlenecek organlar değildir. Hele konu yargı olunca bundan her yönüyle kaçınılmak gerekirken, aksine iktidar yargı organlarını sadece kendi istediği yapıda kurgulamaktadır.

- TBMM üye sayısı 550'den 600 üyeye çıkarılması önemli midir, gerekli midir?

- Toplam seçmen sayısı gözetilince, temsil yetkisi yönünden üye sayısının 550'den 600'e çıkarılması, etkin bir sonuç doğurmayacaktır. Aksine, yürütmede çok başlılıktan yakınan iktidarın böyle kalabalık bir Mecliste nasıl çalışabileceğini yanıtlaması gerekmektedir. Yapılan düzenleme, anayasa değişikliğinin kabulünü sağlamaya yönelik sömürü niteliğinde bir düzenlemedir.

- Seçimlerde Seçsis sistemi kullanılmaya başlandığı günden bu yana hep tartışma konusu oldu. Sizce bu sistem güvenilir midir?

- Seçsis sistemine veya seçimlerde seçmen kütüklerini de konu edersek, uygulanan sisteme iki hatta üç yönden bakmak gerekmektedir. Seçmen kütükleri, artık yargının yazım alanından çıkmış olup, tamamen idare tarafından mernis kapsamında oluşturulmakta, yargı tarafından, sadece askı süresi içinde yapılan itirazlar yoluyla denetlenmesi gündeme gelmektedir. Bu da etkin bir yargı denetimi olmamaktadır.

Seçsis, UYAP kapsamında uygulanmaktadır. UYAP, Adalet Bakanlığı bünyesindeki bir merkezi işletim sistemidir. Bakanlığın kontrolünde olan, yani yürütmeye ait bir sistemdir. Konu bu yönüyle tartışmaya açıktır. Bu nedenle, Seçsis veri girişleri ve çıktılarının, her yönüyle kontrolünün sağlanması zorunludur. Öte yandan Seçsis, Havelsan A.Ş. tarafından yürütülen bir projedir. Bu yönüyle de sistem müdahaleye açıktır.

Yargı gözetiminde bir projenin, tamamen bu konudaki anayasal organ olan YSK bünyesinde ve YSK görevlilerince yürütülmesi gerekirken, seçim alanı, adeta özelleştirme alanı gibi görülmüştür. Bilgisayar ve elektronik alt yapı gerekliliği, bu bakış açısını haklı kılmamaktadır. Bu durumda sistemin yürütme karşısında güvenilirliğini kuşkulu tartışmalı kılmaktadır.

Seçsiste, tüm siyasi partilere sistemin veri akışını izleyebilme anlamında kullanıcı şifresi verilmeli, bu yönüyle sistemin denetlenmesi de sağlanmalıdır.

Öte yandan partiler, sadece sandık sonuçlarına ilişkin ıslak imzalı olarak adlandırılan tutanağı almakla yetinmemeli, bunun yanında torbaların taşınma sürecine eşlik etmeli, ilçe seçim kurallarında veri girişi sürecini izlemeli, girilen verilerle ilan edilen verilerin, yine ıslak imzalı tutanaktaki verilen aynı olduğunun kontrolü mutlaka yapılmalıdır.

Tüm bu nedenlerle Seçsis'in, tamamen YSK bünyesi içinde olması sağlanmalıdır. Partilerin sistemi ve sistemdeki bilgileri izlemesi olanaklı kılınmalıdır. Seçsis ve UYAP ile ilgili olarak bu güvenlik açıklarını konu ederek 2006-2008 yılları arasında yapmış olduğumuz başvurular sonuçsuz kalmıştır.

- Bir hukukçu olarak Türkiye'nin son 15 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bir cümle ile de, sayfalarla da yanıtlanabilecek bir soru. Bir cümle ile yanıtlamak gerekirse, son 15 yılda, hukukun üstünlüğü değil, tamamen iktidarın, gücün, üstünlüğün hukuku geçerli.

- Yeni düzenlemeye göre gündemi meşgul eden Cumhurbaşkanının fesih yetkisi konusundaki görüşünüz nedir, böyle bir yetki var mıdır?

Bu konu ile gündem gereksiz olarak meşgul edilmiştir. Buradaki fesih ile amaçlanan, kuşkusuz bir derneği, kurumu feshetmek, dağıtmak, kapatmak değildir. Mevcut Anayasada da ve değişiklikte de, fesih yerine seçimlerin yenilenmesi kavramı kullanılmaktadır. Bu kavramlar, anayasa hukukunda, seçim hukukunda eş anlamlıdır. Seçim dönemi sona ermeden alınan seçimle ilgili kararlar, seçimlerin yenilenmesi olarak nitelenmektedir. Buna erken seçim de denilebilir. Bu kararlar doktrinde fesih yetkisi ile aynı anlamda kullanılmaktadır.

- Yargı ile ilgili bir maddeye tarafsız sözcüğü eklenmekle, yargı alanındaki sorunun çözüldüğü söylenmektedir. Bu değişiklik yeterli midir?

Bu değişiklik yeterli olsa, o zaman iktidara sormak lazım ki, hele de yargı ile ilgili anayasadaki düzenlemelerin tepeden tırnağa değiştirildiği 2010 anayasa değişikliğinde, neden anayasadaki yargı ile ilgili maddelere, tarafsızlıkla ilgili bir sözcük eklenmemiştir. Neden sorunun çözümü bu ise, bugüne kadar yargı böyle taraflı durumda tutulmuştur?

- Son olarak eklemek istediğiniz...

- Yapılanın bir anayasa değişikliği değil, değişiklik adı altında Atatürk Cumhuriyetinin içinin boşatılması olduğunu ifade ettim. Bu nedenle, sandığa gitmemek te bir tercih, bir yönüyle o da oy verme ise de, sürece ve sonuca doğrudan etki etmesi için sandığa giderek, buna göre bu saldırıya karşı koymak gerekmektedir. 2010 Anayasa değişikliğinde, katılım oranı % 73 düzeyinde gerçekleşmiştir. AKP'nin kendi tabanını bütünlükle sandığa taşıması düşünüldüğünde, AKP tabanının o katılım oranı içindeki yansıması % 58 ler düzeyine çıkmıştır.

Bu tabloda AKP gücünü kendi tabanından değil, karşı tarafın dağınıklığından, sandığa gitmemesinden almıştır. Bu nedenle sandığa gidilmeli ve net olarak hayır oyu kullanılmalıdır. Ülkede tek adamlığa hayır denilmeli, daha sonra ise 17 Nisan'da aynı sorunlarla karşılaşmamak için partilerde de tek adamlığa hayır denilerek, hukuk ve demokrasi mücadelesi etkin biçimde sürdürülmelidir.