'Şaibeli' referandum

18 Nisan 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

16 Nisan referandumu sonuçlandı, çok az bir oy farkıyla iktidarın getirdiği anayasa değişikliği referandumdan geçti.

Ancak bu referandum Yüksek Seçim Kurulunun kararları ile şaibeli hale getirilmiştir. 

298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 77. Maddesinin 4. Fıkrasında "...İlçe seçim kurulu Başkanlığı mührünü taşıyan özel zarfları sayar, her birinin üzerine sandık kurulu mührünü basar, böylece üzerinde biri ilçe seçim kurulunun, diğeri sandık kurulunun  mühürleri bulunan çift mühürlü özel zarfların  sayısını tespit eder " demektedir.

Yani seçmene verilecek ve seçmeninde oyunu kullandıktan sonra oy sandığına atacağı zarfların geçerli olması için bu iki mührü de taşıması gerekirdi.

Ancak bir çok ilde seçmene verilen oy pusulaları ve zarflarlarının bu yasal gereğe uymadığının  ortaya çıkması üzerine, Yüksek Seçim Kurulu kendisini yasa koyucunun yerine koyarak, bu zarf ve oy pusulalarının dışarıdan getirildiği ispat edilmedikçe geçerli olduğuna karar vermiştir.

Kanunun 77. Maddesinde sayılan durumlar seçim güvenliğini temin için getirilmiş şekil kurallarıdır.

Yüksek Seçim Kurulunun yasanın bu amir hükmünü kendisine göre yorumlayarak değiştirmek hakkı yoktur.

Yüksek Seçim Kurulu, çok yüksek oranda seçmen katılımıyla gerçekleşmiş bu referandumu kanunu amir hükmüne aykırı olarak aldığı bir kararla ve kendisini kanun koyucunun yerine koyarak maddeyi değiştirmişçesine hareket ederek referandum sonucunu şaibeli hale getirmiştir.

Yüksek Seçim Kurulu açıkça kanuna aykırı bu kararını "geçmişte de böyle oldu" şeklinde hukuki olmayan bir cevapla savunmuştur.

Yani evvelce böyle bir hukuki hata yapılmış olmasını bugünkü hukuk ihlaline gerekçe olarak göstermiştir.

Hukukun geçmişte ihlal edilmiş olması bugün de ihlal edilmesinin gerekçesi olamaz.

Bu mantık bir spor müsabakasında da evvelce yapılmış hakem hatalarını örnek göstererek, oyun kurallarının değiştirilmesine benziyor.

Yüksek seçim kurulu, seçimlerin yasalara uygun güvenli bir şekilde yapılmasını temin ile mükelleftir. Yüksek Seçim Kurulu da bu gerekçeyle, kanunlara uygun kararlar alarak bunları ilan etmektedir.

Nitekim referandum sürecinden evvel oy pusulalarının ve oy pusulalarının içine konacağı zarfların nasıl düzenlenerek sandık başına gelen seçmene verileceğini ilan etmektedir. Bu aşamada mühürsüz zarfların geçersiz olabileceği hiç açıklanmamıştır. Tam aksine bunların geçersizliği anlatılmışsa da sonradan AKP li Yüksek Seçim Kurulu üyesinin talebiyle kanuna aykırı bir karar vermiştir. 

Kendisi yasaları çiğnemekte bir sakınca görmeyen bir kurul seçim güvenliğini nasıl sağlayacaktır.

Ülkede yaşanan son hukuksuzluklar ve Yüksek Seçim Kurulu'nun bu kararı artık yargıya olan güveni iyice sarsmıştır.

Türkiye bugün artık seçim güvenliğinin kalmadığı ve bunun Yüksek Seçim Kurulu eliyle yapıldığı bir ülke haline gelmiştir.

Modern çağda hukuksuzlukları eli silahlı zorbalar değil, makam ve yetki sahipleri yapıyorlar.

Yüksek Seçim kurulu bir milyondan fazla oyu geçersiz sayması gerekirken bunu yapmayarak açıkça hukuksuzluk yapmış ve referandum sonuçlarını şaibeli hale getirmiştir.

Bu karar akıllara, hoşlanılmayan kararı veren savcı ve hakimlerin açığa alınmasını getirmiştir.

Yüksek seçim kurulunun üyeleri de "Ne olur ne olmaz, bizim başımız da derde girer" diye mi korkarak, çok temiz cereyan eden bir referandumu şaibeli hale getirmişlerdir? 

Ne gerekçeyle olursa olsun, unutulmasın ki bilerek ve isteyerek hukuka aykırı karar veren hâkimleri sonunda  tarih ve vicdanlar mahkum ediyor.

Şahin Mengü