İttifak zarureti

20 Nisan 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Son referandumla her şeye muktedir bir başkanlık rejimine geçişin, şu anda pek tartışılmayan sonuçlarından biri, ülkeyi yönetmeyi arzulayanların ittifak mecburiyetidir. Çünkü, daha çok kimlikler üstünden yürüyen mevcut çok parçalı siyaset, tek başına %50'yi aşmaya yetmeyecektir. 

Son referandum, bu olası ittifak ihtiyacının bir bakıma ilk denemesiydi. Kuvvetler birliğinden yana Erdoğan kontrolündeki AKP ile Bahçeli'nin MHP'si, Destici'nin BBP'si ve Hüda Par'lı Kürtler iş birliği yaparken; kuvvetler ayrılığından yana pek çok farklı grup bir araya geldi. 

Ne var ki, ortaya çıkan sonuçlar, Evet cephesinde ittifakın beklenenden farklı gerçekleştiğini ortaya koydu. MHP'den katkının 3 puanla sınırlı olmasına karşılık, Kürtlerden 1,5 puanlık yeni bir destek geldiği, AKP'nin de bir miktar fire verdiği ileri sürüldü. 

Önce HDP Mardin milletvekili Altan Tan, "MHP ittifakının çöktüğünü, Erdoğan'ı Kürtlerin kurtardığını" ve "Tayyip Bey'in tekrar bir değerlendirme yapması ve Kürtlere vefa borcunu ödemesi gerektiğini" söyledi. Ardından AKP Mardin milletvekili Orhan Miroğlu, "Türk milliyetçilerinin hayal kırıklığı yarattığını", "Ak parti artı Kürt ittifakının herkese ve Türkiye'ye kazandıracağını" ifade etti. 

***

Muhtemeldir ki, bu tartışma AKP ve Erdoğan nezdinde de yapılıyor; 2019'da yapılması beklenen başkanlık seçimi için "maç kazandıracak" takımın kimlerden oluşabileceği değerlendiriliyordur. 

Aslında geriye baktığımızda AKP ve Erdoğan'ın "maç kazandıracak" taktikler konusundaki kabiliyetini teslim etmek gerekir. Hemen her seçime birbirine hiç benzemeyen çok farklı taktiklerle çıktıklarını ve hemen hepsini kazandıklarını gördük. 

Yola "milli görüş" gömleğini çıkararak başlamışlar; küresellikle uyumlu, AB müktesebatına uymaya hevesli "liberal demokrat", ılımlı Müslüman bir çizgi tutturmuşlardı. Bir dönem Osmanlı'yı diriltme hevesi ve İslam aleminin hamiliğiyle "siyasal ümmetçilik" ateşini yaktılar. Bir ara her türlü itiraza kulak tıkayıp meşhur hendeklerin kazıldığı, Kandil ve Öcalan ile pazarlık yapılan "çözüm süreci"ne tanıklık ettik. Ardından önüne gelenin düşman ilan edildiği, hamasî nutukların tavan yaptığı "milliyetçilik" dönemi başladı. 

Erdoğan'ın kendilerini temsil ettiğine ve AKP'nin kendi partileri olduğuna inanan, ülkenin okumuşundan hazzetmeyen, çoğu sosyal yardıma muhtaç, muhafazakâr ana omurganın, farklı "taktik" yamalarla desteklenmesi, bugüne kadar her defasında işe yaradı. 

2019 için gereken yama veya yamaların hangileri olduğunu hep birlikte yaşayarak göreceğiz. 

***

Son referandumun en önemli sonuçlarından biri, birbiriyle farklı dünya görüşündeki pek çok grubun, "hainlik ve terör destekçiliği" suçlamalarına aldırmaksızın Hayır cephesinde bir araya gelişidir. 

Kemalist ve sosyal demokrat CHP'den AKP'nin hüsrana uğrattığı liberallere, temelsiz hamasî söylemlere karnı tok MHP milliyetçileriyle CHP ve VP ulusalcılarından Kürt milliyetçisi HDP'ye, kendilerine ayrımcılık yapıldığına inanan "ötekiler" 'den AKP'nin gerçek İslam'ı temsil etmediği kanaatindeki Saadet Partisine kadar pek çok benzemezin aynı çatı altında toplanabilmesi, "zorunlu" dahi olsa çok önemlidir. 

Bu, kendi çizgisini koruyarak, kuvvetler ayrılığı gibi bir ortak payda etrafında bir araya gelinebileceğini; en azından herkesin zararlı olduğuna inandığı bir pozisyona iş birliğiyle karşı çıkmasının mümkün olabileceğini göstermiştir. 

Çok muhtemelen önümüzdeki dönemde aynı basireti sergileyebilmeye fazlaca ihtiyaç olacaktır.