Spartaküs

24 Nisan 2017 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Biraz kitap karıştırmış, okumuş, araştırmış olanlar bilir:

Trakyalı çoban Spartaküs, insanlık tarihinde ünlü köle isyanının en büyük temsilcilerindendi. Roma ordusuna asker yazılmıştı. Bağlı bulunduğu ordunun kendi halkına yaptığı zulmü görünce firar etti, yakalandı, esir düştü, gladyatör yapıldı.

Efendileri tarafından kendisine verilen görev; diğer kölelerle ölüm-kalım dövüşleri yaparak sarayın muktedirlerini eğlendirmekti.

Spartaküs, çok geçmeden düzene başkaldırdı, gladyatörlüğe karşı çıktı. MÖ (Milattan önce), 73 yılında bir arkadaşıyla birlikte askeri koğuştan firar etti.

Kimi kitaplara göre, 2 yıl kadar gladyatörlük yapan Spartaküs, tarihin en haklı savaşlarından birine komutanlık yaptı. İtalya'yı en tepeden en aşağıya taradı. Romalı efendilerini tir tir titretti, karşısına çıkan orduları darmadağın etti. 

Spartaküs'ün ordusu kısa zamanda 100 bin kişiye ulaşmıştı,  ne var ki, mali kriz baş göstermişti. Ordusu aç ve sefildi. Askerine maaş ödeyemiyordu. Beslenme sorunları çözülememişti. Kurulu düzen saraydan yanaydı. Ekonominin kaynakları tek elde toplanmıştı, gelir bulmak imkansız hale gelmişti. 

Durum böyle olunca Spartaküs'ün yıldızı sönmeye başladı. Roma sarayının ünlü komutanı Crassus, bir savaşta (MS 71) Spartaküs'ü yendi. Binlerce kölenin kimini esir aldı, kimini işkenceyle öldürdü.

Yazının burasında bir nokta koyalım ve diyelim ki:

- Türkiye gündemi nerde, sen ne yazıyorsun?

Doğrudur...

Ne var ki; kimi zaman tarihten ders çıkarmak gerekir.

- Nedir bu?

- Kısaca anlatalım:

Acı gerçek şu ki; tarihte haklı olan her zaman başarılı olmuyor, olamıyor. 

İnsanlık tarihi haklı olanların yenilgisini yaşaya yaşaya bugünlere gelmedi mi?

Çoğu zaman, çok sayıda ülkede haksızların baskısı ve zulmünü haklı olanlar hayatları boyu yaşamadılar mı?

Her haklı olan, her zaman başarıya kolayına ulaşsaydı bu kötülükler olabilir miydi?

Afrika kıtası yağmalanır mıydı?

Avrupalılar Amerika'ya ayak basar basmaz yerli halkı nasıl yok ederdi?

Haklının haksız olanı yenmesi bir bilim yasası değildir. 

Su, 90 derecede kaynamaya hazır hale gelir. 100 dereceyi bulunca kaynamasına kimse engel olamaz. 

Eline aldığın bir taşı dipsiz sandığın kuyuya bıraktığında bir süre beklersin, taş dipteki suyla buluştuğunda duyacağın sesi bilirsin:

- Lık...

Her bilimsel deney gerçekleri yansıtmayabilir. Bunun tek nedeni, yeri, zamanı, beklentilerin yeterince anlatılamamış olması değildir.

Haklının haksızı yenmesi diye bir kural yok. 

Ayrıca bu, bilim yasası da değildir. 

İnsanoğlu tarihin yazdığı gibi her türlü haksızlığa karşı çıkıyor. "Çare" üretiyor. Deniyor. Kimi zaman başarılı oluyor. Kimi zaman öngörülen sonuca ulaşamıyor, bütün umutlar boşa çıkıyor.

Tarihsel koşulların denk düşmesi, imkanların akıllıca kullanılması, liderlerin sadece "kuru hamaset" ile değil, gerçeklerle yüzleşmesi ve yetenekli olması, iç ve dış politikanın anlaşılır şekilde anlatılması işin olmazsa olmazı değil midir? 

"Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti" gibi kavramlar, siyasetin şaibeye düşmeden barışçı ve uygar yollarla yürütülmesi için benimsenen ortak koşullar değil midir?

Kimi ülkelerde kimi zaman iç politikada haklı olanların ezildiği, yenildiği, gerilediği görülmemiş şey değildir. 

Böyle durumlarda aklımız şu soru düşebilir:

- Hangi durumda olmayı yeğlersin? Haklı olup yenilmeyi mi, haksız olup yenmeyi mi?

Unutmayalım ki; tarih, umutsuz da olsa, haklıyı sonuna kadar savunan insanlarla doludur, bize yakışan da, olması gereken de budur.