Eleştirince kızıyorsunuz

25 Nisan 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Benim bildiğim, siyasi arenada  "berabere kalmak" gibi bir durum yoktur.

Maç ya kazanılır ya da kaybedilir...

Örneğin, iktidar olmak iddiasıyla seçime giren parti bu hedefe ulaşamamış ise, "maçı" kaybetmiş demektir.

16 Nisan referandumu da bunun gibi..

Tek adam olmak, yani diktatörleşmek isteyen bir rakibi halka doğru anlatamayanlar aynaya bakıp kabahati kendilerinde arayacaklar.

Baykal, Feyzioğlu MHP'li muhalifler referandum sürecinde hamasetten uzak, sadece anayasa değişiklik teklifindeki tehlikeleri işaret ettiler.

Diğerleri hamaset yapmayı siyaset yapmak zannettiler, o zaman da ancak bu kadar oldu.

Hele o 15 Temmuz kalkışmasını "kontrollü darbe" olarak nitelemek bence yanlışların en büyüğü idi.

Bunu yaparak Tayyip Bey'in ekmeğine yağ sürdünüz.

15 Temmuz kontrollü bir darbe idiyse o zaman  Yenikapı mitinginde ne işiniz vardı? FETO çetesini devletin başına bela eden Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı değil miydi? 

Bunu o zaman hiç dile getirmeyeceksin, ama şimdi kontrollü darbeden söz edeceksin.

Kimse kızıp alınmasın o yüzde 48 oy Baykal, Feyzioğlu ve MHP'li muhaliflerin çabalarıyla yakalanmıştır. Zira onlar olayı halka doğru anlatmışlardır.

Ama bakıyorum ki, CHP yetkilileri sanki kendi çabalarıyla  zafer kazanılmış havasındalar.

Oysa, amaç anayasa değişikliklerinin reddedilmesini sağlamaktı. Bu hedef gerçekleştirilemediğine göre, ortada Cumhuriyet Halk Partisi adına bir zafer değil, yenilmişlik durumu vardır.

Bunu gözden kaçırmak amacıyla, kampanya döneminin eşitsiz koşullarda yürütüldüğünü, oylama günü yaşanan hukuksuzlukları ve şaibeli durumları anlatıp duruyorlar. Bütün söyledikleri doğru. 

Ancak, iktidarın kampanyayı sınırsız ve kaynağı belirsiz paralarla ne şekilde yürüteceğini görmek için referandumu beklemeleri mi gerekiyordu?

Perşembenin geleceği çarşambadan belli değil miydi?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve 2015'deki genel seçimlerde de aynı durum vardı. O zaman ve aradan geçen sürede caydırıcı ve engelleyici tedbirler alamayanların şimdi şikâyete hakları olur mu?

Referandum günü yapılması muhtemel hukuksuzları önceden görerek ona göre önlemler almak da CHP'nin görevi değil miydi?

Oy pusulaları arkasında veya zarflarda  sandık kurulu mührünün var olup olmadığını daha oylama başlamadan kontrol edip, yok ise bu eksikliği ikaz edip tamamlatmak,o sandıklarda  görevli CHP'li müşahitlerin görevi değil miydi?

Tek adam olmayı hedefleyen bir zihniyetin, her türlü sandık başı hukuksuzluğunu yapacağını öngöremediniz mi?

Cumhurbaşkanı ile çay toplamaya gitmeyi içine sindiren bir YSK Başkanı'nın yansız davranamayacağını da mı öngöremediniz?  

İktidar sahiplerinin yaptığı baskı yöntemlerini referandum sürecinde de devam ettirecekleri gerçeğini göremediniz mi?

Yanlışlığı doğruluğu ayrıca tartışılacak olan sine i millete dönme konusunu MYK da tartışıyorsunuz, bir genel başkan yardımcısı bunu kamuoyuna açıkladıktan bir saat sonra hakkı ve haddi olmayan bir grup başkan vekili partiyi kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü hiç düşünmeden tam aksi yönde bir açıklama yapıyor. Partinin inanırlılığına gölge düşürüyor.

Şimdi de laf üretmeye devam ederek referandum sürecindeki kendi yanlışlarınızın, eksikliklerinizin üstünü örtmeye çalışıyorsunuz.

Kamuoyu sizden vahim gidişi durduracak ve geri çevirecek etkili muhalefet bekliyor. 

Halk, referandumda yapılan oy hırsızlığına tepki olarak,  Anayasanın 34. Maddesinin kendilerine tanıdığı "silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri" yapma  hakkını kullanarak oylarına sahip çıkıyor, siz bunun içinde olmayacağınızı söyleyerek, o insanları oy hırsızlarına karşı yalnız bırakıyorsunuz.

Eleştirince kızıyorsunuz ama  kızmayın, kızmayın da gereğini yapın. 

Şahin Mengü