'Sosyalist ülkücüler'

25 Nisan 2017 Salı  |  MENTOR

Ben bireysel olarak ideolojileri dogmatik bulurum, bu nedenle herhangi bir ideolojiye mensup olmaktan titizlikle kaçınıyorum. Çünkü bir ideolojiye mensup olmak olaylar karşısında size dikte edilen bir  bakış açısı getiriyor, böyle olmalı diye düşünüyorsunuz, o zaman da insanın en değerli hazinesi olan özgür düşünme yeteneğini de gömmüş oluyorsunuz. Ben ideoloji yerine özgür irademi tercih ediyorum, doğru olması gerekenleri değil doğruları görmemi sağlıyor, gerçeklere ideolojik bir elbise giydirmek yerine olduğu gibi kabul etme iradesine sahip olabiliyorsunuz. Bu nedenle kendimi sağcı veya solcu diye tanımlamam, her iki düşünceye de saygı duyarım doğru yanlarını alır, yanlışlarını eleştiririm.

Elbette kendime göre... Mutlak doğru anlamında söylemiyorum, zaten insan davranışlarını temel alan hiçbir konuda yüzde yüz doğru olamaz. İnsan davranışlarının en temel özelliği, mutlaka rasyonel olması gerekmiyor ve aynı olay ve durum karşısında her insan aynı tepkiyi vermiyor.

Bunun doğal sonucu hiçbir insan için hiçbir ideoloji matematiksel bir kalıp veya doğru üretemez, o nedenle ideolojiler yaşamla birlikte değişmesi gereken şeylerdir, bu sonsuz bir döngüdür ideolojiler üzerine tartışmalar asla mutlak doğruyu tanımlamaz çünkü insanların doğruları zamana ve mekana göre değişir ama tartışmaların sürekli bir şekilde sürdürülmesi kaçınılmazdır. Yaşamı açıklayan her şeyin yaşamın değişkenliği ile birlikte tekrar tanımlanması gerekir, bireye özgür tartışma ortamı veren demokrasinin vazgeçilmezliği de bu ortamı sağlamasından kaynaklanır.

Yani ideolojik olarak tanımlanan düşmanlıklar bu açıdan mantıklı değildir, en azından kalıcı olamazlar, olmaları artık o ideolojilerin gelişme sürecinin sonuna geldiklerini ve yaşamı açıklayamadıklarını gösterir ki, bu o ideolojiyi yok oluşa götürür.

Bu açıdan "Sosyalist Ülkücü" terimi sandığınız gibi komik veya anlamsız değildir, zaten ülkemizde bunu daha önce savunan entelektüeller ve filozoflar olmuştur aslında. "sosyalist ülkücüler" sanıyorum benim bulduğum bir terim ama hiç de yanlış olmadığını düşünüyorum.

Kemal Tahir hakkında bildiğiniz sıkı bir marksist olduğu ve Yorgun Savaşçı filminin de solcu olduğu için yakıldığıdır sanırım. Her şeyde olduğu gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuz konulardan biri, Yorgun Savaşçı  Kemal Tahir solcu olduğu için değil, tamamen o gün dikte edilen resmi tarih anlayışına aykırı bugün siyasal İslam ve ülkücüler tarafından da dile getirilen ve Osmanlı'yı yok sayan anlayışı eleştirdiği için yakıldı.

Kemal Tahir sosyalist olduğu kadar ülkücüdür de, bu topraklardaki yapının başka hiçbir ülkeye benzemediğini, Batı'yı körü körüne taklit etmenin yanlışlığını ve bu ülke insanlarının özgür ve eşit olması gerektiğini söylemiştir o nedenle halktan kopuk liberal veya solcu entelektüellerimiz asla ondan söz etmek  istemezler. Solcular zaten afaroz etmiştir, sağcılar da sol görüşlerini her fırsatta ifade ettiği için yok saymışlardır ama biz yok sayıyoruz diye doğru yok olmaz onun söylediği gerekçe ve düşüncelerle bugün AKP iktidardır ve neredeyse bir Kemal Tahir modeli uygulamaktadır. Yoksulluğun ve yoksulun sözcüsü olmayı başarmış ama bu ülkede yaşayan insanların Müslüman ve Batı'dan farklı olduklarını da unutmamışlardır. Ayrıca Kemal Tahir ülkücülerin de savunduğu "Kerim devlet" tezini savunur, yani ona göre Osmanlı'daki devlet marksist devlet gibi değildir halkını korur ve sömürüye izin vermez ve bu nedenle de Cumhuriyet sonrası Batı'yı kopyalama çabalarına sert eleştiriler getirmiştir.

Nurettin Topçu, Kemal Tahir kadar bilinmemekle birlikte benzer fikirleri savunan bir filozoftur ve "Anadolu Sosyalizmi" olarak anılan İslam, sosyalizm ve kendine özgü olan bu ülke kültürünün bu ülke için en doğru çözüm olduğunu söyler adını bilmediğiniz ama yıllarca önce sosyalist ülkücü fikirleri savunmuş birisidir. Nurettin Topçu Kemal Tahir'e göre daha İslamcı Kemal Tahir ona göre daha Osmanlıcıdır.

Her ikisinin de uzun uzun tezlerini anlatmadım çünkü asıl amacım onları değil, ideolojilerin değişken olduğu ve aynı zamanda uzlaşmaz olmadığını anlatmaktı.

Bu açıdan baktığınızda 12 Eylül'ü ve bugünü anlamanız daha kolay olacaktır, öncesinde çok rahat uzlaşmaya gidebilecek bir sağ ve sol aydın akımı bir şekilde silahlı çatışmaya dönüştürülmüş ve sonrasında bu ülkenin aydın ve düşünen insanları yok edilmiştir. 12 Eylül sola karşı yapıldı tezi klasik ideolojik dogmalara tutsak olmaktır. 12 Eylül hem sağa hem sola bu ülkeye, bu ülke aydınına ve Anadolu kültürüne karşı yapılmış bir darbedir ve entelektüel dünyamız, düşünen, fikir üreten insanlarımız, üniversitelerimiz, kısacası tüm düşünce yaşamımız yok edilmiştir.

Aslında şunu söylemek istiyorum: Sizin ideolojik farklılık ve düşmanlık sandığınız şey kafanızın içinde yaşattığınız kategoriler, gerçek yaşamda bunları karşılığı yok. Temel olarak her ideoloji üzerinde yaşadığı  topraklardaki insanların mutluluğunu kendince sağlamaya çalışır ve temel amaç insanların mutluluğu olduğu için uzlaşabilirler, uzlaşmaları gerekir.

Sonuç; bence AKP bu ülke şartlarını baştan aşağı en iyi yorumlamış siyasi harekettir, eksikleri ve daha ileriye gitmesi gereken yanları olabilir ama asla geriye doğru bir yolculuk yaptığımızı düşünmüyorum, İçine koyduğunuz oyun renginin dışarıdan anlaşıldığı ve hayır verenlerin kendilerini her an işkence tezgahlarında bulabileceği bir ortamda % 92 evet alan bir referandumdan 52-48'lik bir referanduma gelmek ve iktidara oyları çaldın diyebilmek yeterli olmayabilir ama bir gelişmeyi işaret eder.

Ülkücülerle solcular birbirine düşman değildir, aksine bu ülkenin çok değerli iki entelektüel hazinesini ifade ederler, o nedenle farklı konularda farklı fikirleri olsa bile amaçları aynıdır ve bu ülke insanlarını mutlu ve bağımsız görmek isterler bu nedenle uzlaşmaları imkansız değildir.

Bu ülkenin geleceği bu uzlaşmada gizlidir ve ülkücülerle solcular daha önce de söylediğim gibi bir kez daha neden aynı yağlı ilmiğe boyunları uzattıklarını düşünmeliler ve bana göre bu uzlaşma Türkiye'nin ilk günden beri sahip olduğu "kendine özgü" (sui generis) kimseye benzemeyen yapısının ideolojileşmesini sağlayacaktır ve bu olduğunda bu ülke kötü bir Batı taklitçisi olmaktan öteye giderek Batı ile Doğu arasından kimseye benzemeyen bir model olmayı başaracaktır.

Bu ülke başka hiçbir ülkeye benzemez, bu nedenle kaynağını Batı'daki ekonomik ve siyasi gelişmelerden alan hiçbir ideoloji Türkiye'yi açıklamaz, İşte AKP bunu yakalamıştır ve o yüzden de alternatifi yoktur, daha iyisinin İslamcı-ülkücü-solcu sentezini yakalayan ve bunu açıkça ifade eden siyasi bir hareket olacağını düşünüyorum.

Yahu saçmalıyorsun diyenler olabilir,  bilmeden fikir sahibi olan, mensup olduğu ideolojinin bile ne anlama geldiğini bilmeyenler için, bilmeden fikir sahibi olan insanların ülkesinde bu doğaldır.

İnşaat işçisi olarak yılın yarısını işsiz geçiren ve çocuklarına ilaç parası bulmaya çalışan bir ülkücü babaya faşist demek her sol ideolojide faşizmin kendisidir ve böyle bir sol ideoloji yoktur.

Seninle aynı köyde doğmuş, dedesi senin dedenle Kurtuluş Savaşı'nda bu ülkeyi kurtarmak için birlikte savaşmış bu ülkeyi sevdiği için seninle aynı işkenceye maruz kalmış adama vatan haini demek de hiçbir ülkücü için anlamlı değildir.

Yoksul, evine ekmek götürmeyen bir anneyi başı örtülü diye, Müslüman diye, bilmiyor anlamıyor kabul etmek ideoloji değil, elitizmdir, faşizmdir.

Onlar ayrı ayrı bu ülkenin sahibi değil tek birlikte bu ülkedir.   

Düşmanlık yapaydır, gerçek ise aynı insanlar olup aynı ekmeği paylaşmamızdır.