Referandum ve hukuk...

26 Nisan 2017 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye'ye bakarken bu öyküyü hatırlıyorum.

"İki kişi poker oynamaya oturur. Kurnaz olan, saf arkadaşını kandırmak için her hamlede oyunun kuralını değiştirir. Arkadaşı tam "oyunu öğrendim" zannederken uydurulmuş yeni bir hamle daha gelir. Ve sonuçta oyunu mutlak şekilde kurnaz olan kazanır."

Böyle bir dönemden geçiyoruz.

Sandık kutsal, oy kutsal, seçme hakkı kutsal diyorlar, hiç saygı duymuyorlar.

Sabah başlayan maç akşam bitecek, bütün kuralları önceden belirlenmiş, ona göre yola çıkılmış, daha maç-oy verme işlemi devam ederken yeni bir kural ihdas edilmiş, rakamsal değerlere bakarsak sonucu etkileyebilecek bir hamle. Böyle bir hakemin ilan ettiği sonuç tartışılır ve tartışılıyor da. Toplumun vicdanı yapılanı kabul etmiyor, değişik tepkilerle dile getiriliyor teröristlikle suçlanıyor, hukuksal mücadele veren siyasi parti mızıkçılıkla suçlanıyor. 
Daha önceki yıllarda "milli iradeye ters bir sonuç alınırsa bu seçim gayrimeşru sayılır" diyenler şimdi aynı düşüncede olanları nelerle suçluyor.

Çifte standart, hukuksuzluk diz boyu. 

Şimdi gelelim üye ülkelerin daveti ile seçim sürecini izleyip raporlaştıran ve YSK'ya da sunulan ön AGİT raporuna;

Türkiye'nin de taraf olup imza attığı uluslararası belgelere dayandırarak şu tespitlerde bulunmuşlar, ki zaten süreci içeriden izleyenlerin bir bölümününde kanaatleri bu doğrultudadır.

- Medyada tek bir tarafın orantısız yer alması ve medyaya yönelik kısıtlamalar seçmenlerin gerçeğe erişimini azaltmıştır.

- YSK sürece yönelik bazı düzenlemeler yapmış ve talimatlar vermiş olsa da yasal çerçeve gerçekten demokratik bir referandum gerçekleştirmek için yetersiz kalmıştır.

-Anayasanın 72 maddesini etkileyen 18 maddelik anayasa değişikliği teklifi, referandumla ilgili uluslararası iyi uygulamalara aykırı şekilde tek bir paket halinde oylanmıştır.

- Kampanya çerçevesi kısıtlayıcıydı ve çok sayıda mahalli yetkilinin yanı sıra cumhurbaşkanı ve birtakım ileri gelen devlet yetkililerinin "Evet" kampanyasına etkin katılımı nedeniyle kampanya dengesiz olmuştur. AGİT kamu kaynaklarının kötüye kullanımının yanı sıra, birtakım partilerin ve sivil toplum örgütlerinin "Hayır" kampanyasını destekleyen çabalarının engellendiğini de gözlemlemiştir. Kampanya dili birtakım üst düzey yetkililerin "Hayır" destekçilerini terörist destekçileri ile bir tutması ile lekelenmiştir. "Hayır" destekçileri kampanya faaliyetleri sırasında çok sayıda durumda polis müdahaleleri ve şiddet içeren saldırılar ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu ihlaller kampanyalarda özgürlük ve eşitlikle ilgili AGİT taahhütlerine, Avrupa Konseyi standartlarına ve diğer uluslararası yükümlülüklere aykırıdır.

- YSK günün geç saatlerinde oy pusulalarının geçerliliği kriterlerini ciddi şekilde etkileyen talimatlar yayınlamış ve yasaya aykırı biçimde önemli bir güvenlik tedbirini ortadan kaldırmıştır.

- Referandum yasal çerçevesi demokratik bir referandum gerçekleştirmek için yeterli değildir.

- Seçimle ilgili kanunlarda kalıcı değişiklik yapan iki olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesinin kabulü olağanüstü halin gereklerinin ötesine geçmiştir. Konu hakkında anayasa hükmü bulunmasına rağmen, YSK bu yasa değişikliklerinin derhal uygulanabilir olmasına karar vermiştir. Buna ek olarak, Meclis'in CHP'li üyeleri tarafından yapılan başvurularla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi OHAL kanun hükmünde kararnamelerine karşı yapılan başvurular konusunda yargılama yetkisi olmadığına karar vermiştir, böylelikle referandumla ilgili kanun hükmünde kararnamelere yönelik itirazları etkili bir şekilde engellemiştir.

- Anayasa ve ilgili mevzuat tarafından gereğinden fazla sınırlandırılan ifade, toplanma ve örgütlenme temel özgürlükleri olağanüstü hal altında olağan dışı yetkilerin kullanımı ile demokratik bir referandum yapılmasını engelleyecek şekilde daha da kısıtlanmıştır. Buna il valilerinin olağanüstü hal kapsamında kendilerine sağlanan yetkileri seyahat, örgütlenme, toplanma ve ifade özgürlüklerini kısıtlamak için kullanması da dahildir.

- Mevzuat, uluslararası iyi uygulamalar tarafından tavsiye edildiği şekilde, önerilen anayasa değişikliklerinin taraftarları ve aleyhtarlarının referandum idaresinde dengeli temsilinin imkanını öngörmemektedir.

- Kampanya eşit şartlarda faaliyet alanının yokluğu ile karakterize olmuştur. Belirgin şekilde daha görünür olan "Evet" kampanyası iktidar partisi AKP ve belirli bir noktaya kadar MHP tarafından yönetilmiş, Başbakan ve anayasal olarak partilerden bağımsız olması ve görevini tarafsız şekilde yerine getirmesi gereken Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere bazı ileri gelen ulusal düzeyde kamu görevlileri ve çok sayıda daha alt kademedeki kamu görevlileri tarafından desteklenmiştir. Bu durumlar, AGİT 1990 Kopenhag Belgesi'nin 5.4 sayılı paragrafına aykırı şekilde, parti ve devlet arasındaki çizginin belirsizleşmesine sebep olmuştur. AGİT tarafından kamu kaynaklarının kötüye kullanımına dair durumlar ülke çapında gözlemlenmiş ve medyada geniş şekilde yer almıştır.

- "Hayır" kampanyası destekçileri kampanya yapma özgürlükleri ile ilgili birtakım usulsüz kısıtlamalarla karşı karşıya kalmışlardır.

- Medya ortamı genellikle kamu ihalelerine bel bağlayan ticari şirket gruplarının sahip olduğu kuruluşların hakimiyetindedir.

- Yasal çerçeve kampanyanın 'Evet' ve 'Hayır' tarafları için eşit erişim sağlamamaktadır; ne seçimlere katılma yeterliliğine sahip siyasi partilerin medyaya eşit erişimlerini güvence altına almakta, ne de tarafsız yayıncılık sağlamaktadır. Yasa kampanya süresince bedelli siyasi reklam olanağı sağlamaktadır ama kampanya masraflarına ilişkin sınırlandırmaların yokluğu, partilerin seçmenlere ulaşmada eşit olmayan fırsatlara sahip olmalarına sebep olmaktadır.

Bu tespitlerin hangisi uydurma, yalan, yanlış... Ortada bu gerçekler duruyor ve bu iş bitti diyerek sonucu dayatıyorsunuz, hukuka dayanmayan oldu bitti yaklaşımlar huzursuzluk doğurur...

Bu yazının kaleme alındığı gün; Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye'nin yeniden denetim sürecine alınmasına karar verdi. 

Bu karara gerekçe olarak OHAL'ın devam etmesi ve yayımlanan kanun hükmünde kararnameler (KHK) gerekçe gösterildi.

2004'te süreçten ayrılan Türkiye, 13 yıl sonra tekrar denetim sürecine alınmış oldu. Türkiye, üyelik müzakereleri görüşmelerinin ardından tekrar denetim sürecine alınan ilk ülke oldu.

Bu ne demek; demokrasiniz, hukukunuz, insan hak ve özgürlükleriniz uluslar arası kriterlere uygun değil, sizinle aynı yolda yürüyemeyiz demek. 

Şimdi AKP temsilcileri, karar siyasi, yok hükmünde, yanlış v.s diyorlar, bu söylemler gerçeği değiştirmiyor. Bir kısım insan yıllardır yapılan yanlışları dile getiriyor, hiç dikkate almadınız. Ülkemize yazık oluyor...