Çikolatadan hayaller

29 Nisan 2017 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Unutmuşum; martıların vapurla yarışırken atılan simit parçalarını havada nasıl kaptığını unutmuşum. Oysaki ortaokul ve lise hayatım vapurda geçmişti. Gerçi o zamanlar aklımız bir karış havada, kim görecek o martıları? Eminönü vapurunda İstanbul Erkek ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi; Karaköy vapurunda ise Avusturya, İtalyan ve çeşitli Fransız liseleri... Bir elimizde çay, diğer elimizde çıtır simit, kıkır kıkır bir muhabbetle giderdik okula.

Benim 2 numara, ilk kez vapura bindi geçen hafta. Pek heyecanlıydı. 1 numara tecrübeli, kardeşine rehberlik yapıyor. Şöyle simit atacaksın, buradan yürüyeceksin, şurada oturacaksın. 2 numara biraz bozuk, neden abisi ondan önce binmişti ki vapura? Bir ümit bana döndü "Anne sen kaç kere bindin vapura?" diye sordu. "Binlerce kez" dedim. Gözlerini hayretle kocaman açtı, sonra da çevreyi izlemeye başladı. Kıyıdaki binaların cephesi dikkatini çekti.  "Anne, biz 'Evet'e mi gidiyoruz?" diye sordu! Vapurdan yaklaşmakta olduğumuz kıyı şeridine şöyle bir baktım; her yer "Evet" ile kaplıydı. Güldüm, haklıydı çocukcağız; o kadar çok " Evet" i görünce gittiğimiz yerin adı "Evet" sandı haliyle. Ne kampanyaymış arkadaş, 6 yaşındaki çocuğun bile dikkatini çekti.

Ben görmeyeli hayli değişmiş Eminönü. İskelelerin yeri, şekli, seyyar satıcılar...2 numara: "Anne, yüzen Çin'e gidelim" diye bağrındı heyecanla.

"Yüzen Çin" mi? "O da ne ki?" diyerek baktım denize. Meğer balık ekmekçileri kastediyormuş! Eski balık ekmek kayıkları tarz yapmışlar, saraydan fırlayıp gelmiş gibi duruyorlar. Bakar mısınız bastı bacağa? Çin mimarisini de bilirmiş. Vallahi ben öğretmedim, kesin Minecraft oyununda filan vardır ama itiraf ediyorum, pek hoşuma gitti.

Eski usul, kırık dökük seyyar satıcı arabalarını göremedim. Yenileri pek havalı, aynı kayık gibi onlar da saraydan çıkma. Ayaküstü padişah macunu attık ağzımıza. Pek bir lezzetliydi. Fazla bir şey yemememiz lazımdı çünkü istikamet Sirkeci tren garındaki "Çikolata festivali" idi.

Festivaldeki çikolata şelalesinden akan bitter, sütlü ve beyaz çikolataları kovalara doldurup kafaya dikecektik, Avrupa'nın en büyük çikolata barını çekiçle kırıp parçalarını ağzımıza tıkıştıracaktık, artakalanlar direk cebe girecekti hatta cep yetmez diye hepimiz bir çanta almıştık yanımıza. En önemli görevimiz çikolata numunelerini toplayıp, çantaları doldurmaktı. Çikolata çeşmesine sırayla ağzımızı dayayacaktık, ağzımdan akanları elimizin tersi ile silip üstümüze başımıza sürmek serbestti, eve gidince çamaşır makinasına atıp yıkardık, ne var ki? Ben en çok da çikolata atölyesine hevesleniyordum. Doğu ile Batı'yı sentezleyip sumaklı ya da nar ekşili çikolata deneyecektim. Hatta çikolata havuzunda yüzebilirdik bile, eğer olsaydı...

Hayaller şahane idi ancak gerçekler aksine...

İki büyük baş + bir buçuk küçük baş toplam 90 küsür lira girişe verdik. İçeri girip çıkmak gerekirse diye bileğimize bant taktılar. Gir çık yapacağımıza göre içerisi çok büyük olmalı diye düşündük. Bir büyüktü ki sormayın, yaz yaz bitmeyecek valla.

Girişte bizi Allah razı olsun Nestle crunch ve Damak çikolata karşıladı. Zaten ne yediysek onlardan yedik. Bir de hakkını yemeyelim Pernigotti'den. Pernigotti bir İtalyan çikolata markası. Dondurması da var. Festivalde sergilediği 3 tip çikolata vardı. Biri "Gianduiotto" idi ki kendisine şahsen hasta olurum!  İlk kez İtalya'da yaşayan çikolata sevdalısı bir arkadaşım yedirmişti. O günden beri hayata farklı bakıyorum.

"Gianduiotto " sütlü, bitter, beyaz gibi bir çikolata türü. Türkçe meali, fındık kakao karışımı, Nutella'nın çikolata versiyonu yani. Yıkılıyor! Eşantiyon kesmedi, satın da aldık. Marketlerde de satılıyor, artık temini zor bir tür değil.

Elit pastanesinin çikolatadan yaptığı tablolar, gemi, tren, çeşitli heykeller de ilgi çekici idi.  Her ne kadar ufaklıklar minik çikolata kaplumbağaları kopartıp yemeğe çalışalar da güvenlik en usturuplu şekilde engel olmayı başardı.

Kurukahveci Mehmet Efendi de çikolata festivalindeydi. Çikolata, kahvenin yanında iyi gider tabii. Garda park etmiş trenin bir vagonunu kiralamış, isteyenler vagonda isteyenler açık alanda oturup kahvelerini içebiliyordu.

Bunların haricinde ben diyeyim 10 siz deyin 15 stand ya var ya yoktu. Çocuk aktivitesi de neredeyse yoktu, bizimkiler salona girmek bile istemedi.

Atölye matölye de göremedim. Bir ara hoşça bir hatun karbonhidratları anlatıyordu ki, son dönemde kendileri en yakın arkadaşım olduklarından, haklarında olumsuz bir şey dinleyesim gelmedi, hemen çıktım salondan!

Power FM havalı bir sahne kurmuş ama üzerinde müzik yapan, dans eden yok. Bizim ekip baktı ki yapacak bir şey yok, sahne ışıklarından kaçmaca oynadılar, biraz da öyle oyalandılar. Günün en keyif aldıkları anı da buydu herhalde.

Başımıza kaza maza gelmedi ya ailecek bir Eminönü turu yapmış olduk nihayetinde. Polyannacılık oynayan ben herkesi keyiflendirmek için  "Ne güzeldi di mi? İyi ki gelmişiz, çok eğlendik" mesajlarını aşıladım durdum. Çocuklarda işe yaradı da babalarına pek etki etmedi. 

İşte sosyal medyada bangır bangır duyurulan "Uluslararası Çikolata Festivali" böyle bir şeydi. Rejimde olup da gidemedim diye üzülen varsa diye yazıyorum "Hiçbir şey kaçırmadınız." Demek ki neymiş? Ne olduğunu çok da bilmediğin bir organizasyona giderken sükûtu hayale uğramamak için katılımcı firmaları, ilk gün gidenlerin yorumunu güzelce okumak gerekirmiş. Bu da tecrübe oldu bana.

Çikolata kadar tatlı, mutlu edici bir hafta sonu diliyorum herkese.

Sevgiyle kalın,

Buket Nişel