Biz bu filmi görmüştük

29 Nisan 2017 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Bu hafta içinde gene bir kararnameyle binlerce polis açığa alındı, bunların bir kısmı da tutuklandı.

Olağanüstü Hal dönemlerinde yönetimin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimden bağışık tutulması ilkesi kabul edilemez.

Hukuk devletinde herkes, meşru yol ve vasıtalardan yararlanarak yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak tüm haklarını kullanabilirler.

Bunun tersi olduğu zaman hukuk devleti ilkesi sözde ve kağıtta kalır.

Bir devlete hukuk devleti diyebilmek için anayasasında hukuk devleti yazması tek başına yeterli değildir. Hangi devlet kişiye, yurttaşlarına tüm temel hak ve özgürlükleri tanır ve tanımakla da kalmaz bunlara saygı gösterir ve adil bir hukuk düzeni kurarsa o devlet bir hukuk devletidir. 

İdare edenler, görevleri gereği  idari işlem ve eylemler yaparlar. Hukuk devletinde bu eylem ve işlemlerin hukuka, yasalara uygun olması zorunludur.

Adli yargı, iki yan yani davalı ve davacı arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların hak ve çağdaş adalet kurallarına uyarak çözümünü ve böylece haksızlıkların ve varsa zararların giderilmesini sağlar.

İdari yargıda  ise durum başkadır. İdari yargı denetimi, idari işlem ve eylemi yapan yetkililerin yasaların kendilerine tanıdığı yetkileri aşıp aşmadıklarını, yasaların dışına çıkarak kişisel görüşlerine göre uygulama yapıp yapmadıklarını, böylece görevlerini kötüye kullanıp kullanmadıklarını araştır. İdarecilerin, hukuka, yasalara aykırı eylem ve işlem yapmaları durumunda, İdari yargı,idare hukuku kuralları gereği bunları yetki, biçim, neden, konu ve amaç  yönlerinden denetleyerek aykırılığı tespit ederse dava konusu eylem ve işlemi iptal eder, yani işlemi tümden kaldırır ve bu kararı yok sayar. Bu iptal, sakat işlem ve eylemin yapıldığı güne kadar geriye işler ve iptal edilen hukuka aykırı, sakat işlemle değiştirilmiş bulunan yeni durumu da düzeltir. Böylece yargısal denetim, yöneticileri yasalara uygun eylem ve davranışlarda bulunmaya zorlar.  

Ancak Anayasanın 148. maddesinin 1. fıkrası, olağanüstü hal durumunda çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerin yargısal denetiminin yollarını kapatmıştır.

Durum böyle olunca bu dönemde Kanun Hükmüne Kararnamelerle işlerine son verilen kamu görevlilerine yönelik hak arama özgürlüğü ortadan kaldırılmıştır. Bu bir hukuk devletinde olmaması gereken bir durumdur.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir kararında, İdare, kamu görevlileriyle ilgili olarak, "yargısal denetime tabii olmayan kanun maddelerine eklenmek suretiyle,  mahkemeye erişimi kısıtlama imkanı vererek  KÖTÜYE KULLANIMLARIN YOLUNU AÇACAKTIR" demiştir.

Aslında 1991 yılında Anayasa Mahkemesi, Kanun Hükmünde Kararnamelerin esasına girerek Olağanüstü Hal ile ilgili olmayan kısımları iptal etmişti. Tabii o zamanlar hukuk güvenliği ve hakim teminatı vardı, hakimler korkmadan kararlar verebiliyorlardı. Bugün şartlar değişti böyle bir karar beklemek mümkün değildir. Nitekim  Anayasa Mahkemesi 1991 tarihli kararların tam aksine, Yüksek Seçim Kurulu da 298 sayılı Kanunun emredici hükmlerine aykırı kararlar vermişlerdir.

Bunlar maalesef  bizdeki yargının  siyasal iklimden etkilendiğinin açık göstergeleridir.

Bu polislerin açığa alınması işlerinden uzaklaştırılabilmesi için Anayasa'nın 129, Devlet Memurları Kanunun 130. maddesinde yer alan "memur hakkında soruşturma açılmadan ve savunması alınmadan herhangi bir ceza verilemez" hükmü gözardı edilemez. Böyle işlem tesisi tam kanunsuzluk hali olup hukuk bunu himaye etmez.

Bu işlemler bize 12 Eylül döneminin meşhur 1402 Sayılı Sıkıyönetim kanununa dayanarak tesis edilen işlemleri hatırlattı. Bu nedenle de yazımın başlığını " Biz Bu Filmi Görmüştük" koydum.

Şahin Mengü

Fotoğraf: 1402 sayılı yasayla işten çıkarılan akademisyenler.