Domatesi bırak Suriye'ye bak

02 Mayıs 2017 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çarşamba günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yapacağı görüşmenin gündemi hayli yoğun.

Karadeniz kıyısındaki Soçi'de düzenlenecek Türk-Rus zirvesinde ticaretten siyaset ve enerjiye pek çok konu masada bulunuyor. Moskova'nın başta domates Türk ürünlerine uyguladığı kısıtlamaları kaldırmakta gönülsüz davranmasının üzerine Türkiye Rusya'dan ithal ettiği buğdaydaki vergi muafiyetini kaldırmıştı. Bu karara sert tepki gösteren Ruslar, Türkiye'ye giden charter uçuşlarının durdurulabileceği tehdidinde bulunmuştu.

24 Kasım 2016'da bir Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan ve sekiz ay süren kriz dönemi, tarafların en üst düzeyde el sıkışmasına karşın tam anlamıyla geride kalmadı. Ticarette yaşanan sıkıntılara, Rusya'nın Türk vatandaşlarına ve özellikle inşaat şirketlerine uyguladığı ve Putin'in mart ayındaki zirvede söz vermesine ragmen kaldırmadığı sert kısıtlamaları da eklemek gerekiyor.

Böylece ortaya "diplomatik bilek güreşi"nin yaşandığı bir tablo çıkıyor.

Aslında ortada çelişkili bir durum var.

Bir yandan "uçak olayı"ndan dersler çıkarıldı, taraflar gerginliğin Türkiye'ye de, Rusya'ya da ekonomik zarar verdiğinin farkında.

Ancak diğer yandan, birbirlerine istediklerini yaptırabilmek için masaya sürekli olarak yeni kozlar sürüyor. 

Aslında Türkiye ve Rusya'nın ekonomik büyüklükleri düşünüldüğünde ticarette pazarlık konusu olan 1-2 milyar dolar için süren çekişme şaşırtıcı.

Ama zaten "ticaret savaşı" işin sadece görünen kısmı.

Özellikle Rusya, Türkiye'ye ekonomik ambargo uygulayarak siyasi kazanç elde etme peşinde. "Siyasi kazanç"tan kastedilen ise, Suriye meselesi.

2011'de iç savaşın başlamasından bu yana Türk-Rus ilişkilerinin önüne duvar gibi dikilen Suriye sorunu çekişmenin asıl nedeni.

Moskova, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik olarak yaşadığı zor süreci ve Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesini kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. "Uçak krizi" geride kalırken Rusya'nın en önemli beklentisi Türkiye'nin Suriye siyasetinde kendisininkine yakınlaştıracak şekilde ayarlamalar yapmasıydı. Zaten bu beklenti nedeniyle "Fırat Kalkanı" operasyonuna "yeşil ışık" yaktı. Ancak Türkiye'nin ve desteklediği Özgür Suriye Ordusu'nun Suriye'nin içlerine ilerlemesi üzerine Moskova kaşlarını yukarı kaldırmaya başladı.

Oysa Türkiye ile Rusya Suriye'de çok önemli bir konuda benzer görüşü paylaşıyor: Ülkenin toprak bütünlüğünün korunması. Buna bağlı olarak, ABD'nin Suriye'de ( ve bölgede) bir Kürt devleti kurma niyetine Ankara gibi - Kürtlerle sürekli dirsek temasında bulunarak Türkiye'yi sinir uçlarına dokunsa da - Moskova da karşı görünüyor. Ancak Türkiye'nin, eskisi kadar sık olmasa da, Suriye lideri Beşar Esad'ın iktidardan ayrılması talebini yüksek sesle dile getirmesi Rusların hoşuna gitmiyor. Diğer yandan ABD'nin son Suriye operasyonuna Türkiye'nin en çok destek veren ülke olması da Rusları kızdıran bir başka gelişme. Yani Moskova Suriye konusunda Türkiye'den beklediği desteği umduğu oranda şu ana kadar alabilmiş değil. Böylece Rusya ama ticaret kozunu ama Kürt kozunu ama charter kozunu masaya sürerek baskı yoluyla Türkiye'yi Suriye siyasetini değiştirmeye zorlamaya çalışıyor.

Bunlar dışında Soçi'de ele alınması beklenen konular arasında enerji ve savunma alanlarında işbirliği de var.

Türkiye'nin Rusya'dan almayı düşündüğü S-400 füzeleriyle ilgili pazarlık uzun süredir devam ediyor. Türk yetkililerin açıklamalarına bakılırsa pazarlık son aşamaya gelmiş durumda. Ancak Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir sorun yaratacak bu kritik adımı atıp atmayacağı, yanıtı hala bilinmeyen bir soru. 2000'li yıllarda Rusya, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin saldırı helikopterine ihalesine katılmış, hatta helikopterine "Erdoğan" adını vermiş, ancak kazanamamıştı. Türkiye S-400 almayı kabul ederse Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesi, son anda vazgeçerse Rusya'nın tepkisini çekme ikilemi ile karşı karşıya.