Ekonominin notu kırık...

03 Mayıs 2017 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Ekonomide aylardır estirilen bahar havası gerçek mi?

Her şey iyi olacak söylemi ne kadar doğru?

Kalkınma hızlanacak, işsizlik azalacak, enflasyon düşecek, kişi başı milli gelir artacak denildi, bunlar doğru mu?

Sorular çoğaltılabilir, ya gerçekler nedir?

Borsa yükseliyor, birileri bunu sağlıklı ekonomi göstergesi diye pazarlıyor, ama TL döviz dengesinin TL aleyhine giderek bozulduğu durumda borsanın yükselişi aynı oranda değil ve ekonominin iyi olduğuna işaret olamaz.

Her şey çok iyi veya iyi olacaksa Merkez Bankası (MB) faizleri neden artırdı, 2017 enflasyon hedefini 8'den 8,5'e neden çıkardı?

Aslında son aylarda siyasi baskı ile resmen artırılamayan faiz piyasa koşullarında, bankalar arası alışverişlerde ve ticari işlemlerde bir realite olarak artmıştı, MB bu gerçeği yasal hale getirdi, faizleri artırdı. Artış üretime, maliyete yansıyacak sonunda bütün vatandaşlar bu artıştan etkilenecek. Faizin yükselmesi önemli bir göstergedir. 

Öz kaynağı yeterli olmayan bir ülkeyiz, tasarruf yapamıyoruz, bu nedenle dış kaynağa ihtiyacımız var, ülkenin içinde bulunduğu durum hukuksal ve siyasal güvensizlik dış kaynağın gelmesine engel olduğu gibi içeridekini bile kaçırıyor. Nitekim dövizin artmasının nedenlerinden biridir.

Hazine Müsteşarlığı 20 Nisan 2017 tarihinde 2017/62 sayılı bildiri ile merkezi yönetim borç stokunu yayınladı, rakamlar dudak uçuklatıcı boyutta.

Merkezi yönetim brüt borç stoku 31 Mart 2017 tarihi itibarıyla 793,3 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. 

Borç stokunun 483,3 milyar TL tutarındaki kısmı Türk Lirası cinsi, 309,9 milyar TL tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluşmaktadır.

Yıllardır ekonomiyi büyüttük diyorlar, borç büyümüş ama başka büyüyen nedir bilmiyorum, çünkü bu ülkede asgari ücret 1404 TL ve açlık sınırının altında bir değer. Bu şartlarda ekonomiyi büyüttük söylemine kargalar bile güler.

2002 yılında vatandaşların (tüketici kredisi, kredi kartı, ihtiyaç kredisi, ev kredisi v.s) borç toplamı 6,6 milyar lira iken, 2016 yıl sonu itibari ile 420 milyar lira. Borçlanma oranı gelirin % 70 i ne dayanmış. 420 milyar borç 26 milyon kişinin.

2 milyon 700 bin kişi kredi kartı borcundan dolayı kanuni takip e düşmüş.

İşsizlik oranı % 13, gençlerde oran daha yüksek % 25, geniş anlamda baktığımızda 7 milyona yakın işsiz var. Yıllık büyüme % 4 ün altında olduğu sürece ki şu an 2-3, yeni iş alanı yaratmak mümkün değil, o nedenle işsizlik artıyor. Bu gerçekler ortada iken çeşitli teşviklerle işsizliği azaltmak imkansızdır, nitekim referandum öncesi yaratılan sözde iyimserliğe rağmen işsiz sayısı artmaya devam ediyor.

2002'de milli gelirin içinde sanayinin payı % 21 civarında idi, şimdi % 14 e düştü, bu üretimde gerileme demektir. Üretime dayanmayan ekonomi sağlıklı yürümez, yürümüyor da.

Kredi garanti fonu kapsamında Mart 2017'de 232,000 firmaya 147 milyar lira kredi verilmiş. Bu rakam bankaların geçmiş 1 yılda verdikleri krediye eşit. Yani geçmiş 1 yılda verilen kredi toplamı 1 ayda verilmiş. Buna rağmen ekonominin canlanması söz konusu değil. 

Son 1,5 yılda 12 milyon kişi ödeme zorluğuna düşmüş (çekini ödeyememiş, senedi protesto olmuş, kredi taksidini ödeyememiş v.s) kara listeye eklenmiş.

Daha önceki yıllarda; yıllık 30 milyar dolar olan turizm geliri 20 milyar dolara düşmüş.

Yıllık yaklaşık 150 milyar dolar ihracat yapıyoruz, ama bunun büyümeye katkısı neredeyse sıfır. Katma değer yaratan ihraç ürünümüz yok. Her 100 dolar ihracatımızın 75 doları dışarıdan aldığımız, ithal ettiğimiz ürüne-ham maddeye bağlı. Döviz kuru yükseldikçe dengeler ülke lehine bozuluyor.

Tarım politikaları sonucunda üretim azaldı ciddi oranda ihraç etmediğimiz gibi ithalata başladık. Çok değişik ülkelerden çeşitli gıda ürünleri alıyoruz.

Önceki yıllarda doğrudan yatırım (şirket satın alma v.s) için gelen yabancı sermaye yıllık yaklaşık 25 milyar dolardı, son yıllarda 5-6 milyar dolara düştü. Hukuk devletinden uzaklaşıldıkça oluşan güven sorunu yabancı sermayeyi ürkütüyor.

Gelişmiş sanayi ülkelerinde bankaya para yatırdığınızda eksi faiz yani siz bankaya faiz ödüyorsunuz, o nedenle bu paralar yüksek faiz veren ülkelere gelir, yıllık % 5-6 kazanır, risk gördüğü anda çıkar. Döviz zaman zaman ani yükselir bu çıkışların etkisi büyüktür.

Yabancı sermaye kârı garanti görürse yine gelir, garantiyi sağlamak için iyi satış yapan firmaların hisselerini teminat vermek lazım, varlık fonu ve aktarılan şirketler bu amaçla kullanılacak. 

2002 ile 2016 arası 14 yıllık cari açık, yani ödemeler dengesi açığı 500 milyar dolar. Dışarıya sattığımızdan 500 milyar dolar daha fazla satın almışız. Bir anlamda bu dış borç demektir, 2002 den 14 yıl geriye gittiğimizde 14 yılın toplam cari açığı ise 20 milyar dolar. İşte AKP döneminin borç batağının özü budur. Önceki 14 yılın cari açığı 20 milyar dolar, AKP dönemi 14 yılın cari açığı 500 milyar dolar. Düşük kur politikası dışarıdan almayı özendirdi, içeride üretim pahalılaştı bu nedenle fabrikalar kapandı veya yurt dışına taşındı.

Zor bir dönemden geçiyoruz, bu sonuç ulusalcı politikaları öne çıkaracak, ulusal siyaseti öne çıkaran partiler güçlenecek yönetime gelecek.

Herkese eşit davranan, hukuka ve adalete dayalı bir devlet düzeni ve kurumlarını oluşturmak zorundayız. Referandum sürecindeki kişilere bağlı umut hamasettir, gerçeklerden uzaktır. Gelişmiş ülkelere bakın vatandaş siyasetçileri tanınmaz, bizim ülkede adeta her gece canlı yayınlarla her yerdeler.

(Kaynaklar; Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası, TÜİK verileri)