Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu lider

13 Mayıs 2017 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Bugün ülke, fabrika  ayarlarına döndürebilecek halkçı, devrimci, millet egemenliğine inanan lider ve kadrolara ihtiyaç duymaktadır.

Bu millet son yüzyılda, hele son 90 yılda, olağanüstü değişiklikler görüp geçirdi. İlkin padişahlıktan cumhuriyete, maalesef bugün tam aksine bir dönüş de olsa, tek kişinin egemenliğinden ulus egemenliğine, sonra tek partili rejimden çok partili demokratik rejime; şeriat devletinden laik devlete geçti; yasalarını değiştirdi, yaşamını, giyimini kuşamını değiştirdi. Son kırk yılda ise köyden kente göç ederek yerini çevresini değiştirdi. Yani bir insan ömrüne sığacak sürede çağ değiştirdi.

Ancak maalesef yeniliklerin bir çoğu gibi, demokrasi de, millet egemenliği de, demokratik haklar ve özgürlükler de tepeden geldi, toplumumuza yukarıdan verildi.

Verildiği gibi bazen de şimdi olduğu gibi bir tek adam iradesiyle geri alınabildi.

Bu hakların, özgürlükler için özveri gösterilmeden, mücadelesi yapılmadan geldiği için değeri de gereğince bilinmedi.

O nedenle kişi güvenliğini de ortadan kaldıracak, kuvvetler ayrımı ortadan kaldırılırken, toplumun yarısı bu olaya tepkisiz kaldı.

Bu işin mimarı Recep Tayyip Erdoğan'dı. Geriye gidiş olarak nitelenebilecek köklü değişikliklere yönelmesi bakımından radikaldi.

Bu radikal değişikliğe destek verenlerin büyük çoğunluğu doğrudan doğruya Recep Tayyip Erdoğan'ın kişiliğine bağlı ve inanan kitlelerdir.

Anlaşılıyor ki, önümüzdeki dönem Recep Tayyip Erdoğan ve onun getirmek ve kurumsallaştırmak isteyeceği yapıyla demokratik yollardan mücadeleyle geçecektir.

Durum böyle olduğuna göre, bu yapılanmayla, bu geriye gidişle  mücadele edecek Cumhuriyet Halk Partisinin  genel başkanı olacak kişinin vasıfları önem arz etmektedir.

Bu nedenle, Cumhuriyetin temel değerleri iktidar sahipleri tarafından ortadan kaldırılırken, bununla mücadele edecek ve bunu yaparken de kurtuluş savaşında olduğu gibi toplumun geniş bölümünü kucaklayabilecek bir lidere ihtiyaç vardır.

Böyle bir liderin ortaya çıkabilmesi içinde tarihi, sosyal ve psikolojik şartlar mevcuttur.

Elbette entelektüel derinliği olan, saygın bir insan olması gerekiyor. Bir şey söylemeye başladığı zaman karşı taraftakilerin bile acaba ne diyor diye kulak vereceği bir insan olması gerekiyor.  

Elbette bu lider yüzlerce yılda bir defa gelebilen bir Atatürk olmayacaktır ama anayasa referandumundaki yüzde ellinin üstündeki seçmen kitlesini kucaklayabilecek bir insan olması gerekiyor.

Siyasi şartlar artık insanları sağcı solcu diye ayırabileceğimiz noktayı çoktan aşmıştır. Olayı sol sağ diye kategorize ettiğiniz zaman ulaşılacak nokta yüzde yirmi beşleri aşamaz.

Ama Cumhuriyet Halk Partisi fabrika ayarlarına dönüp, ırkçı ve şeriatçı olmayan muhafazakar seçmeni de kucakladığı zaman referandum sonucuna yakın  ve hatta daha büyük bir kitleye ulaşır.

Geçtiğimiz hafta içinde Prof. Dr Korkut Boratav Cumhuriyet Halk Partisi'ne bir çağrı yaparak "Sosyal demokrasiyi değil, açıkça cumhuriyet değerlerini sahiplenin. 'Hayır' bloğunun pekişmesine, genişlemesine ancak bu doğrultuda katkı yapılabilinir"  demişti.

Bu tarif tam da partinin kurucu Genel başkanı Ulu Önder Atatürk'ün dayandığı geniş halk kitlesini tarif etmektedir.

Yıllardır oynanan oyun Cumhuriyet Halk Partisi'ni önce bu çizgiden uzaklaştırıp ve sonrada orada tutarak yüzde yirmi beş sınırına mahkûm etmektir.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve de Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu lider, partiyi, geniş halk kitleleriyle buluşturacak ve halkçı devrimci çizgiye çekebilecek liderdir.

Şahin Mengü