2 güzel insan

18 Mayıs 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

''At doğar atlar'' demişti Erasmus.

Erasmus bunu dediğinde, atların evrimleşme sürecinin milyonuncu yılıydı ve at çoktan evcilleştirilmişti.

Deyip de durmadı Erasmus, devam etti '' atlar at doğar, insan doğmaz insanlar, insan olur''

Bu da ne demek diye şaşırmak için insanı canlı türleri içinde bir tür olarak görmek gerekir ki, o tür bu yazarın ve yazının konusu değildir.

Berlusconi, her iki Bush, Hitler, Mussolini, Salazar, Franco, Batista, Pinochet ve bunların sadık bendeleri ile bürükratları ve generalleri de canlı türü olarak insandırlar.

Ve fakat Mareşal Petain ile Albay de Gaulle arasındaki Fransız olma farkı gibi insan olma farkı da vardır.

Tıpkı Ali Kemal, Damat Ferit, Vahdettin ile Mustafa Kemal arasındaki insan olma farkı gibi.

Bir anadan doğmak yetmiyor yeni doğanın insan olması ve onu insan kabul etmemiz için.

İnsanlaşmak bir süreç işidir ve bu sürecin harika bir atmosferdir Anadolu'nun 1000 yıllık tarihi.

Yunus Emre'lerin, Karacaoğlan'ların su içtiği topraklardır topraklarımız.

Ve o ulu kişilerin nefes verdiği bu topraklarda insanları kömürle, makarnayla, işsizlikle, açlıkla terbiye etmeye çalışmak bir bakıma seyislik etmektir ki ; siyaset kelimesinin anlamlarından biri de ''at terbiyesi''dir. Birisi kendini seyis sansa da insanlar onun sırtlarına binip de süreceği ''savaş beygirleri' değildir.

İki güzel güzel genç insan 70 gündür bunu haykırıyor işte.

Benzerleri gibi kimbilir anadolunun hangi kasabasından köyünden kopup gelmişler okuyup öğrenip insanlığın yarınına, güzel yarınlara nasıl katkı koyabiliriz diye.

Ve sonra aralarından su sızmaz güçler kendi hesaplaşmalarına kurban ettikleri yüzbinlerce insan gibi bu iki güzel, bu iki yiğit insanı da kurban seçmişler.

Yılmamış bu güzeller yılmamış ve İnsanız ve insanlık istiyoruz 80 milyon yurttaşımız için diyerek ölmeye yatmışlar hayat ve tabiat için. Nuriye Gülmen ile Semih Özakça.

İnsanlık zulme karşı haksızlığa hukuksuzluğa direnerek açlığa işsizliğe boyun eğmeyerek ve varlıklı olmaktan çok var olmayı seçenlerin yüzü suyu hürmetine insanlık olmuştur.

İngiliz donanması İstanbul boğazına demirlediğinde '' hoş geldiniz bize medeniyet getirdiniz'' diyenler ile ''geldiğiniz gibi gideceksiniz'' diyenler arasında bir insan olma farkı olduğunu kabul etmek gerekir.

İnsan doğulmaz diye başlayınca nasıl insan olunur diye sürmek gerekir insan olma ısrarını yelesi düşmez at gibi rüzgara karşı.

İki güzel insan bize, hepimize ders veriyor almasını bilir isek

Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, iki genç güzel, yaşamayı aramızda en çok hak eden iki güzel insan

Çok da mütevazı bir şekilde ders veriyorlar bize. İnsanlık dersi.

Artık anlamalıyız ki zulme boyun eğerek insanlaşmak olası değildir.

Fısıldıyorlar seslerini rüzgârla sağır kulaklarımıza. Adına Türkiye denen bu güzel coğrafya da insan olarak yaşamanın bir yolu vardır ve bu yol insanlaşmak için harekete geçmekle başlar.

Bu ülkenin iş aş ve aşk peşinde koşan, yoksul bıraktırılarak enselerinde boza pişirilen 80 milyonun ,insan gibi yaşaması, boyun eğmemekten, bilimle şiirle, şarkıyla aşkla direnmekten geçer