Bir somun özgürlük

26 Mayıs 2017 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

İnsan istese de istemese de bir toplumun içinde doğuyor, yaşıyor, ölüyor. Bu toplum içinde yaşarken çeşitli siyasi, hukuki, sosyal kurallar ile yönetiliyor. İnsanlığın varoluşundan bu yana bir çok yasa, düşünce ,siyasal görüş kullanılmış. Öyle  bir toplum biçimi bulunmalı ki, insanları yaşadıkları ülkenin, toplumun bireyi olarak huzura, refaha erdirsin, her birey kendisini ifade etme hakkını, özgürlüğünü, her türlü baskıdan uzak bir şekilde yapabilsin.

Başkalarına zarar vermeden her istediğini yapabilme duygusudur özgürlük. Bir insan düşünce, fikir, inanç duygularını başkalarına serbestçe konuşabiliyor, anlatabiliyor ya da yazabiliyor ise işte budur özgürlük. İnsanın kendi koyduğu kurallara uymasıdır özgürlük.

Kişinin özgürlüğü güvence altına alındığı zaman kendisine daha rahat ifade edebilir. Özgürlüklerin güvencesi de yasalardır. Yasalar özgürlükleri korur ve sınırları belirler ama bu değildir ki yasalar insanların duygu düşünce ve yaşam özgürlüklerini baskı altına almalı; kesinlikle böyle bir düşünceye karşıyım. Eğer egemen güçler yasaları insanların hizmetine sunmak için yapıyorlarsa ve insanlar için yasalar varsa hiçbir iktidar insanı baskı altına alma hakkını kendisinde bulmamalıdır.

İnsanlar arasındaki farklılıkları elbette doğal olarak kabul ediyorum, bu insanların yaşadıkları toplumun edindikleri alışkanlıkların, yaşam biçimlerinin sonucudur. Fiziksel, dil, din, ırk v.b.olan farklılıklar hiçbir zaman belirleyici değildir. Özgürlük her şeyden önce özgür düşünmektir.

Özgür düşünce ise gerçeğin ta kendisidir.

Modern özgürlük anlayışını herkes yasalar uymak gibi zannediyor. Özgürlük insanın öz malı, her seyidir. İstediği iş ile meşgul olabilmesi, malından, mülkünden, parasından dilediğince yaralanabilmesidir, kimseden izin almadan, kimseye yaşamı, yaşayışı hakkında hesap vermeden, istediği gibi istediği yere gidip seyahat edebilmektir. Kısacası devlet ya da iktidar tüm vadandaşları,arasında özgürlüğü bir somun ekmek gibi eşit bir şekilde paylaştırmalıdır. Bunu yapacak iktidarlara, özgür sosyal temeller üzerine oturmuş sosyal devlet kurumlarına ihtiyaç vardır. Ancak böyle toplumun bütün bireylerine özgür, refahlı ,mutluluğu sağlayacak bir yaşam sunulabilir.

Bana göre bir iktidarın, egemen sınıfın, bir hükümetin gücü özgürlüğü benim özel veya tüzel olan özgürlüğümün alanı ile doğru orantılıdır. Ben ne kadar özgürsem toplum da, iktidar da o kadar özgürdür. Kişi özgürlüğü, kişinin güvenliği, vicdan,inanç özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi özgürlükler ihlal edildiği zaman tüm toplumun iradesi özgürlüğü tehdit altına girer.

Devlet büyüdükçe birey küçülmemeli.

1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nin en can alıcı maddesi "insanlar haklar yönünden özgür ve eşit doğarlar ve yaşarlar"dır. Sosyal farklılıklar ancak ortak yarara dayanabilir. Herbert Spencer'in dediği gibi "Özgürlük bir kişinin değil, herkesin hakkıdır". Özgürlük, bireyin kendi değerlerini kendisinin oluşturmasıdır, bireyin, ötekilerin değerlerine ve isteklerine göre değil, kendi isteklerine göre davranma gücüdür. Bana göre, insan özgürlüğü ahlaki zorunluluğun kaynağıdır, çünkü özgürüz. Özgürlüğün yüklerinden kaçmaktansa onları tamamıyla kabul ederek bir insan olarak özgürlüğümüzün farkına varmalıyız.

Erdal Çolak