Bir şiir üzerine

28 Mayıs 2017 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Aylardan Ağustos...

Bunaltıcı, sıcak bir gün...

Gölgede kırk, nefes alırken zorlanıyorsun...

Asfalt, cayır cayır. Toprak cehennem alevi gibi. Güneş göz kamaştırıyor.  

Adı bende saklı bir dostun arabasındayız.  Belleğim bana pusu kurmadıysa, sanırım 2002 yılı. Ankara Çayyolu'nda bir otelde yemeğe davetliyiz. 

Yolda laflıyoruz arabayı kullanan dostumla. 

Dedi ki:

- Bu akşam yemekte şiir dinletisi de var. Seni eski bir polis şefiyle tanıştıracağım, çok seveceksin.

Dedim ki:

- Ne işim olur benim polislerle? 

Sustu bir an. Sonra ekledi:

- Ama, dedi, o polis Atatürk sevdalısı, cumhuriyet sevdalısı. Aynı zamanda şair. Bir şiiri var ki; dinlemeye doyamayacaksın.

Bu kez ben sustum...

Çok geçmeden vardık otele. Girdik içeri. Lobide birkaç tanıdığa rastladık, bizi bekliyorlarmış. Ayaküstü hoş-beş sohbeti yaptık. Sonra, havuz başında kurulu oldukça büyük bir masaya yaklaştık. Yedi-sekiz kişilik yuvarlak masada toplanmış kişilerden birinin şiir okuduğunu fark ettik.

Şiir bitsin öyle masaya otururuz diye düşündüm. Kaş göz işareti ile durdurdum dostumu.  Birkaç metre mesafedeyiz, okunan şiiri duymamak ne mümkün?

Biz şiir bitsin, oturalım derken, fark edildik. 

Masada kıpırdanmalar oldu. Yaklaştık zorunlu olarak. Tanıştırıldık. El sıkıştık. İlave edilen sandalyelerle aldık yerimizi masada. Yemek servisi yapıldı. Buzlu rakı kadehleri ilave edildi.

Şiir okurken susan, bize hoş geldiniz, nezaketi gösteren adama baktım: 

Durgundu, ama içinde bir şeylerin kaynaştığı belliydi. Durgundu, sigarasını sol elinde tutuyordu. Diğer elinde tespihini usul usul çekmeye devam ediyordu...

Bir kez daha baktım şiir okuyan adamın yüzüne. Öfkeli miydi, tepkili miydi, yoksa kaygılı mıydı anlamadım. Ne var ki; bir şeyler yüzünden rahatsız olduğu kesindi. 

O adamın adı; Mutlu Çelik'ti.

Dedi ki:

- Siz geldiğinizde yeni başlamıştım şiire, ilk kuble idi. Ne zaman isterseniz hatırlatın yeniden  okumaya başlarım.

Teşekkür ettik...

Saatler ilerledi, sohbet koyulaştı. Arada bir beni davet eden dostumun kulağına fısıldıyorum:

- Sabah erken kalkmam lazım, geç kalıyoruz.

Dostum diyor ki:

- Yahu dur, daha şiir dinleyeceğiz. 

Çok geçmeden masada bir sessizlik oldu. Belli ki, şiir bekleniyor. 

Meslek hayatının neredeyse tümünü, arsızla, hırsızla, soyguncuyla, uyuşturucuyla mücadeleye harcamış, her nedense; vakti zamanı gelmeden emekliye sevk edilmiş polis şefi Mutlu Çelik, gözleriyle masayı taradı. Anladık ki, başlayacak şiirlerine

Masada herkes bir ağızdan tempo tutar gibi:

- "Cevaben" i oku, diyor.

Sustuk...

Başladı Mutlu Çelik: 

"Ne ararsın Tanrı ile aramda!

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda

Başı açığa niye türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne?

Yoksa sana bir zararım, içerim.

İkimiz de gelsek kıldan köprüye,

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim

Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.

Senin gibi dürzülerin yüzünden,

Dininden de soğuyacak bu millet

İşgaldeki hali sakın unutma.

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.

Sen anandan yine çıkardın amma

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz."

Zaman zaman bu şiir sosyal medyada, kimi yazılı basında "Be Hey Dürzü" adıyla ve Neyzen Tevfik imzasıyla  yer alır. 

Yanlıştır...

Şiirin gerçek adı; "Cevaben" dir. 

Dolayısıyla bu yazımızın konusunu yukarıda anlattığımız ünlü şiirin yazarı dostumuz Mutlu Çelik'e ayırdık. Böyle biline...