Diktatörleşmek

30 Mayıs 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Kuvvet ve keyfilik yoluna sapılması, sadece bir azınlığın zora başvurarak ihtilalle devlet gücünü ele geçirmesi halinde değil, aynı zamanda  şaibeli bir referandum, hatta meşru bir seçim sonucunda iktidar gücünü elinde toplayan bir kişinin, açık veya gizli bir darbe ile veya hukuka aykırı kanunların yardımıyla bir diktatöre dönüşmesi halinde bile mümkündür.

Bu nedenle "Demokrasi bizim için bir hedef değil, bir araçtır" diyen bir kişinin demokratik yollardan iktidara gelse bile tek adam olmayı kafasına koyduğu açık olduğundan muhalefetin uyanık davranıp buna engel olmak için bütün meşru yol ve vasıtaları denemesi gerekirdi.     

Ama maalesef yapılmadı; şaibeli 16 Nisan 2017 referandumunda kanunun emredici  hükmünün ve hem de hakimler tarafından ihlali karşısında gerekeni yapması gerekirdi, yapmadı.

Bizdeki muhalefetin siyaset yapış tarzı, demokratik kurumların sağlıklı çalıştığı, yargı bağımsızlığının tartışılmasının bile düşünülemediği bir ülkede olabilir.

Ama bizde muhalefet partileri ve özellikle de ana muhalefet partisi "aman ne derler kompleksi" içinde göstermelik dostlar alışverişte görsün kıvamında davranmaktadır.

Şaibeli referandumdan sonra, il başkanları, belediye başkanları ile toplantılar yapıp artık "TBMM'de sert muhalefet yapmaya" karar almışlar.

Hatırlanacaktır, bir tarihteki Anayasa  Mahkemesi Başkanı, ülkenin ana muhalefet partisini, ABD Büyükelçisine, Anayasa'nın sadece ana muhalefet partisine tanıdığı bir hakkı kullandığı için şikayet ettiği zaman gereğini yapmayan, buna tepki vermeyen ana muhalefet partisi bugünlere gelinmesine yardımcı olmuştur.

Eğer bir ülkede denge fren mekanizması yani yargı bağımsızlığı yoksa o ülke için artık tehlike çanları çalıyor, tek adam rejimi bütün acımasızlığı ile hayata geçiyor demektir.

Ülkenin bu hale gelmesinin müsebbipleri iktidar sahipleri ve de kifayetsiz muhalefet değildir. Parlamenter rejim ortadan kaldırılıp, hiçbir anayasa kitabında yeri olmayan "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" gibi bir bilimsel yalana bile tepki vermeyen üniversite hocaları, yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılırken sessiz kalan Yargıtay üyeleri ve küçük menfaatleri uğruna her türlü hukuksuzluğa sessiz kalan "yetmez ama evetçi" sözde aydınlarıdır.

Muktedir olduğunu zannedenler, ekonomi kötüye gitmeye başlayıp, halk desteğinin düşmeye başladığını görmeye başladıkları andan itibaren, hesap sorulacağı korkusu ile sertleşmeye ve kendilerini korumaya almaya çalışırlar.

Şaibeli referandum sonucu sağlanan gayri meşru anayasa değişikliği işte bu koruma kalkanını kurmaya yöneliktir.

Demokratik ülkelerde iktidarlar yargının dümeninde değil, hizmetindedirler. Ancak şaibeli gayri meşru referandum sonucunda, yargı da Tayyip Erdoğan'a biat etmiş, aynen AKP milletvekilleri gibi sözünden çıkmayan bir yapı oluşmuştur.

Artık istediği korumayı sağladığını düşünmektedir ama maalesef bu her zaman böyle olmamaktadır.

Hikaye bu ya, bir zamanlar erken kalkanın darbeye teşebbüs ettiğ bir Güney Amerika ülkesinde başarısız darbeci subaya hakim sorar, "Suç ortakların kimlerdi" diye. Darbeci subay çok kısa ve net cevap verir, "Sendin" diye .. Bunun üzerine hakim hiddetlenir, darbeci subayı azarlar, darbeci subay yine aynı umursamazlık içinde, "Eğer muaffak olsaydım, bugün benim adıma burada yargılama yapacaktın" der.

Kısadan hisse, yarın bir iktidar değişikliğinde, bugünkü sistemi sırf kendilerini emniyete almak için kuranlar, yargının bağımsız olmamasından şikayetçi olacaklardır.

Diktatörleşmek arzusu böyle tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. 

Şahin Mengü