Bu kafayla çok dayak yeriz!

30 Mayıs 2017 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Habertürk muhabiri Leyla Ünal pazar günü Üsküdar'da zabıtaların saldırısına uğradı, kolu büküldü, basın kartı yırtıldı ve hakarete maruz kaldı.

Önce yaşananları anlatalım:

Üsküdar Belediyesi zabıtaları, yaşlı bir işportacıya kaba bir şekilde müdahale ederken kendilerini uyaran Ünal ve vatandaşlara da "Size de müdahale edeyim mi" dedi.

Şikâyette bulunmak için gittiği zabıta noktasında darp edilen Ünal polisteki ifadesinde yaşananları şöyle anlattı:

"...Alay ederek kim olduğumu sorunca gazeteci olduğumu söyleyerek isimlerini sordum. 'Defol git. Başlarım sana' dedi. Ben de isimlerini vermedikleri için cep telefonumla fotoğrafını çektim. Amirin yanında bulunan başka bir zabıta memuru beni itekleyerek tehdit ve küfretti. Gazeteci olduğumu söyleyip basın kartımı çıkardım. Kartımı da kırdılar. Kolumu büküp, 'Değil basın kartı, kim olursan ol, seni tekme tokat döveriz' deyip küfrettiler."

Evet olay böyle.

Bu işin zabıta cephesi.

Peki, Ünal'ın temsil ettiği, kimliğini taşıdığı, bu yüzden de saldırıya uğradığı gazetesi Habertürk gazetesi ne yaptı?

Muhabirine sahip mi çıktı?

Hayır!

Olay pazar günü yaşandı, Habertürk'ün ne pazartesi ne de salı günkü birinci sayfalarında bu konuda haber var.

Herhalde "ayıp olmasın" diye bir haber yapıp iç sayfalara atmışlar!

Muhabirine sahip çıkmak, onun saçının teline dokunulduğu zaman ortalığı ayağa kaldırmakla olur.

Çünkü...

Ünal orada kendisini değil bir medya kuruluşunu temsil ediyor.

Medyanın en temel görevlerinden biri, kamuoyu adına sorma ve sorgulama.

Saldırıya uğrayan Ünal'ın şahsında halkın bilgi edinme hakkını küçümseyen, ciddiye almayan anlayış.

Gazetenin muhabirine sahip çıkmadığını gören bu anlayış eline fırsat geçtiğinde aynı saldırganlığı sergiler mi sergilemez mi?

Daha geçenlerde Başakşehirli futbolcular gazetecilere saldırmadı mı?

1980'lerin sonunda Milliyet'in Genel Yayın Yönetmeni Doğan Heper, muhabir Aydın Özdalga, otopark mafyasından dayak yiyince ertesi gün dev puntolarla, "Eşkıya şehre indi" manşetini atmıştı. Bu durumu garipseyen ve Heper'in abarttığını düşünen gazeteciler oldu. Ama haklıydı çünkü Heper o manşetle aslında hem kendi muhabirine hem de gazeteciliğe sahip çıkmıştı. Çünkü Özdalga gazeteci olduğu için, kamu adına bir çarpıklığı sorguladığı için saldırıya uğramıştı.

Sözün özü: Bu kafayla biz daha çok dayak yeriz!