Teleferiğin tellerine çocuklar mı konar!

03 Haziran 2017 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Harika bir Pazar sabahıydı. Ailecek Pierre Loti'ye çay içmeye gidecek, keyif yapacaktık. Ne kadar da düşünceli ebeveynlerdik!  Evet, güzel bir düşünceydi ama acaba kimin için güzeldi?  Çocuklar (bir numara ve iki numara) evden çıkmamak için direnip ardı ardına 'Zihni Sinir' sorulari sormaya başladı. 

Gidilecek yerde lunapark var mıymış? Onlar çayı kahveyi ne yapsınmış? Neden başka arkadaşlarıyla buluşmak yerine pazar gününü anne babalarıyla geçiriyorlarmış?  Yanlarına frizbi, top neden alamıyorlarmış? Manzaradan onlara neymiş?!

Evden çıkış geciktikçe, tansiyon da yükselmeye başladı. Belki de o kadar da güzel bir pazar sabahı değildi. Ayakkabılarını giymeyi reddeden çocuklar, neredeyse çorapla yaka paça arabaya bindirildi.  Kaçmasınlar diye üzerlerine kapı da sıkıca kapatıldı, kitlendi!  İçerideki isyanı engellemek için ellerine sakız ve lolipop verildi, kemerleri takıldı, çocuk kilitleri kontrol edildi. Elde malzeme olsa zincir de bağlanacaktı ama yoktu işte... Ve kavga kıyamet yola çıkıldı.

7 -11 yaş grubu için manzara karşısında oturup keyif yapmak gerçekten çok anlamsızdı ama biraz gezip çevrelerinde ne var ne yok öğrenmeleri gerekiyordu. Sosyal dersinde ezberlemekte zorlandığı tüm şehirler için "Siz zaten beni hiçbir yere götürmüyorsunuz. Ben nereden bilim Urfa'yı, Konya'yı?" diye bizi suçlarken iyiydi ama di mi bir numara?  Al sana sosyal dersi işte! Bugünkü konumuz:  Eyüp ve Pierre Loti.

Geziye heyecan katmak için arabayı Eyüp otoparkına bırakıp, teleferiğe binelim dedik. Çocuklar daha önce teleferiğe hiç binmemişlerdi. Ya, ne harika, ne  düşünceli ebeveynlerdik biz, aklımızla bin yaşayalım e mi!

Bu yaratıcı fikri anne, baba ve bir numaralı oğul son derece memnuniyetle karşılarken, iki numaralı oğul dehşet içindeydi.  Nedense sıraya bir türlü girmek istemiyordu, ağır ağır yürümeye başladı.  Onun çekimser halini ilk fark eden abisi oldu.  Hemen kendince duruma müdahale etti.

-Kork!ma,  Kork!ma,  Kork!ma

Aferin oğluma, kardeşinin bilinçaltına bir sürü "Kork!" mesajını ne güzel de gönderdi. Abinin eline geçmiş bu fırsat susar mı hiç? Devam etti iki numaranın kafasına karanlık fikirler sokmaya.

- Hem neden korkuyorsun ki? Düşeceğimizi mi sanıyorsun?

- Anne, teleferiğin ipi kopmaz değil mi? Kardeşim korkuyor da ondan soruyorum. 

- Baba, teleferik bozulursa bizi kurtarmaya gelirler di mi?

Ah ahh,  dehşet valla!  Bağıra çağıra sorulan bu soruları teleferik sırasında bekleyen herkes endişeyle dinledi. Böylece iki numaranın korktuğunu da ahali öğrenmiş oldu. Şu anda hem korkuyor hem de utanıyor.  Ayrıca kafasından geçen tüm tehlikeli olasılıkları, abisi yüksek sesle söylediği için, muhtemelen korkularında ne kadar haklı olduğunu da düşünüyor. Tebrikler bir numara!

Sıra bize geldi, bindik teleferiğe. İki numara suskun, camdan dışarı bakmak yerine sadece yere bakıyor. Abi mest olmuş durumda konuşmaya devam ediyor. Nihayet iki numara da cesaretini toplayıp sorular sormaya başladı:  

- Anne, bu kapılar açılırsa düşer miyiz sence?

- Buradan düşersek ölür müyüz?

- Ölünce bir daha bu dünyaya geleceğiz di mi?

- Ben yeniden dünyaya gelince yine senin çocuğun olacak mıyım?

Bu defa annenin rengi atıverdi. Çocuklar nereden buluyorlardı böyle soruları? Aklına saçma sapan düşünceler gelmeye başladı. Şöyle bir aşağıya baktı ve nedense başı dönmeye başladı. 

"Acaba bu teleferik kaç yıllıktı? Periyodik bakımları yapılıyor muydu? Kaç metre yüksekliğe çıkıyordu?  Daha önce hiç kopmuş muydu? Teleferik bozulursa bizi helikopterle mi kurtaracaklardı?" 

Annenin hafif midesi bulanmaya başladı, sanki saatlerdir teleferikte sallanıyorlardı.  Hâlbuki yüksekten korkmazdı, yoksa korkuyor muydu? Abinin ise keyfi, enerjisi gayet yerinde konuşmaya devam etti.

- Anne, ben şimdi ayağa kalkıp ortada zıplayacağım. Biraz sallayalım teleferiği, ne olacak ki?

Anne, oracıkta bayılmak üzereydi. Sabah çocukları nasıl yaka paça evden çıkartıp, arabaya tıktığını hatırladı. Bu dünyada kesinlikle karma diye bir şey vardı ve çocuklar şu anda ondan öç alıyorlardı. "Yapma oğlum, etme oğlum " diye yalvarmaya başladı, çocuklar devam etse kesin ağlayacaktı.

Neyse ki bir numara teleferiğin ortasında zıplayamadan istasyona varıldı ve indiler. Merdivenlerden çıkar çıkmaz gördükleri manzara karşısında mıhlanıp kaldılar.  Çocuklar bile büyülendi. Aynı karenin onlarca fotoğrafını çektiler.

Teleferik çıkışının hemen sağında çok alçak bir duvar vardı ve tepenin eğimi neredeyse 90 dereceydi. O kadar dikti ki, kedi bile inemezdi oradan, direk yuvarlanırdı. İki numara yine temkinliydi. Yokuştan uzak duruyordu ya da uçurumdan mı demeliydim acaba? Ama ya bir numara?   Bir numara tabii ki yine her şeye meydan okumaya çalışıyordu, o alçak duvarın üstüne çıkıp bir de poz vermez mi? Anne yine panik halde yalvardı.

 "Dur yavrum, in yavrum, bir daha seni yaka paça arabaya bindirirsem ne olayım yavrum!"  Neyse ki bir numara konuyu çok uzatmadan indi duvardan.

Pierre Loti'de ne var ne yok diye dolanırken karşılarına şişme oyuncakların, trambolinin olduğu harika manzarası olan bir kafe çıkmaz mı? "Bu da ödülümüz olmalı diye düşündü" mağdur anne.  Artık büyük küçük herkes mutluydu halinden.

Günün sonunda bir de Eyüp Sultan Camii kültür turu yaptılar. Belki kutsal olduğu düşünülen  sudan içmediler ama türbenin çevresinde bir tur atıp  dilek tuttular. Caminin çevresindeki tüm yavru kedileri de sevdiler. Konu "Eve kedi alalım" a gelince de derhal mekânı terk ettiler...

Çocukların keyfi yerinde,  neredeyse yine gelelim diyecekler... Belki Pierre Loti'ye gidilirdi de...

Çocuklarla teleferik mi? Bir daha asla!

Sevgiyle kalın,