İnadına oyun

15 Haziran 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Ucundan yetiştim diyebilirim.

Lefter'e, Metin'e, Turgay'a, Süreyya ve Kaya'ya ( Beşiktaş) Suat Mamat, Özcan Arkoç'a.

Vefa, Feriköy, Altınordu, onların da, PTT, Şekerspor, Hacettepe gibi birinci ligde oynadıkları yılların uzaktan da olsa tanığıyım.

Memleketim Kıbrıs olduğundan ve Fenerbahçe ile Galatasaray 1950'li yılların sonu ile 1960'lı yılların başında Kıbrısa gelerek maç yapmış olduklarından, Lefter'i, Turgay'ı, Suat'ı, Naci'yi, Türkiye Ordu Milli Takımı ile Mikro Mustafa'yı çıplak gözle  ve Muhafız Alayı takımıyla da Can Bartu'yu seyretme şansım oldu.

Eduardo Galenao'nun da dediği gibi bir futbol dilencisiydim.

Ne yazık ki, resim, seramik yapmak, şiir yazmak kadar sevdiğim bu oyun, artık bir oyun değil, ticaret ve neredeyse seyretmeye tahammül edemiyorum artık.

Bugün başlamadı bu yozluk ve iticilik.

AP istanbul il başkanı da olan Faruk Ilgaz'ın ( toprağı bol olsun, şimdiki başkanlara kıyasla çok masumdu) Fenerbahçe başkanlığı döneminde, ki o dönemdeki GS ve BJK başkanları da aynı ölçüde katkı koydular sonun başlangıcına.

Basri Dirimlili'yi seyrettikten sonra insanların, Gökhan'ların, Caner'lerin, Kaldırım'ların, Carole'lerin, büyük ve saygın bekler olduğunu nasıl var sayabiliriz ki.

Bugüne gelmek için atılacak ilk büyük  adım, Fatih Terim'in saha kenarında Emre'yi tokatlaması olmalıydı ve oldu.

Sonra, Mehmet Ağar, Fatih Terim işbirliği gerekiyordu ve oldu.

Ha bu arada, Cemil Turan'ın, savaş uçağı ile askerlik yaptığı Diyarbakır'dan İstanbul'a maça yetiştirilmiş olmasını da, yabana atmıyalım.

Hava Kuvvetleri Komutanı Fenerliydi ve Cemil Turan'ı maça yetiştirdi ( eminim hatırlayanlar vardır)

Teknik direktör, stadyumdaki on binlerce ve televizyon başındaki milyonların gözü önünde 16 yaşındaki Emre'yi tokatladı. Gördük bunu.

Ve olur böyle şeyler dedik, oysa  en olmayacak şeylerden biriydi ve el birliği, kalem, kamera ,yayın birliği içinde oldurduk.

Sonrası mı?

Her türlü pisliğin içinde boğulan, federasyonlar, kulüpler ve maçlar.

Hani o ünlü maç var, Alpay Özalan'ın 50 metre refakatçilik ettiği ve rakibin attığı golle, Türkiye'nin elendiği Avrupa Kupası maçı. Tam 50 metre tpou rakibinin ayağından alamayan 

Alpay'a faul yapmadığı için centilmenlik ödülü verilmişti ya.

Nereden bilebilirdi ödülü verenler, Alpay'ın maçtan sonra, "gol olacağını bilseydim çift dalar tekme atar faul yapardım'' dediğini.

Futbol bir oyundu ve güzeldi.

Amma...

Aması şu:

Nasıl da unuttuk ya da hep birlikte kazanma hırsı sandık, Türkiye İsviçre maçında yapılan rezaleti.

Ve ders almam, ders veririm zihniyetine teslim olduk

Şimdi mi?

Tahammül edilemez bir ızdırap, Ardal'ar, Fatih'ler, Volkan'lar ve bu yıllık kazancı 100 milyon euroları geçen Messi ve Ronaldo oynarken de böyle.

Bırakın bir futbolcuyu, bir sezonda dünya üzerinde oynanan tüm maçlar 100 milyon euro etmez. Çünkü bu bir oyun.

Çünkü, benim gönlümde futbol oyun olarak duruyor ve Aziz Yıldırım'ın Fener'ini değil mahalledeki çocukların iki taş bir topla oynadığı şeyi seveceğim.