'Bir Eski Cumhuriyet İçin'

19 Haziran 2017 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Neredeyse Türkiye Cumhuriyeti kadar eski bir gazete Cumhuriyet... 100 yıla yaklaşan tarihi boyunca belki en çok okunulan değil ama okuru olmayanların bir bölümünün bile saygı duyduğu, kamuoyunun ciddiye aldığı, önemsediği bir gazete olmayı başarmış.Günümüzde gazetecilikte marka olmuş isimleri de yetiştiren bir ekol Cumhuriyet. "MIT TIR'ları", Cumhuriyet'in son yıllarda en çok yankı yaratan, sarsıntıları hala devam eden haberi. Daha geçen hafta CHP Milletvekili, eski gazeteci Enis Berberoğlu bu haberle ilgili olarak 25 yıl hapis cezasına çarptırılarak cezaevine konuldu. İlginç bir tesadüf, işte böyle bir dönemde, gazetenin önde gelen yazarlarından Ali Sirmen'in "Bir Eski Cumhuriyet İçin" kitabı piyasaya çıktı. Biz de Sirmen'le söyleşiyi yapan gazeteci Ümit Aslanbay'la kitabı ve kendisinin de yetiştiği Cumhuriyet'i konuştuk...

- Önce kitabın yazım tekniğinden başlayalım... Çok da alışık olmadığımız, "nehir söyleşi" olarak tanımlaman bir teknik. "Nehir söyleşi" nedir ve neden bu tekniği tercih ettiniz?

- Nehir söyleşi, anı ya da görüşlerin, bir başkasının soruları aracılığı ile kurgulanıp, anlatıma dönüştüğü türün adı. Kişiler, değişik nedenlerle, bazen kendi kurgulamaları içinde yazılı bir anlatıma istekli ya da elverişli bir durumda olmayabiliyorlar. Nehir söyleşi tekniği bu durumlarda oldukça işlevsel oluyor. Ancak, bu tekniğin bazı sonuçlarına da dikkat çekmek gerekiyor:

Öncelikle, anlatan kişi yazar niteliğini yitiriyor. Anlatıcı oluyor. Anlatım süreciyse, hem kullanılan dilin yazı dilinden kısmen farklılaşmasına, hem de anlatıcının gönlünden geçen kurgunun çoğu kez gerçekleşmemesine neden oluyor. Öte yandan ciddi yapılması kaydıyla sorularla zorlanan anlatıcı, bilgi aktarımında kendini daha az kayırma, deyim yerindeyse daha çıplak olma durumunda görüyor. Bu da okur açısından önemli bir kazanç bence...

Ali Sirmen ile yaptığım çalışmanın nehir söyleşi tekniğinde olmasının nedenlerine gelince, en başta bu yöntemin daha hızlı olduğuna işaret etmek isterim. Önemi şu: Ali Sirmen bir gazeteci. Her gazeteci gibi, anlatım ve kurgunun hızlı tüketildiği bir alanın insanı. Masa başında anı yazmak, bunun için farklı araştırma ve bellek çalışmaları ona daha "akademik" görünmüş olabilir. Unutmamalı ki, gerçek gazeteciler ile gerçek akademisyenler iki farklı dünyanın insanıdırlar. İkincisi Sirmen, rahat konuşan, iletişim kanalları açık biri; dolayısıyla masa başı yazımı ile sözlü anlatım arasında önemli bir mesafeden söz edilemez. Bu da nehir söyleşiyi tercih etmesinin diğer nedeni olmalı. Ayrıca anlatıya, eşi Mine Hanım'ın katkısını görmezden gelinemeyecek ölçüde olduğu dikkate alındığında "nehir söyleşi" tekniğinin bu açıdan da anlamlı olduğu düşünülmeli.

- Geçmişte Cumhuriyet'te çalıştığınız için mi gazetenin hikayesini anlatmak istediniz? Cumhuriyet sizin için ne ifade ediyor ve anlatması için neden Ali Sirmen'i seçtiniz?

- Elbette. Benim eski bir Cumhuriyet çalışanı olmam, böyle bir çalışmanın belki de ilk koşulu. Başkaları da yapabilirdi. Ancak, sunuşta da belirttiğim gibi, basında bir Cumhuriyet elbisesi vardır. Yani, o havayı, o ruhu bilmek çok önemlidir. Ben bu mesleğe Cumhuriyet'te başladığım için, o ruh farkında olmadan içime işlemiş, daha sonra çalıştığı farklı basın organlarında elbiselerim farklı olsa da iç çamaşırlarım hep Cumhuriyet markalı kaldı. Cumhuriyet bir ekoldür; bu işe orada başladıysanız, derin izlerini hep taşıyorsunuz. Yeniden buluştuğunuzda, hiç zorluk çekmiyorsunuz, adeta kaldığınız yerden devam ediyor izlenimi taşıyorsunuz. Üstelik, karşınızdaki de...

Niçin Ali Sirmen'e gelince; Cumhuriyet şu anda kendi kimliğiyle basında yer alan en eski gazetedir. Bir kurumdur. Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt, onunla organiktir. Dolayısıyla, kurumsal kimlik Cumhuriyet'in en çarpıcı yönüdür. Bir kurumsal kimliği temsil eden kişiler çok azaldılar. Bu gazetenin en etkili olduğunu 1973-80 döneminden olup da bugün hala gazetede bulunanlar, söz konusu kimliğin temsilcileri sayılmalıdır. Dört kişiler: Ali Sirmen, Şükran Soner, Hikmet Çetinkaya ve Işık Kansu... Ali Sirmen'in bir özelliği daha var. Farklı olan. Nadir Nadi'nin yazarlarından. Öncelik oydu.

- Söyleşi için ne kadar sürelik bant kaydı yaptınız?

-30 saate yakın bant kaydı var. Bunların 20 saate yakın bir bölümü deşifre edilerek kağıda döküldü. Tabii defalarca gözden geçirildi, düzenlendi, tekrarlar çıkarıldı, boşluklar tekrar soruldu, dolduruldu. Yanlışlar düzeltildi. Çoğu kere haftada bir kez görüşüyorduk, işim nedeniyle bu görüşmeler hafta sonları gerçekleşiyordu. Ve bandın yine hafta sonu çözülmesi gerekiyordu ki, haftaya yeni sorularla veya boşluklar kaldıysa onları doldurmak için gidebileyim. Tabii bir de hazırlık yapmak lazım. Hafta içinde şu an ayrılmış olduğum işime devam edebileyim. Böylece yaklaşık 6 ay süren bir maratondan bahsetmek gerekiyor...

Tabii bant çözümleri bittikten sonra, sıkı bir arşiv taraması gerekti. Görüşmeler tamamlandıktan sonra ha keza. Nehir söyleşinin farkını ya da klasik bir röportajdan farkını anlatmak için söylüyorum. Örneğin, Ali Sirmen Paris yıllarını anlatırken "Ben Barka Olayı"ndan söz etti. 68 olaylarına hazırlanan Paris muhabirliğinde karşılaştığı uluslararası olay hatırlanmaya bir arşiv çalışmasına muhtaçtı. Yine, Menderes'in bakanlarından Suat Hayri Ürgüplü'nun oğlunun Paris'te, Prens Fazıla ile evliliği bir hanedan evliliği, saray evliliği gibi olmuş, Fransa'da da yankı bulmuş. Ali Sirmen'in bunu bir gazeteci olarak izlemesi atlatma haberler yapması ve hemen ardından patlayan 68 olayları... Daha pek çok olay, ayrıntılarıyla anlatılmasına rağmen, bir gazete arşiv taraması gerektirdi. Gazete küpürleri, fotoğraflar ortaya çıktı. Ali Sirmen, Prag'ta meydanındaki "Ali Sirmen Bildiriyor" fotoğrafını görünce o bile çok heyecanlandı. Akşam gazetesinin birinci sayfasının köşesinde öylece duruyordu. Bir diğeri, Mine Sirmen, Melih Cevdet'ten aldığı bir kavramı aktardı. "Lukyan'dan beri"... "Fi tarihinden beri" anlamında kullanılıyormuş. Hepsi küçük çaplı araştırmalar ama zaman alıcı çalışmalar gerektirdi. Bazıları ise Örneğin Turgut Özal'ın DPT müsteşarı olduğu yıllardaki Paris seyahatindeki ki "Beyefendi ben değil, o" bölümü mizahi bir şaheserdir; unutulup giden "Berill Raporu"... Çok önemli. Ortaya çıktı, hatırlandı. Ya da kitapta bahsi geçen1955 Bandung'daki Bağlantısızlar Toplantısına katılan ülkelerden biri onun da hafızasında yanlış kalmıştı ben de "check" etmeden koydum. Basımdan önce okuyan dostum farketti ve uyardı, gerçekten öyleydi. Ali Sirmen'e dönünce o da doğruyu hatırladı, yenilendi baskıya öyle gitti. 

Nehir söyleşilerin bu yönü hiç unutulmamalı ve çok önemli. Tarihe karşı sorumluluğunuz dışında, sizin de olaylara hakim olmanız, ona görme sormanız ve üstüne sıkı bir arşiv çalışması yapmanız, okumanız gerekiyor. Bu da ciddi bir vakit aldı, çaba gerektirdi.

-Gazetecilerin çoğu bant çözmekten nefret eder! Söyleşinin bant çözümleri ne kadar sürdü?

- Gerçekten bu işin zorlu sıkıcı yorucu bir kısmıydı. Anlatılanlar benim için heyecanlı şeyler olmasına rağmen, bir ikinci kere, bazı yerlere ise üç-dört kere dinlemek,  "play" düğmesini durdurarak, başa alarak tekrar etmek... Ama siz de çok iyi biliyorsunuz ki, bu işimizin ayrılmaz bir parçası. Yakın zamanda yeni bir teknoloji bulunmazsa, her gazeteci bunu tadacak! Gazetecileri kasdediyorum tabii. Masa başından uyduranları, son zamanlarda örneklerini çokça gördüğümüz uydurma röportaj yapanları değil elbet...

- Söyleşi yaptınız kişi karşınızda, onun gözlerine bakarak konuşuyor, birlikte uzun zaman geçiriyorsunuz. Bu durum psikolojik bir etkilenme yarattı mı? Örneğin, aklınıza gelip de sormaktan vazgeçtiğiniz ya da sorup sormamak arasında tereddütte kaldığınız sorular oldu mu?

- Bir nehir söyleşide "psikolojik" boyut gerçekten çok önemli. Hassas olabilecek bazı soruların, karşıdakinin ruh hali dikkate alınarak, ne zaman ve nasıl sorulacağı bu işin püf noktası bence. O an için arada kaldığım, tereddüte düştüğüm sorular oldu. Erteledim. Nehir söyleşi bir maratondur, her kilometresi aynı hız ve yoğunlukla geçilmiyor. Sonunda tüm soruları sordum. Farklı bağlam, zaman ve şekillerde.

- Sirmen'in sorularınıza samimi yanıtlar vermediğini düşündüğünüz anlar oldu mu?

 Ali Sirmen'in samimi cevap vermediği sorular olmadı. Ama üzerinde durmayı açımlamayı tercih etmediği sorular oldu. Bunu da açıkça söyledi ya da belli etti. Bu noktada dürüst davrandı. Hatta aynı içeriği farklı sorularla sorduğumda da hep aynı yanıtları, yine aynı incelikle, kibarlıkla aldım.


- Kitapta geçen bir kavram var: "Cumhuriyet Anayasası" Nedir bu?

- Cumhuriyet anayasası, Ali Sirmen'in çok doğru tanımladığı bir ifade. Yazılı olmayan bir sözleşme. Gazetenin ideolojik çizgisinin "asgari müşterek"i; Kemalizm aydınlanmacılık ve anti-emperyalistlik. Burası kırmızı çizgi. Bunun kabulü sonrasındaki her tür yaklaşım özgürce dile getirilebilir. Örneğin, devletçilik gibi çok temel bir konuda bile Ali Sirmen, İlhan Selçuk farklı düşünüyorlar. Ancak bu onların çelik çekirdek içinde yer almalarını engellemiyor. Geldiğimiz noktada "Cumhuriyet anayasası"nın önemi bir kez daha açığa çıktı bence...

- Kitapta Sirmen'in anlattiği Turhan Selçuk'un "kabadayı" yönünü siz önceden biliyor muydunuz?

- Turhan Selçuk'un "kabadayı"lık hikayeleri, gerçekten yarattığı karakter Abdülcanbaz gibi biri olması, Abdülcanbaz gibi tokat vurabildiği bir efsaneydi bence. Biliyorsun uzun bir zaman  Milliyet'te de çizdi, Sizin döneminizin Milliyet'inde. Siz de duymuş olmalısınız, o zamandan belli ki. Ben bunları biraz "gazeteci abartması", hani biraz abartırız ya! diye düşündüm. Ama gerçekten de doğru olduğunu Ali Sirmen'den öğrendim. Turhan Selçuk'un ilginç bir yaşamı var. Keşke biyografisi, tanıklar hayattayken yazılabilse. Kabadayılığa gelince "Adana havası suyu" diyelim!

- Size göre Cumhuriyet'i Cumhuriyet yapanlar kimler?

- Cumhuriyet'in tarihinde birçok dönem var. Bunlar içinde en önemlisi, bence 1960'larda başlayan ve 1970'lerin ikinci yarısında doruğa çıkan "sol" dönemidir. Hani şu, "Babıali'nin Pravdası" denilen dönem. Cumhuriyet bu dönemde bir "rüya takım" oluşturmuştur. İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Oktay Akbal, Ali Sirmen, Melih Cevdet Anday gibi isimler. Nadir Nadi'nin yazarları. Bu isimlerin yanısıra daha pek çokları. Kitapta hepsinin "maceraları, gazetede yaşananlar, bu çekirdeğin etrafındaki isimler ve "gazeteci komiklikleri" var. Ali Sirmen'in renkli anlatımıyla. Bir çok hikayeyi ben ilk kez duydum. Mesela Orhan Veli, mesela Sait Faik, Elif Naci, Altan Öymen. Bir Nurullah Ataç hikayesi bile var. Bir Aziz Nesin'i mutlaka anlatmak, hatırlatmak gerekiyor. Önemli. Bir Moskova gezisinde yaşananlar, kısa Türkiye tarihi sanki. Aziz Nesin de ancak böyle anlaşılır. Bu yaşanmış gerçek hayat hikayelerinin bazıları da dost toplantılarında anlatılmış, kulaktan kulağa gelmişti. Ama onları birinci elden, kahramanlarından birinden duymak müthişti, heyecan vericiydi. Çok renkli, çok güzel.  Madanoğlu ve Avcıoğlu'nu ise bu kitap-söyleşi sayesinde tanıyabildim dersem abartmış olmam. Okuyuculara ve tarihe de bırakılması mutluluk verici. Gurur verici.

Ben 80 sonrası gazeteciliğe Cumhuriyet'te başladım. Daha ihtilal sürüyordu. Bu dönem de yani 80'lerden 90'ların başına kadar da ikinci bir dönem olarak adlandırılabilir. Yani ünlü 92 kırılması yaşanana dek. 

Bu da parlak bir dönemdi Cumhuriyet açısından. İlhan Selçuk önderliğinde, Uğur Mumcu'nun roketlediği ve müthiş bir entellektüel yelpaze oluşturan, Hasan Cemal'in yayın yönetmenliğinde gazetenin hafta sonları 200 bin tirajları zorladığı bir gazete. Hafta sonları 175 bin tiraja ulaştığı biliniyordu. Bir anlamda, 12 Eylül sonrası bence gazeteciliğe yeni bir dil getirdiği dönem. Ve 92 yılındaki büyük kırılmayla ayrılan yollar, kırılan ve bir daha asla onarılamayan vazo... Bu trajik süreç de kitapta Ali Sirmen'in tanıklığıyla anlatılıyor. Ve tabii bugün gelinen nokta...

- Cumhuriyet'in tarihini bilen bir gazeteci olarak, gazete şu anda geleneksel çizgisinde mi yoksa uzaklaştı mı?

- Cumhuriyet'in şu anki çizgisi, geleneksel çizgisinden oldukça farklı. Liberal bir çizgi. Unutmamalı ki, liberallik tek başına, Cumhuriyet anayasası açısından bir sorun değildir. Yeter ki, Kemalizmin aydınlanmacı ve anti-emperyalist niteliğine karşı konumlanmasın. Oysa, AKP iktidarıyla birlikte ete kemiğe bürünen bir olgu ile karşı karşıyayız. Türkiye'de liberalizm. Cumhuriyet değer ve kazanımlarına tamamen ters bir yönde ilerleyen islamcı iktidarın yörüngesine girmiş durumadır. "Yetmez ama evet"çi olarak adlandırılan bu kesim şu an için gazetenin entellektüel zeminini oluşturmak dışında, Cumhuriyet gazetesinin de yönetimindedir dersem,  abartılı bir saptama yapmış olmam. Ancak Cumhuriyet gazetesi mutlaka fabrika ayarlarına dönecektir. Zaten, tek başına tiraj sorunu bile, bu yönde gelişmeyi zorunlu kılmakta. 

- Ali Sirmen'in anılarının bu dönemde yayınlanmasının anlamı nedir?

- O kadar uygun bir zaman ki! Kitabın sunuşunda ayrıntılı olarak bu konuya değindim. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu'nun ifadesiyle bile, 27 Mayıs öncesindeki baskı ortamını daha da şiddetli biçimde yaşıyoruz. CHP uzun yıllar sonra ilk kez sokağa çıktı. Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşü çok önemli bir siyasal sarsıntının öncüsü bana göre. Ve artık ellerdeki joker, yani İdris Küçükömer şeması da artık müzelik olmuştur. İslamcı kesim, FETÖ'cülük etrafında birbirini tüketiyor, bu durum MHP'yi tamamen felç etmiş durumda. HDP ise ister istemez, AKP flörtünün yanılsamasından kurtulup, tek ciddi kurum CHP ile yollarının kesişmesi beklentisine yöneliyor. Tam da böyle bir ortamda, Ali Sirmen'in anıları "fabrika ayarları"nın neler olduğunu yeniden anımsatıyor. Mizahı anlatım da hediyesi...

Fotoğraflar: Cumhuriyet Arşiv.

Portre/Ümit Aslanbay

İlk ve orta öğrenimini farklı illerde tamamladı. Ege Üniversitesi'nde iktisat, Mülkiye'de siyaset ve idare okudu. 1983 yılında Cumhuriyet gazetesi Ankara Bürosu'nda gazeteciliğe başladı. Okul ve gazeteyi birlikte yürüttü, 1986 yılında Mülkiye'den mezun oldu. 

Ankara Cumhuriyet'te önce eğitim daha sonra Parlamento Muhabirliği görevlerinde bulundu. 1985 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı'nın okullara gönderdiği "Evrim Teorisi yerine Yaratılış Teorisi'nin okutulması" doğrultusundaki genelgesini ortaya çıkaran haberi nedeniyle Çağdaş Gazeteciler Derneği'nden Yılın Gazetecisi ödülünü aldı. 

1991-92'de yaşanan Cumhuriyet gazetesindeki "Büyük Kırılma" ardından İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre sonra Sosyal Demokrat dergisi'nin editör ve yayın yönetmenliğini üstlendi. Yeni kurulan SHP-DYP koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olan Erdal İnönü'nün basın danışmanlığı görevini yürüttü. Cumhuriyet gazetesi'ne geri dönüşün başladığı günlerde, gazeteye dönmeyip İngiltere'ye gitti.
93 yılında Türkiye'ye döndü ve o zamanki adıyla ilk özel TV olan interStar'da televizyon muhabirliğine başladı. Sonraki yıllarda, bu televizyonda, Milliyet Gazetesi, Show TV ve NTV'de, Ankara-İstanbul bürolarında  muhabirlik, sunuculuk, yöneticilik yaptı. Yurtsan Atakan ile birlikte Onpunto adlı haber-sosyal paylaşım sitesinin kuruluşunda görev aldı. Yayın yönetmenliğini yürüttü. 2009'da gazeteciliğe ve Milliyet'e döndü. Milliyet gazetesinde yayın yönetim danışmanlığı ve editörlük yaptı. Emekli oldu. Bir süre, Taraf gazetesinde çalıştı ve yazdı. Halk TV'de yönetici olarak görev yaptı. Programlar hazırlayıp sundu. Gezi olayları sırasında aktif programlar yaptı. 2015 yılında 7 Haziran seçimleri ardından oluşan tablo ardından gerçekleşen Erdoğan-Baykal görüşmesini eleştirince bu kanaldaki görevine son verildi. Basın Konseyi'nin AB ile yürüttüğü "Etik" projesinde koordinatör olarak görev aldı. Halen, Türkiye'de medya üzerine bir araştırma yürütüyor.

Eserleri: 

Bir Eski Cumhuriyet İçin (İmge Kitapevi Yayınları 2017)

2. İnönü Hikayeleri (Bilgi Kitapevi 1990)