Cumhurbaşkanı-medya-davet vesaire...

19 Haziran 2017 Pazartesi  |  GÜNLÜK

Geçen hafta sanatçıların ağırlandığı sofrada bu hafta sonu da medya sahipleri, yöneticileri ve mensupları vardı.

Farklı yazılar, yorumlar çıktı bu davetle ilgili. kimi katılımcıları hatta katılımın kendisini, kimi oradaki tavırları kimi konuşmaları, kimi de başka şeyleri eleştirdi..

Ben olaya şöyle bakarım.

Türkiye Cumhuriyeti'nin en tepe makamına seçilmiş bir kişi, yani Devlet'i temsil eden bir kişi böyle bir davet yaptığında o davete normalde icabet edilir. Eğer siz de bir işadamı, bir gazete-TV-radyo yöneticisi ya da gazeteci (tabii ki sıradan gazeteciler çağrılmıyor oraya. köşe yazarı ya da ekran ünlüsü statüsü gerekli anladığım kadarı ile) iseniz gidersiniz. Giden, ne bir "suç işlemiş" ne de bir "ayıp yapmış" gibi algılanmalıdır.
Kasten ya da protesto için gitmezseniz, bu çok ciddi ve radikal bir tavırdır. Olabilir. bunu yapanı da saygı ile karşılarım. Tabii ki ciddi bir bedel ödemeye de hazır olmalıdır bunu yapan. Ama kendimizi kandırmayalım. Böyle bir tavır içinde olabilecek biri zaten davetliler listesine alınmaz.

Mesela ben hayatım boyunca bu tür listelerde olmadım. Övünerek söylemiş olayım..

Şunu da söyleyeyim:

Oraya çağırılmış olmayı da "kendisine çok önemli insan muamelesi" yapıldığı gibi algılamayı da anlamıyorum. Yani, dönüp de gazetenin birinci sayfasına "Aman da aman... Bakın da beni Sayın Cumhurbaşkanı nasıl adam yerine koydu da çağırdı da elimi sıktı da, gözümün içine bakarak nasıl sohbet etti de..." filan gibi fotoğrafımı bastırmazdım herhalde. Mesela o görgüsüzlüğü yapmazdım. 

Hele hele, ellerimi ellerinin arasına alarak aşık-maşuk pozları, Leyla'nın Mecnun'a baktığı gibi pozlar da asla vermezdim.

Gider, konuşmayı dinler, gerekirse sorularım veya dileklerim varsa (hazır bulmuşken) iletirdim. Yani bunu bir "ulvi-uhrevi" hadise diye değil de bir "Haber vesilesi - iş vesilesi" olarak değerlendirirdim.

Neden mi? O davet asla bir "protokol" daveti değildi de ondan.. Orada Sayın Cumhurbaşkanı önemli mesajlar vermiş. Hatta kendi açısından bakılınca (üslûptan filan o anlaşılıyor) talimat veriyor. Mealen diyor ki: "CHP ve lideri yasadışı bir eylem içinde. Desteklemeyin. Hatta kınayın, hatta gerekirse yer vermeyin" diyor. Görev veriyor bir nevi..

Hah.. İşte tam burada soru şu:

Görevi kime veriyor? 

Patrona veriyor. Peki gazeteci ile patron, aynı konumda mı? Yani gidip aynı masada oturup o emri alıp uygulamaya koymak patronla gazetecinin ortak görevi mi?

Zurnanın zırt dediği yer de bu zaten. 

Patronla gazeteci, sadece Cumhurbaşkanı'nın sofrasında değil, hiç bir sofrada yan yana oturmamalıdır. hele hele, el ele tutuşup gidip de Cumhurbaşkanı'ndan talimat dinleme ve "eve dönüp bunları hayata geçirme" durumunda hiç olmamalıdır.

Demokrasilerde tabii..

Zafer Arapkirli