Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime

24 Haziran 2017 Cumartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

İnsanların doğa üstü olaylarla kandırılamadığı, insanların insanları doğaüstü olaylarla kandırmadığı o naif zamanların son dönemine denk gelmişti bizim çocukluğumuz. 

Belki de her yaşlanan insan gibi biz de başladık '' bizim çocukluğumuzda başkaydı'' hikayelerine. 

Tıpkı ana babalarımızın bayram sabahı söylediği  ''ahh nerde o eski bayramlar'' lafı gibi, geride bıraktıkça değerlenen bir şey olduğunu yıllar geçtikçe anladık.  

Arife gününden başlardı heyecanımız, üç gün önceden yapılan bayram alışverişinde alınan ve odanın baş köşesinde, bayram sabahına kadar geceler boyu bakmalara doyamadığımız o kıyafetleri bayram sabahı giyip de, evin kapısından öyle bir çıkardık ki, o ana kadar tek kanallı televizyon ekranından gördüğümüz ne kadar film artisti varsa, hepsiyle yan yana , rengini siyah beyaz sandığımız o kırmızı halıdan geçer gibi çıkardık, Arnavut kaldırımlı sokaklarımıza. 

Teknolojinin hayatımıza sadece bir televizyonla girdiği zamanlardı. 

Her evde, bir tek duvarda asılı saatlerin olduğu zamanlarda, 

İçgüdüsel bir zaman anlayışı ile buluşurduk sokakta. 

Okul sonrası ya da tatilde kahvaltı sonrası sokağa ok gibi fırlayıp, toz toprak çamur içinde debelendiğimiz sabahlardan farklı olurdu bayram sabahları.   

Yepisyeni kıyafetlerimize kıyamadığımızdan bekler dururduk bir süre,

Sonra, kim önce kudurursa gider peşinden, 

Her şeyin yenisini heba ederdik çocukluğumuza. 

Zaman geçtikçe değerlenen şeylerin başında çocukluk geliyormuş, bir kez daha anladım. 

El öptüklerin azaldıkça el öpenlerin artıyor ya, 

''Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime..."

Kadir Çetintaş