Adalet yürüyüşünün sosyolojisi

05 Temmuz 2017 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

İktidar kızgın, iktidara yakın kimileri öfkeli. Bazıları işi tehdit boyutuna taşıdı...

Muhalefetin bir bölümü eleştirel, bir bölümü destek...

Bir bölümü ortada, kah destek kah eleştirel. Bir bölümü ihtiyatlı.

Bir bölümü gelişmelerin seyrine göre konum alıyor...

Neden; Anayasada güvence altına alınmış protesto hakkını kullanma kararı alan adalet için yürüyenlere ve katılanlara...

İktidar sözcüleri hak, hukuk, adalet yollarda aranmaz diyor ama bu ülkede adalet var, öyle bir sorun yok diyemiyor?

İktidar her konuda olduğu gibi bu konuda da kurnazlık yapıyor, 15 Temmuz gecesi halk sokağa çağrılıyor, bir yıl sonra anma kapsamında sokakta demokrasi nöbeti başlatılacak diyebiliyor. Her şey bana göre şekillenmeli dayatmasını yıllardır politika haline getiren AKP adaletsizliğe karşı yürüyenleri, adalet için yürüyenleri anlayabilir mi?

Hatta bir bakan "yolları teröristler yürüsün diye yapmadık" diyerek eleştirinin boyutunu çirkinleştirdi, devlet adamlığından uzak sorumsuzca bir söylem.

Referandum sürecinde sergilenen ilkel, çağdışı yaklaşım yürüyüş içinde uygulanıyor, kendileri gibi düşünmeyenlere terörist damgasını yapıştırmak.

Ama şunu unutmamak lazım "Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir." Kendileri gibi düşünmeyenlere katlanamayanlar aslında düşünmeye karşılar, farkında değiller.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal: "Biz sokakta demokrasi aramıyoruz, biz sokakta yok edilmek istenen demokrasimize sahip çıkıyoruz" diyor. Bunu söyleyenler 15 yıldır iktidar. Üstelik demokrasinin yok edilmesi noktasına nasıl geldik diye hiç sorgulamıyorlar, bu yönü de ayrı bir muamma. Hep başkalarını suçlu görüyorlar. 

Adalet için yürüyenlerde adliye saraylarında yok edilen adaleti demokratik hak olan protesto ve yürüyüşle arıyor, sahip çıkıyor, adalet arıyor, ne fark var. 

Adalet deyince ağırlıklı olarak yargı faaliyeti akla gelir ama aslında hayatın her alanını kapsar.

Soruyorum;

Bu ülkede gelir dağılımında adalet var mı? (Ülkenin yarısı açlık yoksulluk sınırı altında yaşıyor. TÜİK verileri)

Hukuk herkese eşit şekilde uygulanıyor mu?

Kamuda istihdam edilecekler eşit şartlarda muameleye tabi tutuluyor mu?

Liyakat sistemi uygulanıyor mu?

Her vatandaş eşit şartlarda eğitim-öğretim hizmeti alabiliyor mu?

15-20 yıl süren, hatta zaman aşımına uğrayan yargılamalarla adalet sağlanır mı?

Yargılanan vatandaşlar kendini eşit ve bir başkasından farksız görüyor mu?

Hastanenin aciline giden bir vatandaş hiçbir kıstas aranmadan rahatsızlığına göre işlem görüyor mu?

Herhangi bir devlet kurumunda, "kart hamili yakınımdır" kartviziti olmadan işlem yaptırmak ve adil muamele görmek mümkün mü?

Gerek seçim, gerekse referandum dönemlerinde iktidar ile muhalefet adil şartlarda yarışabiliyor mu?

Sorular çoğaltılabilir ama maksat hasıl olmuştur diye düşünüyorum.

Yargı, devletin, toprakları üzerinde yaşayan her vatandaşa, adaletle yaklaşmasının en önemli aracıdır. Çok hassas aynı oranda kırılgan bir kavram olan "adalet", birey ile devlet arasındaki güven köprüsünün en önemli kurumudur. Zaten, "Adalet mülkün temelidir" ifadesi tam da bu anlayışı karşılamaktadır. Adaletinden şüphe duyulan bir devletin temeli zayıf demektir. 

Güçlü ve uzun süreli medeniyetler varlıklarını, adaletle yönetmelerine ve yönetilenlerin bu konudaki algılarına borçludurlar. Bu şüphenin oluşmaması ve adalete olan inancın güçlü olması için hiç şüphesiz sadece adil olmak yetmez, yaşam biçimine dönüştürmek gerekir. Adalet özü ve uygulanma şekli ile bir bütün olarak güven vermelidir. 

Adil olmayan, sadece güce dayalı devletler, geride utanç dolu bir geçmiş bırakır, tarihin çöplüğünde yerini alır, insanlığa katkılarıyla değil, yarattıkları zulümle hatırlandıkları bilinen bir gerçektir. Oysa adaletle hükmetmiş devletler, varlıkları sona erdikten sonra bile, saygı ve özlemle anılırlar. 

Adalet kavramı sadece devlete, kişiye verilmiş bir sorumluluk değildir. Devletin de, bireyin de hayatın her alanına taşıyarak, evde, iş yerinde, yolda, çarşıda, pazarda, yaşam biçimine dönüştürmek zorunda olduğu, bir erdemdir. 

Sizden olanların haksızlıklarına göz yumup, başkalarını eleştirmek, birilerine haksızlığı hak görmek, çalıyor ama çalışıyor diyerek ahlaksızlığı ödüllendirmek, çifte standartlı yaklaşmak adaletin erdemi ile bağdaşmaz. Çıkara dayalı yaklaşımdır, erdemsizliktir. 

Şu gerçeği bilmek gerekir, kişi ne kadar adil ise, devlet o kadar adil olacaktır. Kişi ne kadar doğru ise adalet o kadar hassas olacaktır. Hiçbir sistem, taraflı, adil olmayan, haksızlığa göz yuman hatta gizlemeye çalışan topluma adaleti getiremez. Bir gün herkesin adalete ihtiyaç duyacağını unutmadan yaşamalıyız.

Adaletli bir ortamda yaşamak, adalete güvenebilmek her türlü kişisel menfaatten daha değerlidir. Adalet için yürüyenlere selam olsun.