Yaş ve zorunlu emeklilik

05 Temmuz 2017 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Bu hafta Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikle, öğretim üyelerine YÖK onayı koşuluyla ve birer yıllık sözleşmelerle 75 yaşına kadar çalışabilme imkânı sağlandı. YÖK'ün bu yetkiyi yanlı kullanabileceğine ilişkin kaygılarıma rağmen, değişikliği olumlu buldum. 

İnsanların entelektüel birikimlerinin doruğa çıkma potansiyeli taşıdığı yaşlarda, zorla bu birikimlerini kullanmaktan alıkonması bana doğru gelmiyordu. 

Konu zoraki emeklilik olunca doğru bulmadığım veya hikmetini çözemediğim başka şeyler de var. 

En önemlisi, zorunlu emeklilik yaşının, farklı kurumların çalışanlar arasında, hangi kıstasa göre belirlendiği muamma, farklı sınırlarının olmasıdır.

Son değişiklik bir yana bırakılırsa, bir öğretim üyesinin 67 yaş sınırına karşılık bir devlet memurunun neden 65 yaş sınırına tabi olduğunu anlamak zor. Keza MİT mensubu veya Gümrük muhafaza mensuplarının farklı yaş sınırları için de aynı zorluk var. Askeriye ve Emniyette ise zorunlu emeklilik yaşı rütbe ve konuma bağlanmış. 

Bir başka sorunsa, gerçekten yaşla performans düşüyorsa, ülkeyi yönetenlerin; mesela cumhurbaşkanı veya bakanların neden böyle bir yaş sınırına tabi tutulmadığıdır. Bu kişilerin işlevleri, herhangi bir memurdan daha mı az yetkinlik gerektirmektedir?

***

Yapılması gereken, farklı mesleklerin gerektirdiği yetkinliklerin doğru tanımlanması ve belirli aralıklarla kişinin bu yetkinliklere sahip olup olmadığının ölçülmesidir. En basitinden, bedensel ve zihinsel yetenek gerektiren pozisyonlar için bunları tartmak yerine, yaşı esas almanın savunulabilir bir yanı yoktur. 

***

Sorun, performans ve verimlilik ise, bunun ölçüsü yaş olamaz. Hiçbir şey üretmeden makamını işgal edenleri görevden almak için yaşlanmalarını beklemek de, tam tersine en üretken dönemini yaşayan bir yaşlı çalışanı zorla kapıya koymak da abestir. 

***

Ne var ki, bu ülkede görevlendirmede liyakatin de, performans ölçümünün de doğru, adil ve hakkanî yapılması hayal ötesidir. 

Her türlü otoritenin, havuç ve sopa olarak kullanabileceği keyfiliği elinden bırakmak şöyle dursun, sınırlarını genişletmek için didinip durması; hukuk ve adaletin habire tecavüze uğraması, -ne yazık ki,- ülkemizin alamet-i farikasıdır.