Hayır efendim!..Marifet değil...

05 Temmuz 2017 Çarşamba  |  GÜNLÜK

Bir meslektaşımın, sosyal medyada paylaştığı bir videoyu, içim kan ağlayarak, nefretle dolup taşarak, küfür ederek, isyan ederek izledim.

Özetle şunu gösteriyor video:

Bir dış muhabir arkadaşımız, bir yabancı ülkenin başkentinden Türkiye'deki bir TV kanalına canlı bağlantı ile haber geçecek. Yayın noktasına geliyor, önce bir tripod kuruyor. Onun üzerine, özel olarak imal edilmiş "sabitleme mekanizmaları" ile kamera olarak ayarlanmış tablet bilgisayarını yerleştiriyor. Tabletin üzerinde de, prompter (ekranından akan yazı ile haber okunan) cihazı olarak kullandığı anlaşılan daha küçük bir tablet yerleşik. 

Telefonunun kulaklığını da kulağına yerleştirdikten sonra... Yayına hazır!..

Neymiş? Ne kadar maharetli bir muhabirmiş. Her işi kendi yapıyormuş. İşte, en son teknolojiyi kullanarak ne kadar akıllı bir iş yapıyorlar....mış.!

Bunu marifet gibi anlatıp, sergileyip böbürleniyorlar.

Son 20-25 yıldır hemen tüm sektörlerde, ama maalesef medya sektöründe de giderek yaygınlaşan, "Bir marifetli adamdan 3, 4 veya 5 değişik iş çıkarma" hastalığının bir tezahürü.

Yani, diyor ki patronlar:

"Kameramana, sesçiye, ışıkçıya, promptercıya, montajcıya filan ne gerek var? Bir adama ver 3 - 5 bin lira.. Hepsini yapar nasıl olsa. Kameraya da gerek yok. Uydu aktarımına filan da para vermenin alemi yok. Tabletten cam gibi görüntü alıyoruz nasıl olsa, 3G 4G 5G her ne haltsa, yayını da aktarıveriyor"

Stüdyolarda bile bunu yapanları biliyorum. Böyle TV kanalı çalıştıranlar var. (Yanlış anlaşılmasın: İşsizlik ya da sektörün dışına itilmişlik nedeni ile, kendi yayıncılığını kendi küçük stüdyosundan ya da evinden kendi başına yapmaya çalışıp iki satır laf anlatmaya ve 3 kuruş para kazanmaya çalışanları tabii ki bu tartışmanın dışında tutuyorum.)

Bütün bunlar nerede oluyor? Onbinlerce, kameraman, sesçi, ışıkçı, montajcı, vs. elemanın işsizlikten aç-sefil dolaştığı bir ülkede. Hem de, kanal sahiplerinin bin bir türlü gereksiz başka lüks harcamalar yaparken, eleman alımına ve istihdamına gelince "minimumla ve alet edevatla işi gördürme" sevdasında olduğu bir ortamda. Adamlar bir "pırıltılı" öğle yemeğinde Paper Moon'da bir masaya bıraktığı para ile en az 3-4 (gerekli) eleman çalıştırabilecek iken. 

Teknolojiye karşı mıyım? Asla. 

Acil durumlarda, bu tür olanaklar kullanılarak, yerel ya da dış muhabirlerin bu tür teknolojik alet edevatla yayın yapmasına mı karşıyım? Asla.

Teknolojiyi red mi ediyorum? Tabii ki hayır.

Ama, teknolojiyi istismar ederek insanları işsiz bırakmanın, kaliteden ödün vermenin karşısındayım.

Bu işin her aşamasında, o tek adamlık "sözde" performansın, kaliteli gerçek ekipmanla karşılaştırmasını sabaha kadar yapmaya ve tartışmaya hazırım. Hiç bir kamera, vizöründe bir çift insan gözü olmadan "kamera" değildir. Tatil gezmesinde ya da sünnet düğününde "selfie" yapmakla, habercilik, yayıncılık televizyonculuk arasında derin ve gerçek profesyonellere anlatmaya gerek olmayacak kadar büyük farklar vardır.

Kısacası, one-man show habercilik "marifet" değil, canım kardeşim. "Dağ başı" koşullarda, acil durumda, evet.. Ama insan malzemesi orada dururken ve işsiz kenarda dururken buna izin vermemeliyiz. Patronlara hoş görünmek için bu tür "cinliklere" yazılan "Bakın efendim nasıl ucuza çıkarıyorum"cu yönetici tayfası ile mücadele edelim. 

Esir olmayalım. Kaliteyi ve emeği esir etmeyelim..   

Zafer Arapkirki