Peki ama o bariyer neden yıkıldı?

11 Temmuz 2017 Salı  |  MG ÖZEL

Gazetecilik, bu ülkede, uzunca bir süredir, üzerine ölü toprağı serpilmiş alanlardan biri. Yerinden gazetecilik, muhabirlik, röportaj-çanak tutmadan soru sormak gibi mesleği meslek yapan, "alaylılık" üstünden giden değerler neredeyse unutuldu. Büyük ve esas tehlike şu ki bunları bir sonraki kuşağa aktaracakların büyük bir kısmı da fiili olarak gazetecilik, gazete yöneticiliği yapamıyor.

İyi de bunun Maltepe mitingiyle ne alakası var?

Soru buysa, hani ekranlardaki şirin sunucu-gazeteci-televizyoncu ve daha çok şey genç arkadaşlarımız haber bültenine sunmadan önce diyorlar; biz de öyle diyelim:

- Hadi başlayalım!..

Türkiye'nin son 25 gününün ana gündem maddesi tartışmasız CHP lideri (bu yürüyüşle artık lider olduğu genel kabul görüyor) Kılıçdaroğlu'nun Ankara'dan başlattığı ve Maltepe'de ben diyeyim 1 milyon, siz deyin 1.5 milyon kişinin katıldığı bir mitingle nihayetlendirdii tarihi yürüyüş...

CHP tarihinin değil, Türkiye tarihinin çok önemli bir kesiti sayılabilecek bu olay hakkında -ki yürüyüşe aralıklı olarak katılanların toplam sayısının da 2.5 milyon kişi olduğu öne sürülüyor, gazetelerde, televizyonlarda şöyle bir röportaj görebildiniz mi ya da okudunuz mu?

Hadi bir daha başlayalım:

Bu kadar insan geceleri nerede yattı, nerede kalktı?

Buralara nasıl geldi, nasıl gitti, kimler getirdi, kimler götürdü?

Ne yediler, ne içtiler?

Her 500 metrede bir yer alan kasalarca su şişesini kimler ne zaman, nasıl bıraktılar?

Yürüyüşcüler, kendilerine atılan her lafa sahiden hep "Hak Hukuk Adalet" diye mi yanıt verdiler? Yoksa çoğunluğu orta yaş ve üstü olan bu kişilerden zaman zaman farklı ama olgun, sert ama provokasyona yol açmayacak yani "kodu mu oturtan" cevaplar mı geldi?

Mesela, "O pankart.....girsin" diyen gençten birine, saatlerdir yürüyen kolsuz tişört giymiş orta yaşın üstündeki bir kadının hayli bir enerjik biçimde "Adalet sana da girecek"  cevabı bence unutulmazdı. Literatürlüktü.

Okurların izleyicilerin, yürüyüşe katılmamış olanların bunların hiçbirinden haberleri olmadı. Gazeteciler vazifelerini yapmadı. Elbette oradaki her olayın, her konuşmanın sayfalara, ekranlara yansıyacak hali yoktu ama siz yürüyüşün, yürüyüşçülerin havasını, yollarda neler yaptıklarını, neler yaşadıklarını yansıtan bir tek izlenim, röportaj okudunuz mu ya da gördünüz mü?

Tekerlekli iskemlesi bozulunca o da kendisi gibi olan arkadaşları da şaşırıp kalan ne yapacağız diye haykıran insanları, onu mola yerine kadar ittirererek ulaştıran amcayı kimseler yazmadı. 

Ya da "oğlum fetöcülükten hapiste, peki ama benim oğlumu kim fetöcü yaptı?" yaptı diye soran babanın hikayesini kimse dillendirmedi.

Çünkü, gazetecililik (çok başarılı haber ve röportajlar yapan meslektaşlarımı elbette saygıyla selamlıyorum, onlar gazeteciliğe inancımızı diri tuttular) Türkiye tarihinin bu en önemli olayında sınıfta kaldı. Milyonlarca kişi oralarda niye toplandı, niye yürüdü, onları ne bir araya getirdi öğrenemedik. Ama TV stüdyolarında bitmez tükenmez yorumları dinlemekten öğürdük.

Kılıçdaroğlu'nun basın toplantılarını, ünlü insanların kıymetli fikirlerini, kendi fikirlerini dinledik ama yürüyüşcülerin gece ne yaptıklarını, nerede kaldıklarını, sabahlara kadar neler konuştuklarını bir türlü öğrenemedik.

Bu yürüyüşle ilgili, masa başından, bir kere dahi oralara gitmeden ya da iki dakikalığına Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında adım atarken, 20 kare fotoğraf çektirip sayfaya  koyup sonra "CHP liderini buldu, artık her şey değişti vs. vs." diye ahkam kesenlere diyecek hiç laf yok. Islah olma durumları da yok.

Gelelim, başlıktaki soruya. O bariyerler neden yıkıldı?

Hadi başlayalım:

Efendim miting alanına derya tarikiyle gelenlerin, (Beşiktaş, Beyoğlu CHP örgütleri öğleden sonra teknelerle ring seferleri yaptı, Maltepe'ye boşalttı geri döndü, boşalttı geri döndü), yine kara yoluyla metro, otobüs marifetiyle gelenlerin aynı anlarda, merkeze yani Kılıçdaroğlu'nun konuşma yapacağı sahneye en yakın yerden giriş yapmak istemeleri ki bundan doğal bir şey olamaz o anda asgari yüz bin kişinin (her örgüt yani ilçe örgütü kendi pankartı altında toplandı) bariyelerle bir yılan kuyruğuna benzetilmiş dar koridorlara sığmaya çalışırken yıkılıverdi. Aksi mümkün değildi.

Bütün bunlar olurken gazeteciler neredeydi?

Kürsünün yanında, ellerinde dondurma külahı gibi tuttukları mikrofonlarla bizi mitingi anlatıyorlardı. "Sayın seyirciler. Şu arkamda görmüş olduğunuz..."  diye...Ya da kendilerine ayrılmış protokol sandalyelerinde not alıyorlardı. 

Hepsi, kendilerine tahsis edilen araçlarla, otobüsle oraya gelmiş, ayrıcalıklı yerlerini almıştı çoktan. Tıpkı 25 günlük yürüyüşte olduğu gibi.

Şimdi ben diyorum ki;

O bariyerler ondan yıkıldı?

Var mı aksini söyleyen?..

Yıkılan gazeteciliğin bir duvarıdır; daha... Zaten çoğu gitmişti. 

Ümit Aslanbay

Fotoğraflar: Hürriyet, Ümit Aslanbay