Adalet

11 Temmuz 2017 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

İnsanlar, topluluklar ve kurumlar; maddî menfaatleri veya farklı değerleri nedeniyle çatışır. 

Bu çatışmaları genelde daha güçlüler kazanır. Ama bazen kendileri de ciddi bedeller ödemek zorunda kalır. Mazlum ve mağdurların el ele verip intikam alması da ihtimal dahilindedir. 

Bir şekilde gücü elinde tutan otorite, kural koyarak çatışmaları önlemeyi amaçlar. Devletler düzeyinde, bu kuralların karşılığı kanunlardır. 

***

Kuralları, güç sahiplerinin koyması ironiktir. Bu ahvalde kuralların otoriteyi kollamasının şaşılır yanı yoktur. Yasal zorbalık, hukuku büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerin takıldığı bir ağa dönüştürür. 

Temsilî demokrasi de sıklıkla çare olmaz. Egemenliğin millette olduğu bir yutturmacadır. Velev ki, gerçekten bu sağlanabilse dahi, kuralların hâkim çoğunluğu kollaması yüksek olasılıktır. 

Sözün kısası, kuralların veya yasaların varlığı; mağdur ve mazlumları âcizden kurtarmayı garanti etmez!

***

Kuralların ahlak ve erdemle sarmalanmasına ihtiyaç vardır. 

Bu; yaşı, cinsi, statüsü, dili, dini, malı, mülkü, düşüncesi, inancı ne olursa olsun; her insana ve onların haklarına saygı duymayı gerektirir. 

Yetmez! Türlerden yalnızca biri olduğumuzun bilinciyle, bu saygı tüm canlılara gösterilmelidir. 

***

Asgarî hukuk, ilkel kıssas veya takasın ehlileştirilmesinin ürünüdür. Uygulamaya kimlik ve konumlarından bağımsız olarak, herkese eşit muamele şeklinde yansır. 

Adalet tanrıçasının gözünün kapalı olması, eşit tutuma halel getirmemeyi simgeler. 

***

Erdemli insanlar, herkesi denkleştiren gözü kapalı adaleti yeterli bulmaz, itiraz ederler: 

Yaşam hiç adil değildir. Hayat denen iskambil oyununda, kimsenin kâğıdını seçme şansı yoktur. Kimine iyi, kimine kötü kâğıtlar gelir.

En başından, hiç kimse hiçbir şeyde eşit değilken, "fırsat eşitliği" bile eşitsizliğe merhem olamaz. 

Ancak -merhametsiz- eşitsizlikleri gözetip telafi eden bir hukuk "hakkanî" olabilir. 

***

Şimdi ülkemize bakıp, hukukun üstte yazdığımız safhalarından hangisinde olduğumuzu söyleyebilir misiniz?

Acı gerçek, hukuk sisteminin dün de, bugün de, ahlak ve erdem fakiri; muktedirlerin dilediklerince tasarlayıp değiştirdikleri; isteklerine göre eğip büktükleri bir kurallar manzumesi olduğudur. 

Tanrıça bekâretini yitireli uzun zaman olmuştur. Güçler ayrılığından yoksun olarak, o eş bile değildir. O her muktedirin kendinden başkasına hizmetini ihanet sayarak kucağına oturttuğu, iktidar değişimleriyle kucaktan kucağa taşınan bir yosmadır. 

***

Durum öylesine kanıksanmıştır ki, halk, adaleti muktedire yanaşarak arar. Başaramayanların umudu iktidar olup sıranın kendilerine gelmesini ummaktır. 

Adalet güzelinin terazisi kırılmış, "kimi kollayıp, kimi cezalandıracağını görebilmesi için" gözlerinin bağı çözülmüş, kılıcı ele geçirilmiştir. 

Adaletten anlaşılan, "kötü" ilan edilenlerin bu kılıçla helak edilmesidir. İktidar veya muhalefet yahut zalim veya mazlum olmak bu gerçeği değiştirmez. Herkesin kendince kötüsü vardır ve verdiği hükmün doğruluğundan zerrece kuşkusu yoktur. Bu yüzden kimse teraziye ihtiyaç duymaz.

Önemli olan düşman saydıklarının hakkından gelecek kılıcın varlığıdır.

Ayrıca bize ve bizimkilere dokunmadığı sürece, kılıcın kimi kestiğine aldırmayız. Tek ki, bizim kuyruğumuza basılmasın. Ancak o zaman "adalet!" diye bağırırız. 

***

Ahlakla biçimlenen hukuk, -düşmanlar dahil- karşıdakinin durumunda olduğunda, görmek istenen muameleyi onun için de savunmak ve öyle davranmaktır. 

Bazı kıt zekâlıların anlaması gereken; herkesin ve o herkes içindeki birilerinin adil yargılanmasını istemenin, o kişi veya grupların görüşlerinin benimsenmesi veya davranışlarının onaylanması anlamına gelmediğidir. 

Aksi ispatlanana kadar herkesin "masum" olduğuna inanmak, olması gereken en temel hukuk ilkesidir. 

Kimliği, bağlı olduğu sosyal grup, düşünce veya inancı kimseyi baştan suçlu kılmamalıdır. Hele hele birilerinin çatıştığı ötekileri yaftalamasına kulak asmamalıdır. 

Ancak -gerçekten- bağımsız yargı tarafından, usule uygun yargılamayla suçluluğu kanıtlananlar, hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdır. 

***

Adaletten kayırılmayı ve intikam sırasının gelmesini anladığımız; düşmanlarımız da dâhil, adil yargılanmayı savunmadığımız sürece bu topraklarda gerçek adaleti, hele hele hakkaniyeti görme şansımız olmayacak! 

Adında adalet olan partilerin veya biteviye hak ve hukuktan bahsedenlerin peşine takılarak adaletin gelmesini boşuna bekleyeceğiz. 

İman sahipleri, ahirette "ilahi" adaletin tecellisini umabilirler. 

Yeterince dindar olmayanlar, adalete kast edenlerin başkalarınınkiyle birlikte kendi mezarlarını kazdıkları düşüncesiyle rahatlayabilir veya hiç olmazsa zulmün bir kanser gibi, esir aldıkları bedenle birlikte eninde sonunda kendilerini de tüketeceği gerçeğiyle huzur bulabilirler.