Hamakta uzanmış sallanıyorum...

15 Temmuz 2017 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Hamakta uzanmış sallanıyorum... Sanki yıldızları daha iyi görebileyim diye biri otelin ışıklarını kısmış...Yer: Bodrum, Marina'nın dibinde bir oteldeyim. Hava şahane, bu hamakta üç beş hafta yatabilirim. Maalesef ki sadece bir gece için buradayım. Eee, geceyi hamakta yatıp yıldızları seyrederek mi geçireceğim?  Off, şimdi kim bu gövdeyi hamaktan kaldıracak da yürüyecek?

-Yazıklar olsun Buket! Sen resmen yaşlanmışsın! Bodrum'dasın, tek bir gecen var ve hamakta uyukluyorsun öyle mi? Vah, vah, bu günleri de mi görecektik?

-Ya, ne ilgisi var! Sensin yaşlı!  Sıcak çarptı, ondan mayıştım. Kalktım işte. Uyumak gibi bir niyetim tabii ki de yoktu, biraz dinlendim o kadar.

Vee başladım Marina'dan Halikarnas'a doğru  yürümeye. Yürü yürü de yol bir türlü Halikarnas'a varmıyor, çünkü  Halikarnas diye bir şey kalmamış, meğer yerle bir edilmiş yılların Halikarnas'ı, Bodrum'um sembolü, Akrep Nalan'ın Halikarnas'ı... Çok üzüldüm. Herhalde yıl M.Ö. 1800 falandı.

Bodrum'a ilk geldiğimiz yazdı. Ailecek Halikarnas'a gitmiştik. 13-14 yaşlarında olmalıydım. Beni içeri nasıl soktular bilmiyorum ama gözüm gönlüm açılmıştı, bir daha da iflah olmadım zaten. Sen ergen bir kızı her yaz Bodrum'a götür, gözünü Halikarnas'ta açtır  sonra da  kuzu kuzu evde oturmasını bekle. Oldu canım, görürsem söylerim!

Güzelim Halikarnas yok artık! Gerçi en son ne zaman gittim hatırlamıyorum, bundan sonra da gitmeyi düşünmezdim ama çocukluğuma, gençliğime ait bir anı daha tuzla buz olduğu için çok üzüldüm.

Ee, şimdi ne yapacağım? Hah buldum, Penguen pastanesine gidip bir şeyler içeyim. Neyse ki yılların Penguen'i yerinde  duruyor. Şansıma deniz kenarında boş bir masa da var. Hemen oturdum. Dalgaların sesi resmen ruhumu okşuyor. Gözlerimi kapatıp iki dakika keyif yapayım dedim, garson çat diye dibimde bitti.

- Menüden seçtiniz mi yiyeceğinizi?

Hemen de sipariş mi alınırmış? İki dakika yalnız bıraksaydın da keyif yapsaydım, mis gibi dalgaları dinliyordum. Zoraki kahve sipariş ettim. Üç saniye içinde sipariş masaya geldi. Eee ne oldu bu Bodrumlulara? Bodrumlu dediğin sıcak iklim sebebi ile  az buçuk uyuşuk, hatta tembel olur.

Sıcak memlekette çalışanların ortak özelliğidir bu, servis yavaştır, taahhüt edilen sürede ürünler  gelmez, rahatlık zirve yapar. İstanbullu müşteri sinirlendi mi de "Ne yani, iki dakika beklesen ölür müsün?" diye cevap verilir. Şansıma bakın ki, Bodrum'un rekor hızla servis yapan garsonu bana düştü. Oysaki servis yavaş olsa tek başıma daha az sipariş vererek daha çok oturabilirdim, bu şans değil, resmen şansızlıktı!

Şansızlığıma değil dalgaların sesi ve Bodrum kalesi manzarasına odaklanarak keyifle içtim jet hızıyla gelen kahvemi. Son yudumu henüz almıştım ki jet garson fincanı elimden çekip yine soruverdi:

- Başka bir siparişiniz var mı efendim?

Çocuk da öyle tatlı, öyle temiz suratlı bir şey ki kızacağım ama kıyamıyorum. Bir de çay sipariş etmek zorunda hissettim kendimi. Kesmedi tabii garsonu, sormaya devam etti:

-Yanında bir şey yemek de ister misiniz? 

Elinin körü be! Şeytan mısın nesin? Yürü git! Haftalardır forma gireceğim diye öldüm bittim, sabahın köründe kalkıp yürüyorum, senin yüzünden bu saate bir de tatlı mı yiyeceğim? Benim surat iyice indi aşağıya.

- Bir de kazandibi getir bari!

- Üstüne dondurma da ister misiniz?

Bu garson kesin sıkı prim alıyor, vallahi böylesini görmedim. İyisi mi ben buna iş teklif edeyim. Herif resmen bana satış yapıyor. İşin en kötü yanı, göz göre göre ben de malı satın alıyorum. Çocuğun suratını görseniz melekten bozma. Kesin iş teklif etmeliyim. Acaba çalışır mı İstanbul'da?

Gerçi belki seveni filan vardır. Şimdi ben gel İstanbul'a derim, araları açılır, yazıktır, bozulmasın araları. Hem hayat pahalıdır İstanbul'da. Sonra o yetmiyor bu yetmiyor, geçinemiyorum filan der, yuvamı yıktım senin teklifin yüzünden der, yok yahu, başıma ne dert alacağım, vazgeçtim iş miş yok sana! Ama dondurmayı getir yine de, belli ki kurtuluş yok senden.

Tahmin edeceğiniz gibi tatlının da son lokmasını yer yemez, yine dibimde bitti benim melek yüzlü şeytan, Bu defa da su isteyip inat ettim kalkmadım vallahi. Oturdum sağı solu seyrettim. En sevdiğim şeydir, bir kafede oturup insan manzarası seyretmek. Ama tek başına da bir yere kadar oturabiliyormuş insan, bir süre sonra bir çift laf edebileceği birilerini istiyor yanında. O anda benim yan masadaki bir kadın dikkatimi çekti.

Önce "profiterolüm nerede, parasını çoktan ödedim" diye ortalığı ayağa kaldırdı. Sonra onu yatıştırmak için çevresinde pervane olan garsonlarla başladı muhabbete. 

Kadının taktikler şahane, her şeyi bıraktım hayretle onu izlemeye başladım. Önce garsonu azarlıyor, sonra kendini affettirmeye çalışan çocukla koyu bir muhabbete başlıyor. Tarkan'dan giriyor Ruslardan çıkıyor... 9 Temmuz'dan giriyor 15 Temmuz'dan çıkıyor... Kadın inanılmaz! Kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyorum. Ne numaralar, ne numaralar... Gidip yanına imza alacağım birazdan... Bu kadın "Yalnız kalmamanın yolları" hakkında ansiklopedi yazar. Garsonlar kadından kurtulmaya çalışıyor, tam kaçacaklarken kadın yine azarlamaya başlıyor, garsonlar yine muma dönüyor.

İnsan manzaralarıyla ancak bu kadar eğlenebilirdim. Benim komşu kadının muhabbeti bitince ben de kalktım Penguen'den. Biraz da barlar sokağına bakıvereyim dedim. Barlar sokağında da eskiye dar pek bir şey kalmamış. Bir tek "Veli bar" duruyor. Bodrum'da herkes kendi zevkine göre süslenmiş, püslenmiş, olabildiğince açılmış saçılmış. Bana göre korkunç, başkasına göre şahane olabilir tabii. Paramparça şortlar, kotlar, atletler, ponponlu sandaletler belli ki pek popüler. Podyumdan fırlayıp gelen tipler ortalıkta pek yok, onlar belli ki daha geç çıkıyor piyasaya. Ben o saatte muhtemelen uyuyor olacağım. Evet ya, iyisi mi ben yine hamağıma döneyim. İşte o, İstanbul'da bulamadığım bir şey. Yıldızların altında, sıcacık bir havada hamakta sallanmak, şu anda başka hiçbir şey istemiyorum. Evet, biraz yorgunum, kafamı, ruhumu dinlendiresim var ama bunun yaşlılıkla ilgisi yok, vallahi yok! Tamamen psikolojik...

- Hadi kızım, küçük at da civcivler yesin! Sen anca kendini kandırırsın...

- Ah be, arkadaşlarım yanımda olsaydı görürdün sen civcivi de yaşlıyı da, hadi bu gece senin dediğin gibi olsun, senle bile uğraşamayacağım...

Hamağı, yıldızı, dalga sesi bol, huzurlu günler, geceler sizlerle olsun.

Sevgiyle kalın,