Trump'ın Putin batağı

18 Temmuz 2017 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

ABD'nin çok ögündüğü demokrasi tarihinin en büyük skandallarından biri, ülkenin, belki de sık sık söylendiği gibi dünyanın, en güçlü makamında oturan Donald Trump'ın altını milim milim oyarken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, yalnız kaldığında veya akşam votkasını yudumlarken nasıl gülümsediğini hayal etmemek mümkün değil.
 
Ucuz bir vodvil gibi, her sayfası yeni komik olaylarla açılan skandalın son dosyasınin, doğrudan kişisel olarak Başkan Trump değil oğlu Donald Trump Jr. üzerinde yoğunlaşmış olsa bile, süregiden yılan hikayesinin belki de bugüne dek vurucu darbesini oluşturduğunu söylemek abartı sayılmamalı.
 
Gözlemcileri bu yargıya götüren ve üzerinde dikkatle durulması gereken birden fazla unsur var bu son dosyada.
 
Kısaca özetlemek gerekirse, skandalın son sayfası geçen hafta New York Times'ın, seçim kampanyası daha devam ederken, oğul Trump'ın bir Rus avukatla görüştüğünü bildiren haberiyle başladı. Ama işin gözlemciler açısından eğlenceli, Başkan Trump ve yakınları için trajik olan tarafı, haberin ilk patlamasından sonra öldürücü detayların adeta milim milim gelmesi ve yalnızca Amerka'nın değil bütün dünya basınının bir Brezilya dizisi izliyormuşcasına Internet ve TV ekranlarına kilitlenmesiydi.
 
Gelen öldürücü ayrıntılar şöyleydi:
 
Önce, oğul Donald Trump'ın Rus avukatla yaptığı görüşmede, halen Beyaz Saray'da başdanışman olan başkanın damadı Jared Kushner ile Trump'ın o dönemdeki seçim kampanyasını yürüten Paul Manafort'un da hazır bulunduğu anlaşıldı. Yani görüşme masum bir ikili görüşme değil seçim kampanyasının bir etkinliği olarak gerçekleşmişti.
 
Üstelik görüşmeyi ayarlayan İngiliz halkla ilişkiler uzmanı, oğul Trump'a, görüşeceği avukatın Rusya hükümetiyle bağlantılı olarak çalıştığını açıklamış ve çok daha önemlisi vereceği bilgilerin Trump'ın seçimdeki rakibi Hillary Clinton'un kampanyasına büyük bir darbe indireceğini vaad etmişti. Oğul Trump da, "Amaaan, bayılırım bu işe" deyip görüşmeye koşmuş, damat Kushner ile Manafort'u da davet etmişti.
 
Gerçi yapılan görüşmede Clinton'u yıpratacak hiçbir bilgi değiş tokuşu yapılmamıştı.
 
Bu yüzden oğul Trump, hiçbir sakınca görmeden görüşme gerçekleşinceye kadar konuyla ilgili yaptığı tüm elektronik posta yazışmalarını kamuoyuna açıkladı. Başkan Trump ise oğlunun Rus avukatla yaptığı görüşmeden New York Times'ın haberinden önce bilgisi olmadığını iddia etti.
 
Ama asıl vurucu darbe daha gelmemişti o aşamada.
 
Vurucu darbe, aynı görüşmede, daha önce hiç bahsi geçmeyen eski bir Sovyet ajanının da hazır bulunmuş olmasıydı. Gerçi eski Sovyet ajanı yıllar önce ABD'ye iltica ederek vatandaşlık bile almıştı ama, görüşmede hangi amaçla hazır bulunduğu ve görüşmeyle ilgili daha önce yapılan açıklamalarda adının niye geçmediği mide bulandıran sorular olarak havada asılı duruyordu.
 
Ve bütün bunlar, Başkan Trump'ın Hamburg'daki G20 zirvesinde Putin'le ilk kez yüzyüze görüşüp Rusya liderinden "vallahi de billahi de sizin seçime hile karıştırmadım" sözünü bizzat aldığını ilan edişinin keyfini bile çıkaramadan oluyordu.
 
Son gelişmelerle işlerin Trump Beyaz Saray'ı açısından sarpa sardığı bir gerçek.
 
ABD Adalet Bakanlığı'nın Turmp'ın seçim kampanyası sırasında Rusya'yla olan ilişki/bağlantılarını soruşturmak için atadığı özel savcı Robert Müeller, henüz bu konuda tek bir kelimelik açıklama bile yapmadı.
 
Ama ABD'nin demokrasi tarihinin öteki kara lekesi olan Watergate skandalını soruşturmuş deneyimli hukukçular, oğul Donald Trump ile Trump seçim kampanyası yönetiminin bir değil bir kaç yasayı ihlal etmiş olabileceğini belirtiyorlar. Bunların başında, ABD seçim yasasının, kampanya sırasında rakiplerin hiç bir yabancı hükümetle hiç bir ilişkide bulunamayacağını hükme bağlayan maddeleri geliyor.
 
Cumhuriyetçi Parti stratejistleri dahil olayları gözleyen bütün yorumcuların ortak kanısı şu: Donald Trump'ın bütün bu süreçte gördüğü ve göreceği zararın birinci derecede sorumlusu kendi iletişim ve halkla ilişkiler kadrosu. İddiaların ilk ortaya atıldığı günden bu yana gizlilik perdesi ardında kalmayı tercih ederek, belki de olabileceğinden fazla kuşku yaratarak, zorunlu olmadıkça Kongre, FBI ve basına yeterli bilgi vermeyi reddeden bu kadronun Trump destekçisi seçmen kitlesi dahil pek çok çevrenin Başkan Trump'a bakışını olumsuz etkilediğinde hemen herkes birleşiyor.
 
Gizlilik bu kadronun işleyişiyle o kadar özdeşleşmiş ki, bu satırların yazıldığı sırada bile bir kuşku yaratıcı açıklama daha geldi. Donald Trump'ın seçim kampanyası yöneticileri tarafından federal seçim komisyonuna sunulan bir belgede, oğul Trump'ın, son haberlerden sonra başlatılan soruşturmalarda kendisini temsil etmesi için anlaştığı firmaya,  New York Times'in Rus avukatla yapılan görüşme haberini yayınlamasından bir hafta önce 50 bin dolarlık ödeme yaptığı açıklandı.
 
"Bunda ne var" diye sorulacak olursa hemen şu sorular sıralanabilir:
 
- Oğul Trump'ın bir avukata ihtiyaç duyacağı eğer New York Times'ın haberinden bir hafta önceden biliniyor idiyse, Başkan Trump'ın bu görüşmeden önceden haberdar olmadığı ne kadar inandırıcı olabilir?
 
- Eğer ödeme haberin duryulmasından bir hafta önce yapıldıysa, oğul Trump'ın bir avukat tuttuğu neden haberden önce açıklanmadı?
 
- Oğul Trump eğer New York Times haberinden önce avukat tuttuysa, bu avukat ya da avukatlar, kamuoyuna açıklanan  ayrıntıları ne kadar denetlediler? Bu avukatların tavsiyesi üzerine kamuoyundan hala saklanan bilgiler var mı?
 
Bu soruların listesini uzatmak mümkün.
 
Her geçen gün ortaya dökülen yeni kirli çamaşırlar Trump'ın Beyaz Saray'daki otoritesini aşındırır ve belki de görev süresini kısaltırken, Trump-Rusya skandalının asıl büyük sırlarını hala bilmiyor olabiliriz.
 
O sırlar muhtemelen Trump'ın görevden istemeyerek uzaklaştırmak zorunda kaldığı eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn'de, o kirli çamaşırlar ortaya döküldüğünde herhalde Washington'daki depremin etkileri Moskova'da bile hissedilecek.
 
Cengiz İzmirli (mahlas)