Mutluluk ve özgürlük

21 Temmuz 2017 Cuma  |  SERBEST KÜRSÜ

Ankara'da Tunalı Hilmi Caddesinde bir kafede mutluluk teması meşgul ediyor zihnimi. Mehmet Hakkı Yazıcı'nın "Moskova'da mutlu olmak" adlı yazısını okuduğumdan mı bilmiyorum. Belki de Moskova'dan sonra hayatımda çok şeyin değişmiş olmasından. Bir şekilde herkesin yüzleştiği bir soru aslında: Mutlu muyum? Mutluluğa giden bir yol var mı?

Sanırım çağımız insanı mukayese ile yaşayan bir varlık; kendi durumunu başkalarıyla, kendini değişen zaman ve durumlar içindeki halleriyle ve en önemlisi de beklentileriyle. 

Moskova'da arkadaşımla sıklıkla gittiğimiz o restoranı hatırlıyorum bir an. Ne hikmetse her gidişimizde kendimizi mutluluk konusunu tartışıyorken buluyorduk. Neden kendimizden memnun olmuyoruz bazen, hayatta nasıl bir yol izlemeli gibi sorular gündeme getiriyordu. Bir gün dedim ki ona, mutlu olmak zorunda mıyız peki, yani bunu düşünmeden yaşasak olmaz mı? Yine de konu üzerinde tartışmadan edemiyorduk.

Moskova'da konu hakkında yoğunlaşmamızın bir nedeni olmalıydı. Belli bir süre Moskova'da olacaktık. Türkiye'deki hayatımızı dondurmuştuk sanki. Böylece geriye dönüp baktığımız, değerlendirme yapabileceğimiz bir imkan doğmuştu. Moskova ise yeni gerçekler, farklı bir bakış açısı sunuyordu.

Farklı ülkelerin farklı imkanları ve bakış açısı mutlulukta etken mi? Yoksa insan nerede olursa olsun, kendi yapısal açmazları ya da sınırları mı daha önemli? İkisi de etken sanırım.

Soruları bir yana bırakıp not defterimi inceliyorum Tunalı'daki kafede.

Mutluluk kavramı özgürlük kavramıyla da ilişkili aslında. Özgürlük hissi mutluğunun nihai bir aşaması gibi. Yani kendini özgür hisseden bir insanın mutluluğu yakalamış olması da olası. Mutluluk an'larla alakalı daha çok, özgürlükse bir süreç.

Bir de kültürel ve bilinçaltı kodlar var. Özellikle bireyler olarak bizi kendi kendimize hapseden, kendimizi en büyük engelimiz haline getiren ve böylece mutsuzluğumuzun da kaynağı olabilen düşünme biçimleri oluyor. Bugün şemsiye almadım ya yağmur yağar kesin, dolar aldım ya mutlaka düşer, iyi bir şeyin benim başıma gelmesi imkansız zaten, dünyanın akıllısı sen misin, sen mi kurtaracaksın, ne önde ol ne arkada, gibi yerleşik yapılarla beynin çalışma esaslarını ülkeden ülkeye farklı kılan özellikler oluyor. Bunların yaratıcılık, özgüven ve an'lardan keyif alma konularına güçlü etkisi olmalı.

Zimmel özgürlüğün her zaman bir şeyden özgürleşme olduğunu ve baskının karşıtı olarak ele alınması gerektiğini söylüyor. İnsanın kendi bilinçaltını da buna dahil etmek gerekiyor galiba. Hegel ise diyor ki, nefsin kendi kendini onaylamasından başka bir şey değil özgürlük.

Mutluluk da biraz buna benziyor galiba. Yani içinde bulunduğumuz herhangi bir durumu onaylıyorsak mutluyuz. Nerede, kiminle, ne durumdaysak işte, bunu onaylıyorsak mutluyuz.

Pencereden insanları izliyorum bir süre. Düşünceli yürüyenler de var, neşeli, sarmaş dolaş geçenler de. Çıplak ayaklı bir kız çocuğu birinin arkasından koşuyor. Suriye'li olmalı. Aldığı bozuklukları gülümseyerek tutuyor avucunda.

Tuhaf mutluluk halleri geliyor aklıma. Kendisi olmak yerine güçlü ilişkilerine güvenen mutludur belki. Ya da kendisi olmak yerine imkanlı birinin karısı veya kocası olmayı seçen de mutludur. Mutlu olmak herkesin hakkı, ama mutlu olduğumuzu sandığımız her durumda mutlu muyuz, kendimizi gerçekleştirmeden bunu yapabilir miyiz?

Galiba bir amacı olmalı insanın. Bu amaç da insanlığın evrensel değerleri dikkate alındığında anlamlı bir yere düşmeli. Böyle bir amaç uğrunda üretken birinin mutsuz olma ihtimali var mı bilmem. Ama zor amaçlar belirleyip mutsuz olma ihtimali var.

Yine de Nobelli ekonomist, psikolog Kahneman'ın dediği gibi mutluluk da aşk arayışı da irrasyonel. Reçetesi yok. Kişiden kişiye, durumdan duruma farklılık gösteriyor. Yani iki kere boka kondu diye üçüncüsünde ota konacağının garantisi yok.

İnsan kendisi olursa, kendini, gerçekliğini keşfeder, üretken olur ve insanlığa katkı yaparsa mutlu olur muhtemelen. Ama köyde ağacın altında bir saat uyuyup, sonra türkü söyleyerek tırpana yüklenen de mutludur. Hem de daha mutlu belki.

Sonuçta günlük hayatta, eş dost sohbetinde, edebi, felsefi metinlerde o kadar çok duruyoruz ki bu kavramın üzerinde. Belki de Nietzsche'nin dediği gibi rahatta mutluluk yok. Ve bir özgürleşme gerekiyor sanki. Önce kendimizden başlayarak.

Ama hayır, depresif görünen yukarıdaki paragrafla bitmeyecek yazı. Goethe'nin dediği gibi, insan seçer, ayırt eder ve yargılar. Bir mutluluk yolu olacaksa eğer, mutlu olduğumuz anları seçip çoğaltmakla olabilir belki de.

Ankara'ya döndükten sonra Rusçamı unutmak istemiyordum. Bu yüzden internette bulduğum Rusça videoları izliyordum sık sık. Bunlardan biri ilginç bir şekilde yazının teması ile örtüşmüştü. St. Petersburg'da insanlara onları neyin mutlu ettiği soruluyordu. En sık verilen cevap aşktı.

Samih Güven

Yazının orjinalini okumak için TIKLAYIN