İklim değişikliği

03 Ağustos 2017 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

"İç Anadolu'da kuraklık, Ege, Marmara ve Akdeniz'de sel riski."

Geçtiğimiz iki hafta boyunca bunu sık sık duyduk.

Nereden çıktı bu ?

Yaz günü yağmur, dolu.

Sabah sıcak, akşama doğru serin hava ve yağmur.

Bir de 10 santim çapında dolu.

ARABA ÜSTÜNDE İNSAN

İklim değişikliği denildiğinde ilk gözümüzde canlanan, küçülen buz kütlesinin üzerinde bekleyen kutup ayısıdır. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da bu kez, suya batmış aracın üstüne çıkıp, suların çekilmesini bekleyen insanları gördük.

Temmuz ayında İstanbul gibi bir mega kenti su basacağı kimin aklına gelirdi ?

"Araba üstünde duran insan" görseli, mega kentin çaresizliğinin sembolüdür.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ 

Geçtiğimiz yıl küresel su ve kara yüzey sıcaklıkları 14.8 dereceye yükseldi. Böylece, 20. yüzyılın ortalaması, yeni yüzyılda 0.9 derece arttı.

İklim kayıtlarının tutulduğu 1880 yılından sonra hızla gelişen sanayileşme, yeni kirleticileri havaya karıştırdı. Bu kirleticilerin en başında arabalar, fabrikalar gelmektedir. Bu kirleticiler, karbon dioksit ve diğer sera gazlarının katlanarak artmasına neden oldu. Karbondioksit ve diğer sera gazları da ısıyı atmosferin içine hapsetmekte ve böylece küresel ısınmaya, iklim değişikliğine neden olmaktadır.

2011 yılına gelindiğinde karbondioksit salınımı, 1880'dekinden 150 kat daha fazla oldu.

Yaz aylarında, bu kadar kısa aralıklarla iki kez yaşadığımız ciddi hava olayları küresel iklim değişikliğinin yaşantımızı nasıl etkileyeceğinin sanki ön gösterimi gibiydi. Bilimsel araştırmalar, iklim değişikliğinin Akdeniz bölgesinde yaz aylarında aşırı yağışların şiddeti ve boyutunda artışa neden olacağını göstermektedir.

Greenpeace'e göre iklim değişikliğine "dur" demezsek, aşırı hava olaylarını sık sık yaşayabiliriz. Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Duygu Kutluay'a göre, şahit olduğumuz aşırı hava olaylarının şiddeti ve sıklığı artıyorsa iklim değişikliğinden bahsedilebilir.

NELER YAPALIM?

Kutluay'a göre, gezegenimiz, kayda geçen tarihi boyunca en yüksek karbondioksit oranlarına günümüzde ulaştı. Bilim insanlarının yüzde 97'si şu an içinde bulunduğumuz dönemin insan faaliyetleri kaynaklı iklim değişikliği olduğu konusunda hemfikir. Kutluay'a göre, bir yandan kentlerin altyapısını güçlendirerek ve yeşil alanlarını koruyarak iklim değişikliği kaynaklı değişimlere uyumlu hale getirip dayanıklılığını artırmalı; bir yandan da iklim değişikliğine sebep olan sera gazı emisyonları salımının en büyük nedeni olan fosil yakıtlardan acilen kurtulmalıyız. Fosil yakıtlar yerine Türkiye'nin zengin yenilenebilir enerji potansiyelinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İstanbul ve İzmir gibi  büyük kentlerde her tarafın betonlaşmış olması,   park ve bahçelerin daraltılması ve kent merkezindeki yeşil alanların azalmış olması, yüzeyden akan suyun yer altı suyuna karışmasını engellemektedir. Betonun üzerine yağacak yağmuru tutacak kanalların da yeterince inşa edilmediği ortadadır. Şehirde kanalizasyon sistemi ile yağmur toplama kanallarının ayrılması gerekmektedir. 

TÜRKİYE'Yİ NELER BEKLİYOR?

Dünya İklim Değişikliği Forum'u tarafından hazırlanan "İklim Değişikliği ve Türkiye" raporuna göre, iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki olası etkileri şöyledir:

- Yağışların Türkiye'nin güney kısımlarında azalması beklenmektedir. Kuzey ve özellikle kuzeydoğu kısımlarında ise bir miktar artış görülebilir.

- Deniz seviyesinin yükselmesi, nehir deltalarının (Çarşamba & Bafra gibi) ve kıyı kentlerinde düşük kotlu alanların sular altında kalmasına yol açabilir. Küresel deniz seviyesindeki 1 metrelik yükselme Türkiye'de 3 milyon kişiyi doğrudan etkileyebilir.

- Türkiye'de yüzyıl sonuna kadar nüfusun yüzde 45'i su kıtlığıyla karşılaşabilir.

- Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yağış artışı, heyelan riskini artırabilir.

- Sıcaklık artışı ve yağışlardaki düşüş sonucunda kuraklık ve sıcak hava dalgalarının şiddeti ve sürelerinde artış yaşanabilir.

SON SÖZ: İklim değişikliği sadece ısınma, yağış değil aynı zamanda zihinsel değişikliğe de yol açacaktır. Bu değişiklik, kentlerimizin daha yaşanılabilir olması için yetki verdiğimiz kişilerin, bilime tutunarak kentleri yönetmeleri zorunluluğudur.